Yemen'de Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Babülmendep Boğazı'nın güvenliğini yeniden gündeme taşıdı. Türkiye'nin de taraf olduğu Mekke Savunma İttifakı nedeniyle Ankara'nın nasıl bir tutum alacağı tartışılırken, Yemen'de kalıcı çözümün askerî müdahaleden çok siyasi uzlaşmaya bağlı olduğu görüşü öne çıkıyor. Yemen'de savaş yeniden büyüyor. Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları sürerken, Kızıldeniz kıyısındaki çatışmalar Babülmendep Boğazı'na doğru yayıldı. Birleşmiş Milletler, 15 Eylül'de Husilerin boğaz yönünde ilerlediğini ve güney Kızıldeniz'de bazı adaları ele geçirdiğine ilişkin bildirimler aldığını açıkladı. Bu gelişme, dünya ticareti açısından kritik geçiş noktalarından birinin güvenliğine dair kaygıları artırdı. Peki Husiler ne istiyor? Bu sorunun yanıtını yalnızca İran'la ilişkilerde ya da mezhep ayrımında aranmamalı. Husi hareketinin yükselişinde kuzeydeki siyasi dışlanmışlık, kabileler arasındaki güç mücadelesi, ekonomik kaynakların paylaşımı ve ülkenin yönetiminde söz sahibi olma isteği.
BARIŞ HEDEFİ UZAK GÖRÜNÜYOR
Husiler, Yemen'in kuzeyindeki Zeydi geleneğinden doğdu. Ancak Zeydi nüfusun tamamını Husi hareketiyle özdeşleştirmek doğru değil. Zeydilik, İran'da hâkim olan On İki İmam Şiiliğinden de farklı. Öte yandan bu mezhep farkı, Husiler ile İran arasında askerî ve siyasi iş birliği bulunmadığı anlamına gelmiyor. Bu ilişkinin derecesi ile Husilerin kendi kararlarını ne ölçüde bağımsız aldığı, Yemen tartışmasının en önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Yemen'in bugünkü tablosunu anlamak için 2014'ün de gerisine bakmak gerekiyor. Kuzey ve Güney Yemen 1990'da birleşti; ancak iktidarın, ordunun ve ekonomik kaynakların paylaşımı üzerindeki anlaşmazlıklar sona ermedi. Kuzeyde Husi hareketi güçlenirken güneyde de ayrı siyasi talepler ortaya çıktı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos 2026'da Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladı. Üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, anlaşma kapsamında oluşturulan komitenin ilk toplantısını 31 Ağustos'ta İstanbul'da yaptı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ittifakın savunma amaçlı olduğunu ve bölgesel krizlerde barışçıl çözümü de hedeflediğini söyledi. Husilerin Suudi Arabistan'a saldırıları üzerine "Türkiye askerî olarak devreye girecek mi?" sorusu gündeme geldi. Ancak Mekke Anlaşması'nın varlığı, Türkiye'nin Yemen'de doğrudan bir askerî operasyona katılacağı anlamına gelmiyor. Ankara'nın hangi adımı atacağına ilişkin resmî bir karar ile yorumları birbirinden ayırmak gerekiyor. İngiltere ise Suudi Arabistan'ın talebi üzerine savunma faaliyetlerine destek için bir havadan yakıt ikmal uçağı sağlayacağını duyurdu. Londra yönetimi de açıklamasında Yemen'de diplomatik çözümü teşvik etmeyi de hedefleri arasında saydı. Yemen'de tarafların birbirine yönelttiği saldırılar, yalnızca iki ülkenin sınır güvenliğini ilgilendirmiyor. Kızıldeniz'de seyreden gemiler, limanlar, ticaret ve en ağır bedeli ödeyen Yemen halkı da bu krizin içinde. Birleşmiş Milletler, çatışmaların genişlemesinin siyasi çözüme giden yolu daha da zorlaştırdığı uyarısını yapıyor. Husilerin Yemen'in geleceğindeki yeri müzakere edilmeden, Babülmendep çevresinde sağlanacak askerî üstünlüğün kalıcı barışa dönüşmesi güç görünüyor.

