Savaşlar, sadece topla, tüfekle kazanılmaz. Günümüzde olduğu gibi geçmişteki savaşların da kazanılmasında en etkili unsurlardan biri de şüphesiz kaşı taraftan sağlanan sağlıklı istihbarattır. İstihbarat (bilgi) sağlamak ise günümüz teknolojilerine rağmen oldukça zor ve risklidir. Zaman gelir devletinizin çıkarları ve üstün menfaatleri için karşı tarafa (düşman saflarına) geçmeniz ya da öyle görünmeniz gerekebilir. Her şey vatanseverlik ve hainlik arasındaki ince bir çizgidir aslında. Her an kelle koltukta ve hain damgası yiyerek yaşamak riski de öyle bir an gelir ki kaçınılmaz olur... Osmanlı'dan başlayarak günümüzde dahi adını bilmediğimiz gizli kahramanlar (istihbaratçılar) sayesinde bu topraklarda varlığımızı en güçlü şekilde sürdürüyoruz. Yakın tarihimizin en önemli istihbaratçılarından biri olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın da en önemli ajanlarından Eşref Sencer Kuşcubaşı'nın çalkantılı hayatını Yeni Asır okuyucuları için mercek altına aldık. Yer: Söke-Kuşadası yolu Yaylaköy Caferli Granta mezarlığı... Kırık bir mezar taşında Eşref Sencer Kuşcubaşı adı yazılı... Çevresi yıllar önce düzenlenmiş sade bir mezar... Ziyaretçilerin dikkatlerini çekmeyecek alelade sıradan bir mezar... Ama tarih öyle demiyor... 1964 yılında 81 yaşındayken vefat eden Eşref Sencer Kuşcubaşı aslında Cumhuriyet'in doğuşuna damga vuran istihbaratçı gizli bir teşkilatçı, gözü kara bir direniş adamı, bir maceraperest, bir kahraman...

MACERA DOLU BİR HAYAT
Kimi kaynaklara göre hala daha rüştünü ispatlayamamış Kuşcubaşı Eşref'in maceralı ve bir o kadar da çalkantılı hayatına yakından bakalım... Eşref Sencer Kuşcubaşı, Osmanlı'nın son dönemi, Cumhuriyet'in ise adım adım doğduğu çalkantılı yılların en sıra dışı simalarından biridir. Cesareti, teşkilatçılığı, zekası ve gözü karalığı yalnızca dönemin değil, bütün bir tarihimizin en çarpıcı isimlerinden biri olarak anılır.
HİCAZ'A SÜRGÜN EDİLDİ
Eşref Sencer bey, 1873'te İstanbul'da dünyaya geldi. Çerkes bir aileye mensup olan Eşref Sencer'in soyu, sarayda kuşçubaşılık yapan Mustafa Nuri bey ve dedesi Eşref Sencer Bey'e dayanır. Annesi ise köklerini Sultan Sencer'e bağlı olduğunu söylerdi. Eşref, Harbiye'de aldığı eğitimle genç yaşta disiplinli, donanımlı ve ufku geniş bir subay olarak yetişti. Daha Harbiye'nin son sınıfındayken kaderinin değişeceğini nereden bilebilirdi? Sultan Abdülhamid'e karşı Yeni Osmanlılar'la temas kuran babasıyla birlikte Hicaz'a sürgüne gönderildi. Taif'te geçirdiği bir yılın ardından kardeşi Selim Sami Bey ile birlikte sürgünden firar etti. Peşine düşen kuvvetleri atlattığı bu ilk büyük başkaldırı, onun ileride yapacaklarının da habercisiydi.
TEŞKILAT-I MAHSUSA'YI KURDU
Ve tarihler 1898'i gösterdiğinde, Miralay Rasim Bey'in yönlendirmesiyle "Teşkilat-ı Mahsusa'yı" kurdu. Yalnızca kurmakla kalmadı, onun ilk lideri olarak adeta teşkilata ruh verdi. Bir süre Avrupa'da Jön Türkler'le iletişim kurdu, ardından kılık değiştirip Makedonya'ya geçerek "Üçüncü Ordu" bünyesinde çalıştı. 1908'de ise II. Meşrutiyet'in ilanında perde arkasındaki en etkili isimlerden biri olarak tarihe geçti. I. Dünya Savaşı patlak vermişti. Savaş yıllarında onun mücadelesi yine sınır tanımadı. Beş dava arkadaşıyla Hindistan'a gidip Pamir üzerinden Türkistan'a geçti. Yedisu-Kırgız ayaklanmasını organize etti. Libya, Cezayir ve Fas'ın dağlarında ve çöllerinde derin izler bıraktı. Hayber'de Osmanlı ordusuna mühimmat ulaştırırken İngiliz ve Şerif Hüseyin'in kurduğu pusuya düştü. Bir savaş gemisi ve bir denizaltı eşliğinde Malta'ya sürgün edildi. Yakalandıktan sonra ünlü casus Lawrence'a "Lawrence, kazandığını sanıyorsun. Fakat henüz hiçbir şey bitmedi. Hükümetinin başına öyle musibetler salacağım ki, iki asır uğraşsanız bitiremeyeceksiniz" dediği öne sürüldü.
KURTULUŞ SAVAŞI'NA KATILDI
Esareti kısa sürdü. Mütareke yıllarıydı, İstanbul'a döndüğünde işgalin karanlığına karşı direnişi örgütleyen gizli güçlerden biri oldu. Kardeşi Hacı Selim Sami Bey'le birlikte, Çerkes Ethem'in Milli Mücadele saflarına katılmasını sağlayan kişi yine Kuşçubaşı Eşref'ti. Yunanlılara karşı önemli başarılar elde etti.
KADERİN OYUNU
Çerkes Ethem'in Türk kuvvetlerine isyan edip yenilmesinden sonra onunda kaderi değişti. Belki de bir istihbaratçının başına gelebilecek en kötü olayları yaşadı. Lozan Antlaşması'ndan sonra Yunan ve İngiliz iş birlikçisi olması iddiasıyla, "Yüzellilikler" listesinde yer alarak vatandaşlıktan çıkarıldı. Türkiye'ye girişi 1936 yılına kadar yasaklandı. 1936 affıyla yurda girişi serbest bırakıldı. Yakın çevresine, "Hiçbir zaman af dilemedim, hain değilim ki affedileyim" dediği rivayet edildi. Sürgün yıllarında Mısır'da bulunan dostu Mehmed Akif Ersoy ile sürekli mektuplaştı. Vatan hasreti satırlarında doruğa ulaştı. Geride, "Tarihe Benden Haberler" adını verdiği hatıratı bıraktı.
GERİDE ÖYKÜSÜNÜ BIRAKTI
1950 yılında Demokrat parti döneminde yurda dönüşünün adından, Salihli ve Söke'deki aile çiftliğine çekildi. Fırsat buldukça beraber savaştığı silah arkadaşlarının mezarlarını dolaştı... Ömrünün son yıllarında son derece sakin bir hayat geçirdi. Takvimler 1964 sonbaharını gösterirken, Söke'de hayata gözlerini yumdu... Ardında filmlere konu olacak fırtınalı bir hayat öyküsü bıraktı... Başta da belirttiğimiz üzere istihbaratçılık zor ve meşakkatli bir iştir... Yere göğe sığdırılamayan bir kahramanken bir anda hain ilan edilebilirsiniz. Eğer yolunuz Söke-Kuşadası yolu Yaylaköy Caferli Granta mezarlığına düşerse Kuşcubaşı Eşref beye bir Fatiha okumayı ihmal etmeyin...

