Prof. Dr. Tahsin Koçyiğit yazdı...
Misafir vardır; gelişiyle evin havasını değiştirir, gidişiyle ardından derin bir boşluk bırakır. Ramazan ayı işte böyle bir misafirdir. Takvimdeki diğer aylardan farklı olarak kalbimizi yoklayan, alışkanlıklarımızı yeniden şekillendiren mübarek bir misafir gibidir. Her yıl kapımızı çalar, bize kendimizi hatırlatır, sonra da sessizce yoluna devam eder. Kadir gecemizi de ihya ettik. Yine bir vedanın eşiğindeyiz. Sayılı günler su gibi aktı. Artık Ramazan'ın son günleri...

ARINMANIN MEKANI KALPTİR
Sofraların, camilerin, sokakların ve kalplerin yavaş yavaş o tanıdık ritimden ayrılacağı günler. İnsanın içine ince bir hüzün çöküyor değil mi? Tam iklimini solumaya başladık, ritmine alıştık derken hem de. İslam kültüründe Ramazan'ın bir misafir gibi tasavvur edilmesi boşuna değildir. Misafir geleceğinde nasıl da evler toparlanır, üstümüze başımıza çeki düzen verilir, gönül pencereleri açılır, ikramlar artar, sofralar bereketlenir. İnsan en güzel ve samimi hâlini takınır. İşte Ramazan da böyledir. Onun gelişiyle hayatımızda bazı şeyler değişir. Günlerimiz daha ölçülü, gecelerimiz dolu, ilişkilerimiz daha anlamlı hâle gelir. Sofralar paylaşmanın, camiler buluşmanın, kalpler ise arınmanın mekânına dönüşüverir. Ramazan'ın son günlerinde her Müslüman için sessiz bir muhasebe başlamalıdır. Bu ay bize ne bıraktı? Açlık ve susuzlukla geçen günlerin ardından iç dünyamızda ne değişti? Oruç yalnızca midemizi mi terbiye etti, yoksa yüreğimize de dokundu mu? Ramazan, insanın kendi nefsiyle konuştuğu bir aydır. Açlık, yalnızca bedeni değil, insanın içindeki taşkınlıkları da dizginler. Sabrı öğretir. İnsanı, acelecilik ve hoyratlıktan uzaklaştırır. Bir lokmanın, bir yudum suyun, bir dilim ekmeğin kıymetini yeniden hatırlatır. Fakat Ramazan'ın asıl öğretisi, iftar sofrasında değil; insanın kendisiyle baş başa kaldığı o sessiz anlarda saklıdır. Çünkü oruç sadece yemekten içmekten uzak durmak değildir. Oruç aynı zamanda dilin, gözün ve kalbin de orucudur. Kırıcı sözden uzak durmak.

YOĞUN BİR EĞİTİM
Bu yüzden Ramazan'ın son günlerinde sorulması gereken en önemli soru şudur: Bu ay bize ne bıraktı? Eğer önceye göre biraz daha sabırlıysak... Eğer başkasının acısını biraz daha hissedebiliyorsak... Eğer israfın, kırıcı sözün ve haksızlığın farkına daha çok varıyorsak, demek ki Ramazan kalbimize bir iz bırakmış demektir. Ancak Ramazan'ın asıl imtihanı, çoğu zaman onun gidişinden sonra başlar. Çünkü Ramazan, hayatın içindeki kısa ama yoğun bir eğitim gibidir. Bir ay boyunca insan, iradesini disipline eder. Aç kalır ama sabreder. İstediği hâlde bazı şeylerden vazgeçer. Gecelerini biraz daha uyanık geçirir. Kalbini biraz daha dinler. Fakat bu disiplin Ramazan'ın son günüyle birlikte kaybolursa, o zaman bu eğitimden geriye çok az şey kalır.

BÜTÜN GÜNLERE YAYILMALI
Oysa Ramazan'ın gerçek amacı, insanın hayatında kalıcı bir dönüşüm başlatmaktır. Namazın daha dikkatli kılındığı, Kur'an'ın daha çok okunduğu, paylaşmanın çoğaldığı bu günler, aslında yılın geri kalanına bir örnek sunar. Bu yüzden Ramazan'ı uğurlarken belki de en önemli soru şudur: Ramazan bize misafir oldu mu, yoksa biz Ramazan'a misafir olmayı öğrenebildik mi? Eğer bu ay boyunca kalbimize yerleşen bazı güzel alışkanlıkları yılın geri kalanına taşıyabilirsek, işte o zaman Ramazan gerçek anlamda hayatımıza dokunmuş olur. Bir ay boyunca camiye alışan ayakların, Kur'an'a alışan ellerin, paylaşmaya alışan gönüllerin Ramazan'dan sonra da bu yolda yürümeye devam etmesi gerekir. Aksi hâlde Ramazan yalnızca takvimde yaşanmış bir zaman dilimi olarak kalır. Oysa Ramazan'ın hatırası, bir ayla sınırlı olmamalıdır. Onun öğrettiği sabır, ölçü ve merhamet hayatın bütün günlerine yayılmalıdır.

GÜZELLİKLERİNİ ÇOĞALTALIM
Çünkü insanı değiştiren şey bazen büyük sözler değil, küçük ama sürekli davranışlardır. Şimdi Ramazan'ın kapımızdan ayrılmasına çok az kaldı. Mahyaların sökülmesine, sahur vakitlerinin sessizliğe karışmasına, iftar sofralarının o telaşlı bekleyişine veda etmeye hazırlanıyoruz. Belki bu yüzden kalbimizin bir köşesinde hafif bir mahzunluk var. Fakat aslında Ramazan tam olarak gitmez. O, kalbimize bıraktığı iz kadar bizimle kalır. Eğer bu ayın bize öğrettiği sabrı, paylaşmayı ve ölçüyü hayatımızın geri kalanında da yaşatabilirsek, Ramazan yalnızca bir ay değil, kalıcı bir ahlâk (huy, karakter) hâline gelir. Kutlu misafiri uğurlarken yapılacak en güzel şey de belki budur: Onun bize bıraktığı güzellikleri hayatımızda daha da artırmak. Çünkü bazı misafirler gider ama hatıraları evde kalır. Ramazan da işte böyle bir misafirdir.
