Türkiye'nin 90'lı yıllarında sahil kentlerini yaşam alanı olarak seçen "karanlıkların efendileri", Kuşadası'nın delikanlı belediye başkanı Lütfü Suyolcu'yu katlettiğinde kızı Çiğdem Suyolcu 18 yaşındaydı. Bilkent Üniversitesi'nde okuyordu. 1995 yılında "Baban hastanede, yaralı" diye telefon ettiklerinde "Öldü" diye geçirmiş içinden. Zira gecenin tam ortasında aranıyorsa, 'ucunda ölüm vardır' diye düşünmüş. Zira böyle bir durum daha önce yaşanmamış. Gerçekle yüzleşti gençliğinin baharında. En gerçeği, ölümle!.. lk bakışta her insanoğlunun başına gelebilecek gibi görünüyor. Oysa Çiğdem, dünyanın en mutlu insanı gibi yaşarken, en mutsuz insanına dönüşüyor. Yani beyazdan siyaha.. Bu kadar başka bir hayata açılıyor talihi...
SİNEMA OKUDU
Bir insana ait bütün duyguları taşıdı o zaman.. Öfke, keder, nefret, kin.. Ama hepsi kendine dönüyordu. Ağır depresyon, kendi ifadesiyle, "kilitlenme" hali. Acıların mutsuz, ışıksız bir yere taşıdığı bir Çiğdem çıktı ortaya.. Sonra, yeni bir Çiğdem oldu. Sinema okudu, senaryo yazdı, kor gibi yanan acısını içinde dindirdi. Sonra ortaya bu film çıktı: Gitme Baba Babalarını kaybeden bütün genç kızların haykırışıydı bu. Filmin afişine de öyle yazdı, "Bazı acılar hiç geçmez, hiç değişmez, seni değiştirip bambaşka biri yaparmış" diye... Başka Çiğdem'e sorduk.. Acılarından süzülüp gelen sinema sanatçısına..
18 YILLIK BİR ACI - Babanızı anlatır mısınız?
- Babam, karanlıkların içinden çıkan kurşunlara hedef oldu. O, ilçede çok sevilen bir başkandı. Siyasette başarılı, halkın sevgisini kazanmada da.. Hepsi bir yana o, benim babamdı, babam!
- 18 yaşında babası kaldınız, hayatın en acılı yüzünü yaşadınız. Bunu film yaptınız. Bir yanda babanızın hayatını kendi yoluna sokamayan karanlık eller boğdu, diğer yanda siz bunun ardından film yapıyorsunuz. Hiç mi endişelenmediniz?
- Korku, bir nevi çaresizliktir. Benim babam öldürüldü. Bundan başka neyi kaybedebilirdim. Korkmayı sildim lügatımdan. Lütfü Suyolcu'yu hemşerileri, sevenleri 18 yıl önce toprağa verdi ama ben değil. Bu film vizyona girdi, herkesle birlikte oturup izledim işte o zaman babamı toprağa verdim. Acılarımı yüreğime gömdüm. O karanlık ellerin sahibini ben, ailem, yakınlarım, tüm Türkiye biliyor.
HEP OLGUN ÇOCUK - Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiğiniz dönemlerdeki arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıl şekillendi? Onların gözünde nasıl göründüğünüzü düşünüyorsunuz? Açıkçası babasız olmak sizi onlardan farklı hale getirdi mi?
- Ben arkadaşları arasında çok sevilen ve onları seven biriydim, öğrencilik yıllarım hep sınıf başkanı olarak geçti. Hep beni seçtiler. Çünkü bana güvendiler ve sevdiler. Fakat babamı kaybettikten sonra bir kopuş oldu. O kadar mutsuzdum ki çevremde kimseyi istemiyordum. Çünkü hem kırıcı oluyordum hem de kimseyi dinleyecek ya da bir şey paylaşacak gücüm ve isteğim vardı. O yıl en yakın arkadaşlarımdan uzaklaştım. Konuştukları konular, mesele ettikleri şeyler tuhaf gelmeye başladı bana. Her şeye rağmen onları içimden çok sevdim ama sanki yollarımız hiç kesişemeyecekmiş gibi ayrıldı. Onlar yaşlarına yakışanı yaşıyorlardı. Bu çok normaldi, bense çok farklı bir yola girmiştim.
- Yakınını, sevdiğini kaybetmek insanın olgunlaşmanın en acı ve kısa yoludur. Baba acısı yaşamınızı nasıl değiştirdi?
- Zaten hep yaşımdan olgun oldum. Bir de üstüne bu acının olgunluğu bindi. Doğal olarak sizden yaşca büyük insanlarla arkadaşlık yapmaya başlıyorsunuz. Ancak onlar tatmin ediyor. Yaşıt olup yakın olduğum arkadaşım çok azdır. Şu anki yaşama bakış açımdan bahsedeyim; ölümden başka her şeye çare var, ölüm hariç her şeyi çözerim, beni hiçbirşey yıldıramaz. Kendimi her açıdan çok güçlü hissediyorum. Dibe vurduktan sonra öyle bir fırladım ki yukarıya doğru. Bu saatten sonra beni çok az şey üzer, yorar. Üzülme, yorulma kapasitem doldu. Bundan sonra mutluluk var benim için. Çok fazla da sevsem üzenbirinden hemen vazgeçebilirim.
- Acıyı ifade biçimi Anadolu coğrafyası insanında birbirine yakındır. Röportajlarınızdan okudum, sosyal kabul görecek boyutlarda yaşamışsınız. Psikolojik travmalarını da... Hangi gelecek umudu sizi bu 'ışıksız odalar'dan alıp çıkardı?
- 'Sosyal kabul görmek' hiç umurumda değil. Bir delirme hali gelseydi üzerime tutmaya çalışmazdım. Sakin bir hal geldi onu yaşadım, sürekli uyuyordum fişim çekilmiş gibi. Annem arasıra uyandırır, '2 gündür bir şey yemiyorsun, böyle olmaz' der bir şeyler yedirmeye çalışırdı. Birgün farklı uyandım. Her şeyi, herkesi geride bırakmak ve gitmek isteğiyle.. Gittiğim yerde babam için bir şey yapmak. Bir gece karar verdim 1 hafta içinde şartları oluşturdum ve İstanbul'a gittim. İlk 5 yıl çok az geldim Kuşadası'na. İçimden gelmedi.
- Egeli insanının karakteristik yapısında temkimli, serin kanlı, sabırlı, iddialı olmak vardır. Sizi bu konuda hangi duygu motive ediyor? Sevdiğiniz için neler yapabilirsiniz? SEVGİ MOTİVE EDER
- Sadece iddialı sıfatı bana uygun. Beni sevgi motive eder, yürekten sevdiğim insan için yapamayacağım şey yoktur. Ayrıca kendisini çok seven biriyim, bayılıyorum kendime. Kendini sevme hali yaşama tutunmak açısından çok önemli. Temkinli değilim, çok risk alırım. Serinkanlı değilim çok delirmişliğim vardır. Sabırlı hiç değilim aşırı sabırlı insanlar sinirimi bozar. Mantığım var tabii ki ama duygularımla ve önsezilerimle yaşarım. Hırslı değil, azimliyim. İddialı olma kısmıysa benim altyapım çok sağlam. Sağlam olanlar iddialı olmalı. Etrafa bakıyorum sağlam değil, ama iddialı dolu.
- Bundan sonraki projeniz (sinema/dizi) nedir?
- Farklı senaryo çalışmalarım var onlara devam edeceğim. Yazma işi benimle ilgili bir şey. Oyunculuk ise gelecek tekliflere bağlı olarak devam edecek, o kısım benim elimde değil.
