Geçtiğimiz hafta, Yazı İşleri'ndeki gece nöbeti sırası bendeydi. Daha önce de söz ettiğim gibi, Yeni Asır'daki asli görevim yayın editörlüğü. Yani sabahtan akşama kadar, normal bir çalışanın tam gün mesaisini kapsayan işimin dışında zaman yaratmaya çalışıyorum yazı ve röportajlarıma... Kolay değil, oturduğu yerden cevher yumurtlayan sanat yazarları klasmanında sayılmamak için, yetişebildiğim tüm etkinlikleri izlemeye çalışıyorum.
***
Elbette geceyi gazetemde geçirmek gerektiğinde, o hafta ipin ucu kaçıyor. Geçen cuma da böyle bir geceye denk geldiğinden, az daha yarım asırda bir izleme şansı bulabileceğimiz dünyanın en iyi orkestrasının konserinde bulunamayacaktım. Ama aynı gün İKSEV Başkanı Filiz Eczacıbaşı Sarper'in, o gece Adnan Saygun'da sahneye çıkacak Kraliyet Concertgebouw Orkestrası şefi Daniele Gatti onuruna verdiği öğle yemeğinde işler değişti. Filiz Hanım tüm samimiyet ve ısrarıyla, o akşam Saygun'da çıkacak 'en iyi' unvanlı orkestrayı mutlaka izlemem gerektiğini söyledi.
***
24'üncüsü düzenlenen Uluslararası İzmir Festivali'nin açılışındaki konuşmasında, kentin kültür tarihiyle festival arasında kurdukları bağı ve geleceğe iz bırakacak etkinliklerin gururunu yaşadıklarını anlatan Filiz Hanım ne kadar da haklıymış meğer. Zaten bilmiyor değildik ama o gece benim de nöbeti başka bir arkadaşıma paslayarak gittiğim inanılmaz konser; İKSEV'in, Filiz Sarper'in ve İzmir Festivali'nin kentimize neler kazandırdığını bir kez daha görmemizi sağladı.
***
İlk bölümde, klasik müziğin ünlü bestecisi Franz Liszt'in kızı Cosima'yla evlenen Richard Wagner'in, doğum yapan eşine ve minik oğluna hediye etmek üzere bestelediği Siegfried Idyll'i seslendiren Kraliyet Concertgebouw Orkestrası; canlılığıyla, uyumuyla, disipliniyle ve en önemlisi, sanki salona stereo yayın veriliyormuşçasına bize ulaştırdıkları ses kalitesiyle tüm dinleyicileri mest etti.
***
Üstelik, başkemancılarını görmeliydiniz, gencecik iki adam. Orkestrada 'henüz çocuk' diyebileceğiniz isimlerden yaşlı kurtlara kadar her yaştan insan var. Ama hepsinin ellerinden aynı ustalık akıyor. Çalmayı kesinlikle iş olarak görmüyorlar. Hüznü, acıyı, isyanı, sevinci ve coşkuyu yüreklerinde değil de enstrümanların tınılarında hissettiklerini fark ediyorsunuz. Yürek atışları ve soluk alışları kadar yaşamsal bir uyum içinde akıyor melodiler...
***
İkinci bölümde dev orkestra bu kez Gustav Mahler'in 5'inci senfonisini seslendirdi. Genellikle çoğumuzun 'bayıltıcı' bulduğu böylesine ağır eserleri çalarken bile, işinden aldıkları zevki yüzlerinde okuyabildiğiniz sanatçıları dinlerken en küçük bir iç sıkıntısı geçirmiyorsunuz. Hani Tanrı korusun, benzer eserleri bir de bizim senfoniden dinleyin de görün. 'Dünyanın en iyisi' etiketini kazandıracak niteliklerin kendiliğinden oluşmadığına ya da sadece yeteneklerden doğmadığına en güzel örnek Kraliyet Orkestrası...
***
Çünkü bizdeki devlet senfonisi mantığıyla 'memur işi' sanat yapmıyor adamlar. Orkestraya bir kere kapağı atmakla mezara dek maaşı hak etme şansları da yok. Orada çalabilmek için her yıl yeterlilik sınavı veriyorlar. Bileğinin, nefesinin gücüyle kim daha iyisini becerebiliyorsa o seçiliyor kadroya. Gündüz çalıp gece ekstralara çıkan 'garantili' çalgıcılarla ancak bizdeki kadar çalınıyor işte.
***
Ve büyük şef Daniele Gatti... İşte o muhteşem ses kalitesinin yükseldiği sahnede, orkestrayı bir an aksamaksızın 2 saat ezberden yönetti. Disiplini, yeteneği, bilgiyi, sevgiyi ve çalışmayı harmanlayan bir müzik zekasının yarattığı tabloya hepimiz hayran kaldık. Ellerimiz koparcasına alkışladık.
İyi ki Filiz Sarper var. Ona ne denli teşekkür etsek azdır...
