Son günlerde iki yazım, okurumdan büyük destek gördü. İlki, Konak İsmet Paşa İlköğretim Okulu Müdürü Osman Teğiş'in okulunu yenilemek için gösterdiği yoğun çaba ve eğitim anlayışı, diğeri de, İzmir'in göbeğinde olmasına karşın birçok kişi tarafından hala farkına varılmayan çağdaş çizgilere sahip Tepekule Kongre Merkezi'ydi.
İkisi de iyi gelişmeydi, ikisi de topluma moral verdi. Şu dedikodu, politik çekişme ve sancılı değişim rüzgarları arasında sıkışan iyi şeylerin dile gelmesiydi.
Daha niceleri var, eminim. Ama, son yıllarda yayın politikalarını "gerilim" ve "sataşma" üzerine kuran, haberciliği unutan medya kuruluşları yüzünden sesini duyuramıyordu.
Oysa bu ülke insanının bir şeylerin yolunda gittiğine inanması, kendisine yaşama sevinci verecek "iyi şeylerin" desteklendiğini görmesi, hissetmesi gerek...
Zira, herkesin yüzü asık... İşine vapurla, otobüsle gelirsen, görmemen olanaksız...
***
Bugün de size bana umut veren bir seminerden söz edeceğim. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yaptığı bir çalışmadan... Hem öğretmen olan eşimden hem de ortak arkadaşımız öğretmen Suna Akar'dan dinledim bu muhteşem projeyi...
Olay şudur:
İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü Projeler Koordinasyon Bölümü Başkanı Zahide Mutlukan'ın yürüttüğü, "Avrupa Birliği (AB) Hibe Programları" ve "İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Teklif Çağrıları"nı eğitim camiasına tanıtmak için düzenlenen seminerde yapılan sunumda, proje uzmanı iki eğitimci görev almış; coğrafya öğretmeni Ferruh Semerci ve İngilizce öğretmeni Şeyda Karadeniz...
Yaptıkları çalışmaları anlatmak için, yerim yeterli değil; o kadar çok ki, kısa başlıklarla aktarmak istiyorum sizlere...
***
Meslek liselerine yönelik, "Kariyerin İzmir Yolculuğu" bir İZKA çalışması... Avrupa Birliği'ne yönelik "Comenius, Grundtvig, Leonardo" projeleri... TUBİTAK için hazırlanan "Oyuncak kütüphanesi", "Sanal kimya laboratuvarı", "Okul Temelli Çatışma Çözümü ve Akran Arabulucuk Projesi" ve Milli Eğitim Müdürlüğü için hazırlanan "Hijyen ve Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma Projesi", "Yaşamda Kalite", "Çocukların Meyve Bahçeleri", "Aktif Okullar" ve daha neler neler...
***
Bu çalışmaların hepsi "daha çağdaş", daha "bilgili", "daha becerikli", "daha yaratıcı gençleri yetiştirmek için...
Öğretmenlere seminerler düzenliyorlar ki, öğrencilere doğru, bilgilendirme yapsınlar diye...
İlk etapta 150 katılımcı gelmiş seminere... Bence az, daha geniş olmalı... Böyle özel çalışmalar, daha kapsamlı duyurulmalı...
Hatta halk da, veliler de bu tarz çalışmaların içinde yer almalı.
***
Suna Hanım bana dedi ki: "Hürol Bey, seminerde şunu anladım. Birileri söylenmek, homurdanmak yerine üretiyor; üstelik o 'birileri' içimizden... Bu 'birileri' gözlüyor, sorunu belirliyor, araştırıyor, çözüm üretiyor ve uyguluyor. Oy kaygıları yok, tamamen
gönüllüler. Kamu görevlisi oldukları için tek kuruş ücret almıyor, mesaiye bağlı kalmaksızın, gece-gündüz çalışıyorlar; daha iyi bir İzmir, daha mutlu bir halk, daha başarılı çocuklar, daha güvenli aileler için..."
Bir de çok hoş bir benzetme yapıyor sevgili Suna:
"Onlar sahile vuran binlerce denizyıldızından birkaç tanesini Körfez'in derin sularına bırakıyor. Biliyorlar ki o denizyıldızı için bu, kurtuluş demekOluşturdukları sinerji nesiller boyu etkisini gösterecek, hele bir de sesleri duyulursa..."
***
Duyulacak Suna kardeş... Ben, bir basın mensubu olarak, bu özverili, çalışkan, üreten beyinlerin her zaman yanındayım.
Çünkü onlar ülkeme "dedikodunun" değil, bilgi toplumunun temelini atıyorlar.
HAYATIN ÖZÜ
Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. "Tavuk toplum", önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.
Charles Darwin
SÖZÜN ÖZÜ
Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.
S.M. Power
Anlaşamayınca yok et, bitir!
Yerli dizilerde bir alışkanlık var; izleyiciye günbegün alıştırdıkları oyuncuları, gün gelip anlaşamayınca ayırıyorlar.
Bunun nedeni ya para, ya içki ya kumar... Eskiden bu tek tüktü, şimdi çokça...
Hem de izleyicinin başını döndürürcesine...
Örneğin...
Kapalıçarşı'nın lokomotifi olan Cemal'i, yani Nejat İşler'i ayırdılar önceki bölüm... Hem de öldürerek...
Basına yansıyan nedeni, çok içki içmesi... Sette alkollü gelmesi.
Peki, bu dizi projesinin başlangıcında, aktörün bu alışkanlığı bilinmiyor muydu?
Bence, gösteri camiasında hiçbir şey sır kalmaz, yani sorunun yanıtı burada...
***
Örneğin...
Yaprak Dökümü'nün Cem'i, Kıvanç Kasabalı, tam da mutluluğu yakalamışken kalp krizine kurban gitti.
Daha eşine doyamadan...
Oyuncunun çok para istediği için, diziden ekarte edildiği söylendi; olabilir. Hakkıdır isteyebilir.
Peki sonu böyle mi olmalı?
İzleyiciye bir karaktere alıştır, anlaşamayınca yok et; benzeri zaten tutmuyor, bir de tamamen bitirince, iyice şaşırt milleti...
Adam işsiz kalınca ne yapacak, başka bir yapımda kendini bulacak.
Şimdi aynı oyuncu Samanyolu'nda karşımıza çıktı, haydi bakalım ayıkla pirincin taşını...
Peki biz nerede kalmıştık, Yaprak Dökümü'nde mi?
***
Bu tutarsızlık izleyiciyi dizilerden soğutuyor, bilir misiniz?
İzleyici açısından eskiden seve seve yaptıkları izleme faaliyeti, "zorakiye" dönüşünce peşinden nefret de doğuyor.
Dizilere güven kalmıyor. Böylece ekranın en çok para kazanan ve kazandıran sektöründe de ışık azalıyor.
Bu yüzden yüzlerce oyuncu, iş bekliyor, kahvehane köşelerinde... Tıpkı birilerinin taşınmasını bekleyen hamallar gibi...
Oysa, bir sektörü ayakta tutacak olan saygıdır, iş disiplinidir.
Ötesi boş.
