• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Mutluluk parada değil iç huzurda

HÜROL DAĞDELEN

Mutluluk parada değil iç huzurda

hurol.dagdelen@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 03 Mart 2010
Sararmış bir fotoğraf, yıllar önce videoya kaydedilmiş görüntüler, siyah-beyaz bir sinema filmi alıp götürür insanı geçmişe...
O en saf haline...
Yani cep telefonunun hayal bile edilmediği, radyonun baştacı olduğu, delikanlılığın prim yaptığı, kapı önü sohbetlerinin yüksek reyting sağladığı, insan ilişkilerinin "saygı" bilinciyle çevrelendiği o yıllara...
Kimse yalnız değildi, dost ahbap vardı öncelikle; yürekler "daha güzel yarınlar için" çarpıyor, gelecek "tasarlanıyor"du.
Ama bir toplumsal bilinç de vardı; önce "insan" içindi dünya...
Eksikler vardı belki ama mutluluğun da bir tadı vardı.
Çünkü her şey emek, her şey başarı, her şey daha müreffeh bir yarın içindi.
Çalışkan olmak, üretmek birinci koşuldu
Bu yüzden insanoğlu çok çalıştı ve geleceğin kozasını ördü.
***
TRT 1 bir program izledim geçen akşam; diğer kanallarda pek olmayan, satışa sunulmayan, insanı reyting kaygısıyla ezip bükmeyen bir program...
İçinde insan var, en saf haliyle...
Adı Yaşama Dair.....
Yaşamın artık son damlalarını yüreklerine serpen ama çalışma gayreti hiç tükenmeyen, yaşı 70'in üstünde Anadolu insanıyla tanıştırıyor bizi...
"Beni hayatta tutan işim, mesleğim" derken gururlu, yaptığı işe saygılı yaşlı insanların dünyasına yapılan bir yolculuk bu...
Büyük düşlerin peşinde koşmayan, haddini bilen, çok çalışan, azla yetinen ama sürekli üreten insanlar...
İster Ege'den, ister Güneydoğu'dan, İster Karadeniz, isterse Akdeniz'den...
Hepsinin yüreğinde yaşama azmi var, bir de ellerindeki işleri...
***
İçlerinden biri sepet yapıyor, işinin ağırlığına aldırmadan, alabildiğine mutlu...
"Benim hayat kaynağım işte bu ve çocuklarımın mutluluğu... Eşimi yıllar önce kaybettim. Ama çocuklarım için ayakta kaldım" diyor ve sonra da ekliyor:
"İşim benim hayatım, elimden alırlarsa ölürüm. Çocuklarım artık çalışma diyor ama yapamam, bırakamam yoksa yok olurum" diyor.
Bunu söyleyen insanın yaşı 75... Mutluluğu işinde bulmuş. Yaşının ise hiç önemi yok.
***
Bir başkası ise ülkemin doğusunda, çiftçilik yapıyor; yaşı onun da 76 ama öyle dinç ki, ettiği her sözün değeri var, yaptığı her hareketin bir anlamı...
"Beni hayata bağlayan tutkularım var" diyor sonra da ekliyor: "Hayatım, eşim, işim, çocuklarım... Onlar sayesinde bu yaşa geldim, küçük mutluluklarla yetinmeyi öğrendim. Kendimi stresten uzak tuttum. Öfke nedir bilmem. İşte onun için, hala turp gibiyim. Herkese de öneririm."
***
Bu iki Anadolu insanı, işte o sararmış fotoğrafların hayattaki kahramanları...
Gençken atmışlar iç huzurun temelini...
Geçmişin yokluğu, günümüzün bolluğuyla bir arada yaşamış, görmüş, özümsemiş insanlar...
Mutluluğu parada değil, iç huzurda bulmuşlar.
Çevrelerindeki insanlara bunun sırlarını paylaştılar mı, çocuklarına anlattılar mı bilmiyorum ama uyanık televizyoncu, onları konuşturmayı başarmış...
Onlara saygıyla yaklaşmış, karşılığını da almış...
Kuşkusuz bu insanlar çok çalıştı, geleceğini kurdu. Günümüz neslinin aksine, başkasından beklemeden, kendi kozasını ördü.
Yalnızlığını da...
Ama bir sırları var, onlar "kent yorgunu" değil. Tabiatın kucağında yaşıyorlar.
Keşke onlar gibi olabilsek, keşke o neslin yüreklerinde yer eden yaşama sevgisini, hayat disiplinini çocuklaürımıza aktarabilsek...
Belki bir köşede unutulmuşlardı, dert etmediler ama ekran onlara olanaık tanıyınca sırlarını paylaştılar.
Bize, iç huzuru anlattılar ve pes etmemeyi...
İşte sır burada.

Kaderini sev, bilki seninki en iyisidir
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrı'ya yakarır, "Keşke güneş olsaydım" diye...
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir. Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
***
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur. Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı... Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar. Oradan eser buradan eser, kaya bana mısın demez!
***
Ve Tanrı, onun kaya olmasına da izin verir. Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı... Bir gün sırtında bir acı ile uyanır. Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
"Amor Fati-Nietzsche"

GÜNÜN SÖZÜ
Adaletin olduğu yerde silahın yeri yoktur.
Amyot

Keyifli bir dizi
Televizyon izleyicisi Geniş Aile'den sonra, harika bir komedi dizisine daha kavuştu; "Cümbür Cemaat"...
Keyifli bir aile komedisi olan dizinin en büyük kozu, kuşkusuz, bir süredir ekrandan uzak kalan usta sanatçı Yalçın Gülhan...
Otoriter ama sevimli baba tiplemesiyle, izleyiciye yeni bir görüş alanı açan Gülhan, şüphesiz sahnede geçirdiği onca yılın da, uzun senelere dayanan deneyiminin de, karşılığını veriyor.
Sanatçının oyunu okuyuşu, mimikleri kullanma ustalığı ve kimliğine büründüğü kahramanı benimseyişi, gerçeğin tak kendisini yaşatıyor ekran başında...
Bu açıdan bakınca dizi, büyük özlem duyduğumuz "Süper Baba"yı da andıran bir özellik barındırıyor.
Sevgiyle örülmüş, gerektiğinde büyük mücadeleler verilen bir yuva gerçeğini...
"Cümbür Cemaat" son ayların en iyi çalışması... Hem oyuncu kadrosu hem da senaryo açısından...


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.