Beslenme ve Diyet Uzmanı Mehlika Öktem diyor ki...
Bahar geldi mi pazarlarda hemen göze çarpan sebzelerden biri enginardır. Çoğu kişi onu sadece zeytinyağlı yapılan klasik bir sebze olarak bilir; oysa enginar, içerdiği bileşikler sayesinde hem lezzetli hem de oldukça değerli bir besindir. Yapısında bulunan lifler, polifenoller ve sinarin gibi bitkisel bileşikler, vücudumuzun metabolizmasından karaciğerine, bağırsak sağlığından antioksidan kapasitesine kadar pek çok alanda etkili olabilir ve bilim insanlarının ilgisini çeken bir sebze haline gelmiştir.
BAĞIRSAKTAN TOKLUĞA
Enginarın en dikkat çeken özelliklerinden biri lif içeriğidir. Orta boy bir enginar, yaklaşık 6-7 gram lif içerir ve bu miktar onu lif açısından en zengin sebzelerden biri yapar. Enginarın içindeki inülin adlı lif, bağırsaklarımızdaki yararlı bakteriler tarafından fermente edilir ve özellikle Bifidobacterium ve Lactobacillus gibi mikroorganizmaların çoğalmasını destekler. Bu bakteriler sadece sindirimimizi kolaylaştırmakla kalmaz; bağışıklık sistemimizi şekillendiren sinyallere katkıda bulunur. İnsülinin, bağırsaktaki yararlı bakteriler aracılığıyla kısa zincirli yağ asitleri üretmesini teşvik ettiği ve bunun bağırsak bariyerini güçlendirip inflamasyonu azaltabileceği de gösterilmiştir.
HÜCRELERİN GİZLİ KORUYUCUSU
Enginarın bir diğer dikkat çekici özelliği ise antioksidan kapasitesidir. ABD Tarım Bakanlığı'nın ORAC analizlerine göre enginar, antioksidan kapasitesi açısından sebzeler arasında en üst sıralarda yer alıyor. İçerdiği klorojenik asit, luteolin ve apigenin gibi polifenoller vücudumuzdaki serbest radikallerle savaşır ve hücrelerimizi oksidatif strese karşı korur. Araştırmalar, enginarın antioksidan kapasitesinin özellikle buharda pişirildiğinde korunabildiğini ve bazı polifenollerin biyoyararlanımının artabildiğini gösteriyor; bu da demek oluyor ki enginarı nasıl pişirdiğimiz faydasını ciddi şekilde etkileyebiliyor.
YAĞ METABOLİZMASI
Enginarın belki de en fazla araştırılan özelliği karaciğer sağlığı ve yağ metabolizması üzerindeki etkileridir. İçerdiği sinarin, karaciğerin safra üretimini artırır ve bu da yağlı yemeklerin sindirimini kolaylaştırır. Avrupa'da enginar, uzun yıllardır hazımsızlık ve yemek sonrası şişkinlik için bitkisel preparatlarda kullanılmaktadır. Enginarın yaprağı ve sapında bulunan bileşikler sadece karaciğer sağlığını değil, kolesterol dengesi ve damar sağlığı üzerinde de etkili olabiliyor. Yapılan çalışmalar, enginar yaprağı ekstraktının LDL kolesterolü düşürebildiğini, HDL'yi artırabildiğini ve damar fonksiyonlarını destekleyebildiğini ortaya koyuyor.
SONUÇ: Bazen mutfağımızdaki sıradan bir sebzenin aslında ne kadar değerli olduğunu fark edemeyiz. Enginar, lif, antioksidan ve karaciğer-destekleyici bileşenleri sayesinde sadece lezzetli bir sebze değil; vücudumuzu metabolik, sindirimsel ve kardiyovasküler açıdan destekleyen bir "sessiz kahraman"dır. Bahar sofralarında karşımıza çıkan bu mütevazı sebze, düşündüğümüzden çok daha fazla katkı sağlayabilir.

