John Kerry, bu yıl katıldığı bir programda gündeme bomba gibi düşen açıklamalarda bulundu. Kerry konuşmasında Epic Fury Operasyonu'nun bütün detaylarını, Netanyahu'nun bu süreci nasıl işlemeye çalıştığını anlattı. Kerry, Netanyahu'nun İran rejimini devirmek için sunduğu "lider kadronun tasfiyesi ve halk isyanı" stratejisinin George W. Bush, Barack Obama ve Joe Biden tarafından reddedildiğini, ancak bu planın Donald Trump tarafından onaylanarak felakete zemin hazırladığını belirtti. John Kerry, Netanyahu'nun geçmişte üç farklı ABD başkanına İran rejimini devirmek üzere hazırlanan dosyalar sunduğunu ifade etti. Bu stratejinin temelini; rejimin tepe isminin öldürülmesiyle komuta zincirinin kırılması ve ardından İran halkının sokaklara dökülerek sistemi devirmesi beklentisi oluşturuyordu. Önceki yönetimlerin "gerçeklikten uzak" bularak geri çevirdiği bu teklif, Şubat 2026'da Donald Trump'tan yeşil ışık aldı. 27 Şubat'ta başlatılan "Epic Fury" Operasyonu, Netanyahu'nun yıllardır beklediği "baş kesme" stratejisinin ilk somut adımı oldu.
BEKLENEN İSYAN OLMADI
Operasyonun en ağır darbesi, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı yaşandı. CIA istihbaratıyla düzenlenen ortak hava saldırısında, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in Tahran'daki yerleşkesinde öldürüldüğü resmi kaynaklarca doğrulandı. İran devlet televizyonunun 1 Mart'ta ölümü onaylayıp 40 günlük yas ilan etmesiyle rejim büyük bir sarsıntı yaşadı. Ancak operasyonun üzerinden geçen haftalarda, Netanyahu'nun "halk isyan eder" öngörüsü karşılık bulmadı. Harekât sonrası gelişmeleri değerlendiren John Kerry, Vietnam ve Irak savaşlarından ders çıkarılmadığını vurgulayarak askeri müdahalenin beklenen toplumsal devrimi tetiklemediğini söyledi. Analistler, lider kadronun tasfiyesinin rejimi operasyonel olarak zayıflatmasına rağmen, bombalar altındaki sivil halkın önceliğinin rejim değişikliği değil hayatta kalma mücadelesi olduğunu bildirdi. Netanyahu'nun "halk ayaklanacak" tezi boşa çıkarken, bölge belirsiz bir kaos sürecine sürüklendi.
SİYASİ KUTUPLAŞMA
Eski Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Nisan 2026'da katıldığı televizyon programlarında dile getirdiği bu çarpıcı itiraflar, Amerikan siyasetinde adeta bir deprem etkisi yaratarak Washington'daki siyasi kutuplaşmayı en uç noktaya taşıdı. Kerry'nin açıklamaları, "Epic Fury" Operasyonu'nun sadece askeri bir müdahale değil, Netanyahu'nun on yıllardır Washington koridorlarında pazarladığı ancak önceki üç başkan tarafından "stratejik bir fantezi" olarak nitelendirilerek reddedilen bir kumar olduğunu tescilledi. ABD kamuoyunda ve Kongre'de infial yaratan bu ifşaatlar, Demokrat Parti kanadında Trump yönetimine yönelik sert eleştirilerin fitilini ateşledi. Demokrat liderler, Kerry'nin sözlerini referans göstererek, Beyaz Saray'ı Amerikan ulusal güvenliğini Netanyahu'nun hatalı varsayımlarına rehin etmekle suçladılar. Kerry'nin vurguladığı "Vietnam ve Irak derslerinin unutulduğu" tezi, başkentte bölgesel bir bataklığa saplanma korkusunu körükledi. Öte yandan, Cumhuriyetçi kanat bu açıklamaları "milli güvenliğe ihanet" ve devam eden operasyonları sabote etme girişimi olarak nitelendirerek Kerry'ye tepki gösterdi. Pentagon koridorlarında ise istihbarat paylaşımının bu denli açık bir şekilde siyasete alet edilmesi, CIA ve ordu içerisinde derin bir rahatsızlık yarattı.
DERİN BİR BELİRSİZLİK YAŞANDI
Amerikan medyasında ise Kerry'nin çizdiği portre, operasyonun başarısızlığına dair yürütülen tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Analistler, Netanyahu'nun "halk isyanı" beklentisinin boşa çıkmasını, ABD dış politikasının bölge sosyolojisini bir kez daha yanlış okumasının bir sonucu olarak değerlendirdi. Kerry'nin açıklamalarıyla birlikte, Hamaney'in tasfiyesinin ardından İran'da beklenen demokratik dönüşümün yerini derin bir belirsizlik ve insani krize bırakması, Trump yönetiminin "stratejik körlükle" suçlanmasına yol açtı. Bu gelişmeler, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığının ve müttefiklik ilişkilerinin geleceğinin, yaklaşan seçim atmosferinde en hararetli tartışma konusu haline gelmesine neden oldu.
AB ile ilişkiler sarsıldı
JOHN Kerry'nin "Epic Fury" Operasyonu'nun perde arkasına dair yaptığı sarsıcı açıklamalar, Washington sınırlarını aşarak küresel ölçekte büyük bir diplomatik krizi ve tartışma dalgasını tetikledi. Kerry'nin, Netanyahu'nun on yıllardır reddedilen "baş kesme" stratejisinin Donald Trump tarafından hayata geçirildiğini itiraf etmesi, dünya başkentlerinde Amerikan dış politikasının öngörülebilirliğine dair derin şüpheleri beraberinde getirdi. Özellikle Avrupa Birliği kanadında, operasyonun toplumsal bir devrim yerine bölgesel bir kaosa yol açtığı gerçeği, Brüksel ile Washington arasındaki makası daha da açtı. Avrupalı liderler, bölgedeki insani krizin ve enerji arzı güvenliğinin tehlikeye atılmasını sert bir dille eleştirirken, Kerry'nin sözlerini "onaylanmış bir felaketin belgesi" olarak nitelendirdiler.
Rusya ve Çin'e koz verildi
Rusya ve Çin cephesinde ise bu açıklamalar, ABD'nin uluslararası hukuku hiçe sayarak egemen devletlerin iç işlerine kanlı müdahalelerde bulunduğuna dair tezlerini güçlendiren bir koz olarak kullanıldı. Moskova, Kerry'nin itiraflarını Batılı güçlerin Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırma çabalarının somut bir kanıtı olarak dünyaya duyururken; Pekin yönetimi, askeri müdahalelerin hiçbir zaman demokratik bir bahar getirmeyeceğini, aksine sivil halkın hayatta kalma mücadelesini imkansız kıldığını vurguladı. Bu süreçte, bölgesel aktörlerin Washington'a olan güveninin zedelenmesi, küresel güç dengelerinde ABD aleyhine yeni ittifakların doğabileceğine dair sinyalleri artırdı.
Orta Doğu'da şok dalgası
Orta Doğu coğrafyasında ise Kerry'nin ifadeleri tam bir şok dalgası yarattı. Bölgedeki Arap başkentleri, Netanyahu'nun "halk ayaklanacak" tezinin boşa çıkmasıyla birlikte, kontrol edilemeyen bir çatışma ortamının içine çekilmekten duydukları endişeyi dile getirdiler. Bölge basını, Kerry'nin açıklamalarını "Batı'nın bitmeyen stratejik körlüğü" olarak manşetlerine taşırken, halk nezdinde ABD ve İsrail karşıtı duyguların zirveye ulaşmasıyla sonuçlandı. Analistler, Kerry'nin bu çıkışıyla birlikte sadece operasyonun etik meşruiyetinin değil, aynı zamanda İsrail-ABD ittifakının bölgedeki geleceğinin de küresel kamuoyu önünde tarihin en ağır sınavlarından birine girdiğini belirtiyor.

