Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Mektubat'ta muhteşem bir hakikat hayatın ve hususi dünyamızın mahiyetini anlamamızı sağlar.
Dünya süslü bir konaktır; bu konakta her birimizin hayatı, esma-i İlahiyeye bakan birer endam aynasıdır. Her insan, kendine tahsis edilen o hususi dünyasında yaşar. Fakat o alemin merkezi, kapısı ve ayakta duran direği hayatın kendisidir. Hususi dünyamız akıp giden bir sahife, hayatımız ise o sahifeyi nakış nakış işleyen bir kalemdir.
Ve nihayetinde o kalemle yazılan her satır, amel defterimize kaydedilmek üzere ebediyete havale edilir.
Nitekim Üstat, İşaratü'l-İcaz'da hayatın bu yüksek varoluş gayesine dikkat çekerek şöyle buyurur:
"Hayat, mahlukatın en safisi, en süzülmüşü ve en müntahabı (seçkini); hem kâinatın neticesi, hem hülasasıdır." Görünürde hayatımız üstüne bina ettiğimiz bu hususi alem; zaildir, fanidir, kararsızdır. Eğer insan kalbini bu fani levhaya büsbütün kaptırırsa, elinde yalnızca hüzün ve zeval kalır. Oysa hakikat, o sahifede tecelli eden ilahi isimlerin güzelliğini fark etmektir. Aynaya değil, aynada akseden güzelliğin kaynağına yönelmektir.

HAYAT ZAYİ EDİLMEMELİ
İşte bu şuurla bakıldığında, elimizdeki o hayat kalemi son derece kıymetdar ve mesuliyetli bir emanete dönüşür. Kalemle rastgele yazılar yazılmaz, manasız çizgiler çekilmez. Hayat kalemiyle yazılanlar, ruhun yaralarına şifa olan birer ilaç hükmünde olmalıdır. Çürüyüp yok olmak için değil, manen inkişaf etmek için bu aleme gönderilen insan, hayatıyla güzel nakışlar çizmek zorundadır. Yine İşaratü'l- İcaz'daki o enfes misalle ifade edecek olursak:
"İnsan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki o çekirdek, toprak altında küflenip çürümek için atılmıyor; belki bir ağaç olmak için, çekirdeğinde muhafaza edilen istidatları inkişaf ettirmek için atılıyor." Boş lakırdılarla, çirkin kelamlarla o ak sahifeyi karalamak, insanın kendi alemine ve derunundaki yeteneklere edeceği en büyük nezaketsizliktir.
Zira hayat, parçalanıp zayi edilecek bir vasıta değildir. İşaratü'l- İcaz'da ifade edildiği gibi:
"Hayat, taksim kabul etmez bir külldür (bölünmez bir bütündür).
Vahdeti ister, birliğe bakar." AHİRETİN IZDIRABI
Zaten meşakkatlerle dolu, rahatın ve huzurun mumla arandığı şu dâr-ı imtihanda yaşarken; bir de kendi elimizdeki kalemle hususi dünyamıza çirkinlikler doldurmak akıl kârı mıdır? Bu fani hayatın sıkıntılarına ilaveten, kendi yazdığımız çirkin kelamların neticesi olarak ahiretin ızdırabını da sırtlanmak ne kadar hazin, ne kadar elim bir hüsrandır.
Sahifemiz henüz kapanmamış, kalem henüz elimizden düşmemiştir. Mademki bu hayat bir kalemdir; o halde o kalemi hakikatin, iyiliğin ve tövbenin mürekkebiyle doldurup amel defterimize ak ve pak satırlar bırakmak icab eder.
Son söz... Hayat kalemiyle ne mübarek nakışlar işleyen insanlar var şu dünyada. Affetmeyi yazanlar, tövbeye sığınanlar, bir garibe yardım eli uzatıp güzellikleri inşa edenler...
O kalemler ne kadar müstesna, ne kadar kıymetli. Allah bizim ömrümüzü de böylesine kıymetli kılsın.

