ABD ekonomisi geçen yılın dördüncü çeyreğinde yüzde 5.7 gibi yüksek bir büyüme rakamına ulaştı. Bu son 6 yılın en iyi performansı. Başarılı Clinton dönemi, 2000 yılında yönetime gelen ve 8 yıl kalan Bush ile tam bir kabusa dönüşmüştü. Bush ilk yıllarında Clinton döneminde biriktirilen sermayeyi yemiş, sermaye bitince de kaçınılmaz olarak yüksek "ikiz açıklarını" ABD ekonomisinin başına sarmıştı.
Geçen sene çığ gibi büyümüş açıklar ve nur topu krizle yönetimi devralan Obama ekonomi için deyim yerinde ise olağanüstü önlemlerin dışında herhangi bir şey yapamamış, yapısal reformlara başlayamamıştı. Kriz sonrası toparlanmanın başlaması ve küresel düzeyde krizin, tabi şimdilik, sona erdiği yönündeki ortak görüş bir yerde Obama'yı harekete geçirdi. Aynı zamanda, ekonominin kötü gidişatı yüzünden Demokratların siyasi prim yitirmesi de Başkanı harekete geçiren diğer bir faktör oldu diyebiliriz. Kanıtı ise Massachusetts eyaletinde yapılan senatör seçimini kaybetmeleri.
İŞSİZLİK VE AÇIKLAR
Ekonomi gündeminin ilk sırasına işsizlik sorununu yerleştirdi Başkan Obama. Gerçekten de işsizlik birçok ülkenin başına dert olacak. Önümüzdeki yıllarda işsizlik sorunu yüzünden nasıl bir kriz yaşadığımızı ve bedelinin ne denli ağır olduğunu daha iyi anlayacağız. ABD'nin işsizlik oranı yüzde 10. Genelde tek ve düşük haneli idi. İşsizliğin kompozisyonuna baktığımızda "konjonktörel işsizliğin" ağır bastığını görüyoruz. Çözüm yolu ise bir taraftan tüketimin özendirilmesi, ki düşük faizlerle ve vergisel teşviklerle bu sağlanıyor, diğer taraftan ise özel kesim yatırımlarının uyarılmasını sağlayacak önlemlerin devreye sokulması. Çözüm yolunun yalın olmasına rağmen bedelinin ağır olduğunu da ekleyelim. Yani, yeni fatura ile kamu açıkları daha da yükselecek.
Obama'nın ekonomide atmak istediği ikinci adım ise, orta ve uzun vadede bütçe açıklarının çözümlenmesi. 2009 yılında bütçe açıkları gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 12'lerine kadar dayandı. Bütçe açıklarının stok olarak ciddi bir sorun olmasından öte bu açıkların nasıl finanse edileceği düşündürüyor Başkan Obama'yı. Çünkü, başta Çin ve Japonya olmak üzere bir çok Uzakdoğu Asya ülkesi resti çekti, ABD hazine kağıtlarında pozisyon almak istemiyorlar. Diğer bir deyişle, bugüne kadar tahvillerden yeterince zarar yazdıklarına inanıyorlar.
ÜÇLÜ SACAYAK
Başkanın en çok tepki çekeceği adım ise "bankacılık kesimi" için almak istediği önlemler dizisi. Temelde üç sacayaktan oluşuyor bankacılık önlemleri. Birincisi, küresel krizde büyük pay sahibi olarak görülen bankacılık kesiminin yapacakları ve yapamayacakları yasal düzenlemelerle çerçeve içine alınacak. Öncelikle, mevduat toplayan bankalar ana misyonlarına dönecekler. Uzun süredir, bankalar gerçek bankacılık faaliyetlerini bir kenara bırakmış, dejenere olmuş finansal piyasalarda kısa vadeli aşırı karlar peşinden koşuyorlardı. Eğer Obama bu konuda başarılı olursa, ticari bankalar sadece para toplayıp, bu paraları reel sektöre plase edecekler.
Reformun ikinci sacayağında bankaların ölçek sorunu yer alacak. Son krizde önemli bir deneyim kazandı küresel ekonomiler. Gerek banka gerekse banka dışı kurumlar belli bir ölçeğin üzerine çıktıklarında, yani aşırı büyüdüklerinde hem haksız rekabet söz konusu oluyor hem de "bırakınız yapsınlar bırakınız batsınlar" temel formülü işlemiyor. En somut örnek, AIG ve Citibank'ın batışına bu nedenle izin verilmemesi. Dolayısıyla, önlemler uygulanabilirse, bankalar belli bir büyüklüğün üstüne çıkamayacaklar.
Geçen hafta Kongre'de konuşma yapan Obama "iki haneli işsizlik rakamını geniş siyasi uzlaşı platformu üzerinde bir an önce çözmeliyiz" çağrısı yaptı. Aynı şekilde diğer ekonomik sorunların da partiler arası uzlaşı ile çözülmesinden yana Başkan Obama. Ne yazık ki, Cumhuriyetçilerden gelen açıklamalar siyasi desteğin gelmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.
