FİLİZ ÖZKOL TÜM YAZARLAR
Kanadı kırık küçük kuş
4.12.2017 | Arşiv

Kanadı kırık küçük kuş

filizozkol@yeniasir.com.tr

Geçtiğimiz hafta üç günlüğüne koşa koşa gittiğim Antakya'daydım.
İzmirli olan kendi şehrinden başka şehre şans tanımaz. Varsa yoksa İzmir'dir, eğer Antakya şehriyle tanışmamışsa. Bence Türkiye'de yaşayabileceğiniz en özel kentlerin ikincisi, ötesi yok...

KÜLTÜR MOZAİĞİ ANTAKYA

Büyük avm'lerin birine etkinlik için gidişim bahaneydi aslında. Bu kenti tekrar ziyaret edebilmek için hiçbir fırsatı kaçırmak istemeyişimdi, seminerler ve etkinlikler.
Adeta kültür mozaiği olmuş, özgürlük abidesi olan bu şehrin gecesi bir başka, gündüzü bir başka güzel.
Halkı son derece medeni. Müzik ve eğlencenin muhteşemliği bir yana, halk birbirine son derece saygılı.
Avm etkinliğimin 2. gününde; yaşı 16 civarında sevimli bir erkek çocuğu elinde dosyasıyla saygılı bir biçimde yanıma yaklaştı. Meğer aylardır bana ulaşmaya çalışıyormuş. Çocuk esirgeme kurumunun sahip çıktığı çocuklardan biri.
Oturduk uzun uzun konuştuk ve konular ilerledikçe zaman geldi gözyaşlarına boğuldum. Anlatılacak o kadar çok şey vardı ki... Bu satırlarda ne kadarını paylaşabilirim diye epey düşündüm. Dinlediğimiz her hayat hikayesinde biraz da kendi yaşam öykülerimizin benzerleri gizli.
Hepimizin içinde bir yalnızlık, bir öksüzlük var sahiplenmeyi bekleyen. Bazen bir aşkta, bazen bir dostlukta, bazen sebepsiz ilişkilerimizle kapatmaya çalışıyoruz bu boşluğu.
Bazılarımız diğerlerine göre çok daha şanslı doğuyor. Neden? Niçin?
Diye cevabını bulamayacağımız soruların içinde bocalıyor, fakat sonuca ulaşamıyoruz.

YAŞAMIN DRAMI EMRULLAH

Küçük Emrullah; yaşamın dramlarından biri. Baba uyuşturucu müptelası. Anne babaya kızgın ve çocuğu kabul etmiyor.
Kurum 2 yaşından beri bünyesine almış.
Kendisini sahiplenecek bir aile beklemiş yıllarca. Bu konuda da şansı yaver gitmemiş.
2 yıl sonra 18 yaşını doldurduğunda devlet onu hayatın içine kurallar gereği bırakacak. Tabii yine destek olmaya devam edecek, iş bulma konusunda yardımı olacak ama; bir insanın arzu ettiği yaşamı ve hayalleri ne kadar sunabilir ki.
Her yeni genç gibi bu oğlumuzun da ünlü olma hayali var. Gün geçmiyor ki;
Tv lerde bu olayları görüyor, izliyoruz ama sonuçta orada kalıyor. Uykumuz gelip düğmeye bastığımızda, ekranla birlikte beynimizden siliniveriyor. Kendi yaşantımızın kargaşasında çevremizdeki olaylara karşı duyarsız olabiliyoruz.
Elimde olmadan haksızca fikirler geçti aklımdan 'Çocuklarına sahip çıkamayan kişilerin, anne ve baba olma özgürlüğü olmamalı' diye... Adaletsizce düşünmeden edemedim karşılaştığım manzaralar yüzünden.
Bir yanda yıllarca bir evlat sahibi olabilmek için doktorların kapılarını aşındıranlar, diğer tarafta çocuklarını gözden çıkarmak için binbir hileye başvuranlar.
Toplumsal olayların yarası büyük, tedavisi ve iyileştirilmesi zor.
Elindeki dosyaya göz gezdirdiğim zaman çok daha hayretler içinde kaldım.
Birçok yazarlara ve şairlere taş çıkartacak kadar olağanüstü yazıları keyifle okudum.
Maalesef böyle yetenekler toplumun dişli çarklarında kaybolacak ne yazık ki.

AYAKTA KALMA SAVAŞI

Tv'lerde ünlü olan kişilere özeniyor.
Özellikle geçmiş yıllarda devlet kurumlarında büyümüş ve şimdilerde ünlü olan şarkıcı 'DOĞUŞ'u kendine örnek almış ve tüm ümidini İstanbul şehrine bağlamış.
Tv ekranları bazı kişiler için umut rüzgarı olmaya devam ediyor. İyi mi? Kötü mü?
Düşüncesi içinde sıkıştım kaldım. Anadolu'nun birçok kenti için, İstanbul şöhretin beşiği. Her gelen için aynı şansın olmayacağını dilim döndüğünce anlatmaya çalışsam da; bu gençlerimiz okyanusta deniz yıldızı olmak için suya yazı yazmaya devam ediyorlar. Hayat bir piyango.
Ya çıkarsa ümidi hiç bitmeyecek. Her kaybettiğimiz umudun yarına kalması bile, bazılarını yıldırmıyor. Yaşama tutunmak bu olsa gerek. Dünyaya 'Hoş geldin' diyerek ona veda ederken, gördüm ki 'Kanadı kırık binlerce kuşlarımız' inatla bir gün, elbette uçmayı öğrenecekler. Yaşamın mücadele ve ayakta kalma savaşı olduğunu bu genç bana bir kez daha hatırlattı.
Yolun açık olsun sevgili küçük arkadaşım.
Hayat sana hep gülsün.