• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Dalgalandım da duruldum

FİLİZ ÖZKOL

Dalgalandım da duruldum

filizozkol@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 01 Haziran 2026

Teknoloji ile beraber üretim araçlarının da modernize edilmesiyle artan sanayileşme sonuncunda, ortaya çıkan enerji ihtiyacı toplumlar arası savaşların fitilini ateşliyor. Özellikle, 2. Dünya savaşından sonra hakimiyetlerini ilan eden ve her biri küresel güç durumuna geçen ülkeler, Dünyadaki enerji kaynakları üzerinde mutlak kontrolü ele geçirme yolunda çalışıyorlar.

Enerji ihtiyaç listesinin başında gelen "Petrol ve Doğalgaz" ülkelerin ekonomik büyümelerinin vazgeçilmez parametresi olarak yerini alırken, aynı anda soğuk ve sıcak savaşların temel nedeni oluşturuyor. Doğal olarak, bu enerji rezervlerine sahip olan bölge ülkeleri de, sürekli olarak küresel güçlerin hegemonya savaşlarının alanı haline geldi.

Önümüzdeki zamanlarda, petrol ve Doğalgaza ek olarak, nadir toprak elementleri ve sanayinin değişik alanlarında kullanılan kritik madenler de savaş nedeni olacaktır ve olmaktadır. Savaş alanları da ne yazık ki bu enerji kaynaklarının bulunduğu ülkeler ve bölgelerde yoğun olarak yaşanacaktır.

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR
"Ateş düştüğü yeri yakar" sözündeki gibi bu bölgelerde yaşayan insanlar da savaşların etkisiyle "cehennem azabı" gibi bir hayatı yaşamak zorunda kalıyorlar. Enerji kaynaklarının adil paylaşımı konusu şimdi ve gelecekte de küresel istikrarın en belirleyici unsuru olmaya devam edecektir.
Kaynakların tekelleşmesi konusunda dünya siyasetini yönlendirmeye kalkan birkaç ülkenin, akla hayale gelmeyen nedenlerle haksız saldırıları insanlık için içinden çıkılmaz felaket senaryolarını gündeme getirmektedir.


Özellikle yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze'ye yapılan İsrail saldırıları bölgedeki insanları evsiz ve ekmeksiz bırakmaktadır. Sözde ilan edilen ateşkese rağmen sürekli İsrail tarafından ihlal edilen anlaşmalarla halk bir soykırımla yüz yüze kalmaktadır.
Bu korkunç katliamlara karşı açıktan tavır alan Türkiye ve diğer bazı ülkelerin yanında, ayrıca uluslararası sivil toplum kuruluşları, deniz araçları ile Gazze'ye temel gıda maddeleri ulaştırmak için harekete geçtiler. Filistin'e uygulanan ablukaları kırmak ve ambargo altındaki halka yardım ulaştırmak amacıyla organize edilen bu uluslararası deniz konvoylarına "Sumud Filosu" adı verildi.
Bu filo ile zor yaşam şartları altındaki halka "gıda malzemeleri, içme suyu ve ilaçlar" gibi yaklaşık 300 tonluk yardım malzemesi götürülüyordu. Filolardaki yardım malzemeleri Filistin halkının ihtiyacını karşılamayacak olsa da, uluslararası alanda dikkatleri Gazze'deki soykırıma yöneltme açısından başarılı olduğu bir gerçektir.

İnsani değerleri dünyanın gözüne sokmaya çalışan "sumud filosu" İsrail donanmasının uluslararası sularda düzenlediği ve sivil halka yapılmayacak sertlikte bir silahlı müdahale ile durduruldu. Üstelik bir bakan, İnsanlığa yakışmayan saldırgan tavırlarla bir "kadın aktiviste" hakaretlerde bulunurken, baskını yapan İsrail personeli de sert fiziki müdahalelerde bulunuyordu.

Baskın sonrasında içinde yardım malzemesi bulunan tüm teknelere el koyan İsrail, dünyayı umursamaz bir tavırla, aralarında Türklerin de bulunduğu 200 ün üzerinde aktivisti gözaltına aldı. İsrail'in tezlerini kabul etmeyen "insan hakları" örgütleri ise ablukayı, uluslararası hukuk'a göre yasadışı olarak kabul etse de, bir yaptırım gücü maalesef olmuyor. İsrail'in bu yasadışı davranışlarına diğer bir örnek, hepimizin hatırlayacağı gibi 2010 yılındaki "Mavi Marmara" olayı idi. Yine uluslararası sular, yine Gazze'ye insanı yardım götüren Mavi Marmara adlı gemi ve 10 aktivistin hayatını kaybettiği kanlı bir baskın. Burada da, gemilerdeki insani yardımlara ve yolcuların özel eşyalarına kadar el konuldu. Yolcular İsrail limanlarına götürülerek göz altına alındı, Mavi Marmara dahil gemiler alıkonuldu. Bu iki olayda da Türkiye siyasi gücünü kullanarak, gözaltına alınan yaklaşık 15 ülke vatandaşını ve Türk vatandaşlarını Türkiye'ye salimen getirdi. Bu da gösteriyor ki, güçlenen ulusal savunmamız, bizi uluslararası siyasi arenada da güçlü konuma gelmemizi sağlıyor.

UMURSANMAYAN İNSAN HAYATLARI
Tüm bu pervasızlıkların nedeni kendini dünyanın hakimi olarak gören ve hakim güç ilan eden bazı devletler olmaktadır. Bir gün savaş ilan eden, ertesi günü barışın yakın olduğunu söyleyen Sn. Trump, ayni zamanda kendini Orta Doğu'nun Prensi ilan eden İsrail'e de akıl dışı destekler vermektedir. "Dalgalandım da duruldum" şarkısında olduğu gibi, bir adım sonrasında ne olacağını tahmin edememek, Dünya siyasetinde de şaşkınlık yaratırken, ülkeler arası ekonomik akışları da olumsuz etkilemektedir. Bu öngörülemez ve agresif tavırlar; yatırımları, enflasyonu ve ticari dengeleri olumsuz etkilerken, Trump'ın verdiği ani kararlar piyasalarda sert dalgalanmalara neden oluyor.

Şarkıda söylendiği gibi, dalgalandıktan sonra durulma pek kolay olmuyor. Bazı gelişmiş ülkeler için asıl amaç, Rusya ve Çin'e karşı Orta Doğuda egemenlik sağlamak mı yoksa Büyük İsrail Projesi'nin yolunu açmak mı acaba. Her ne olursa olsun, enerji ihtiyaçlarını gidermenin yolu insanları bombalamak olmamalıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.