Buselik makamı, nefis parça. Sanki yitirilen yolların hesabını başkasından sormayan, kendi kalbine küsen bir adamın serzenişi. Kendi yanlışlıklarını ve hatalarını çok sonradan gören bu buruk ve içli şarkının 'rüzgâr kırdı dalımı' sözleri ve güftesi Fuat Edip Baksı'ya ait olup eser 1958 yılında yazılıp bestelenmiştir. Rüzgar, aynı şiddetle de olsa herkesin dalını farklı kırıyor istemese bile. Şiirin Yazılması: Bestekar Selahattin Erköse, İzmir'de ünlü ses sanatçısı Safiye Ayla'nın konserine katılır ve konsere ud ile eşlik eder. Konseri izleyenler arasında şair Fuat Edip Baksı da yer almaktadır. Program sonrasında Baksı, küçük bir kâğıda yazdığı 'Rüzgâr kırdı dalımı, ellerin günahı ne?' dizelerinden oluşan şiiri Erköse'ye verir. Erköse, İzmir'den Ankara'ya dönerken bindiği trende bu anlamlı dizeleri eline alır. Yolculuk boyunca trenin sesleri eşliğinde düşünür ve Baksı'nın mısralarını Bûselik makamında, düyek usulüyle besteler.
KİMSE SENARYOYU BİLMİYOR
Anlamı; insanın başına gelen olumsuzlukların, hayal kırıklıklarının ve acıların faturasını başkalarına veya dış etkenlere kesmemesini, suçu ya da kadere boyun eğmeyi lirik bir dille anlatır. Kendi hatasını kabullenen ve içsel bir hesaplaşma yaşayan bir insanın olgun serzenişini yansıtır. Yaşam; kırıklıklar ve acıların içinde dolaştığımız bir gül bahçesinin karşı konulmaz bir cazibesidir. Kimse bu dünyaya gelirken senaryosunun ne olacağını asla bilmiyor. Hangi hikayenin kahramanı olacağımızı kendimiz belirleseydik, eminim başrolün en güzel repliklerini yine kendimize saklardık. Kırılganlığımız, duygusal ve ruhsal olarak derinleşmemizi sağlarken aynı zamanda dış dünya ve eleştirilere karşı bizi daha hassas ve yaralanabilir hale getiriyor. Maskeleri indirip savunmasız hissettiğimizde, başkalarıyla daha gerçek ve samimi bağlar kuruyoruz. Ah şu bizim kırılganlığımız... Ama tendeki kırışıklıkların orasına burasına nasıl kum taneleri bulaşıyorsa, bizim üzerimizde de aynı şekilde zamanın izleri kalıyor.
DARGINLIK VE KIRGINLIK
Filozof Jung'a göre; psikolojik gelişim, kusursuz birine dönüşmekten çok kendimizin farklı parçalarını tanıyıp bütünleştirmekle ilgilidir. Çünkü kendimizi tanımak yalnızca sevdiğimiz, onayladığımız ve göstermekten çekinmediğimiz yanlarımızı tanımak değil, öfkemiz, kıskançlığımız, hırsımız, kırılganlığımızmış. Hatta bazen gücümüz, yaratıcılığımız ve "hayır" diyebilme kapasitemiz bile gölgede kalabilirmiş. Bireyleşme; bu parçaları yok etmek değil, onları fark edip benliğin bir parçası olarak tanıyabilmekmiş. Belki de mesele "daha iyi" biri olmak değil, kendinden daha az parça sakladığın daha bütün biri olabilmektir. Yine Filozof Jung'un felsefe üzerine sözlerine dönelim. 'Bazı insanlar, çevresindekilerin ihtiyaçlarını fark etme konusunda oldukça hassastır, dinler, destek olur, çözüm üretir, yük taşır. Ancak zamanla bu içindeki acılar daha da yoğun bir şekil alır' diye bizi düşünmeye zorlarken, biz ne kadar gerçeğe yaklaşıyoruz? Dargınlıkla kırgınlık arasındaki fark bizim İslami geleneklerimizde de anlatılmış ta; ben günümüzdeki geçerli nedenleri üzerinde biraz yoğunlaşmış durumdayım. Dargınlık; küsme gücenme durumu, kırgınlık ise konuşmama haliymiş. Kırgınlık başka bir şey. Çok sevdiğiniz insanlara duyduğunuz özel bir duygu. Anlatırken bile kelimeleri incelikle seçmek lazım. İncitmekten korktuğunuz, gülümseyerek geçiştirdiğiniz fakat yüreğinizin en gizli köşelerinde sözlere dökemediğiniz bir alınma halidir. Gözleriniz dolar, içiniz burkulur, sizi üzmesine rağmen sadece susarsınız. Yaşam boyunca hepimizin içinde taşıdığı yürek acıları mevcut. Hayat insana her zaman istediğini vermiyor. Kim haklı kim haksız diye düşüneceğimiz zamanımız bile yok. Karışık bir matematiğin işlemlerini çözerken bir bakmışız hikayemizin sonuna gelivermişiz. Yaşadığımız ne olursa olsun; hayatı ne tanımlayabileceğiz, ne de tamamlayabileceğiz. Belki başka zamanda tekrar demek zorundayız.
'HER MASAL GÜZEL SONLA BİTMEZ'
Masallar güzeldir. İnsanın hayal dünyasını sonsuz derinliklerini karşısındakine anlatırken tüm süsleme sanatımızı kullanırız. Muhteşem sözcüklerin dans ettiği konuları dinlerken kendimizden geçeriz. Fakat her masal güzel sonlarla bitmez. Daha çok taze bir olay. Girne'ye giden teknenin parçalanmasıyla kırılan yüreklerin tuzla buz olmasının korku serüvenine dönüşmesinde suç kimde diye günah keçisini aramaya devam edelim. Acılar kolay örtülmüyor. Kırılan dallar yeniden yeşermiyor. Zaman bize verilmiş doğal bir kaynaktır. Boyutlar arası ilginç bir yolculuktur. Sonsuz boşluğun içinde kendimize yer edinmek için aldığımız referanslardır. Ve en çok kaçırdığımız anların suç atma unsurudur. Zaman ve Hayat. İki büyülü kelime bizi içinde barındırıyor. Bu masalda böyle bitti diyecek kadar duygusuz olamayız. Yine ne varsa büyüklerimizde var diyerek "Bugün bana, yarın sana", Ateş düştüğü yeri yakar" sözcüklerini unutmayalım. Rüzgar, bizim dallarımızı kırmıyor. Bizim ihmalkarlığımız boş vermişliğimiz sonucunda her şey kırılıp dökülüyor. Unutmayalım insanca yaşamak ve doğal bir vedayla bu yaşamdan gitmek hepimizi hakkı. İnsanlığımızdan utanalım. SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ. Hepimizin başı sağ olsun.
