• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • BIST
    %0.89
    78.384,78
    EURO
    -%0.86
    4,4760
    USD
    %0.66
    3,8608
    GBP
    %0.66
    3,8608
    CHF
    %0.66
    3,8608
    JPY
    %0.66
    3,8608
  • 25°C
Giriş Tarihi: 29.07.2018, 00:00

O kadar bilmiyoruz ki özümüzü, öylesine körüz ki kendi gerçeğimize, o kadar korkuyoruz ki kendi derinliklerimizden, gözlerimiz hep başkalarının üzerinde! Fark arıyoruz, açık arıyoruz... Kendimizi tanımlamak için fena halde 'öteki'ne ihtiyacımız var. Oysa ki kendimizi 'kendi kendimize' keşfedebilsek, öteki bizim için sadece bir merak vesilesi olacak. Ötekini bir zenginlik, sonsuz yalnızlığımızı şenlendirecek bir yoldaş olarak göreceğiz... Ama olmuyor işte.
Kendimizi tanımlamak için bizden farklı olan, belki de marjinal gelen birileri gerekiyor.
Onlara bakıp küçümsüyoruz. Kınıyoruz.
Dışlıyoruz. Lanetliyoruz. Sonunda bu 'işaretlediklerimiz'i gösterip, 'Ben var ya..' diyoruz. 'Ben asla bunun gibi...' İşte ben böylelerine, 'Nah sen asla!' diyorum.
Nasıl söyleyebilirsin böyle bir şey? Nasıl böyle bir iddiada bulunabilirsin? 'Bu ne şuursuzluk!' Bile diyeceğim ama, bu yargılı tiplerin durumuna düşerim diye onu bile söylemeye korkuyorum.

NASIL HİSSEDECEKSİN?

Onun vücuduna sahip olmadan nasıl onun hormonlarına sahip olacaksın?
Onun hormonlarına sahip olmadan nasıl onun hissettiklerini hissedeceksin?
Onun hissettiklerini hissetmeden nasıl onun algısına sahip olacaksın? Onun algısına sahip olmadan nasıl onun dünya görüşünü anlamlandırabileceksin? Onun dünya görüşünü anlamlandırmadan nasıl onun eylemlerini yargılayacaksın?
Hissettiklerini ve amacını bilmeden nasıl karar vereceksin yaptıklarının iyilik değil de kötülük olduğuna?

BİR BÜTÜNÜN PARÇASI

Hayat denen devasa tiyatronun gerisinde kocaman bir reji var. Bu oyunun belki de temel gerekçesi, her şeyin ve herkesin tek bir bütünün parçası, aynı görüntünün aynalarla çoğaltılmış hali olduğunu idrak etmek. Bu yüzden de senaryomuzu kendimiz yazıyoruz. Yargıladığımız kişi ve olayların neden bizden çok da uzak olmadığını anlamak için ustaca planlanmış bir senaryo bu. Kınadığımız şeylere dönüştüğümüz bir lanet. Bu lanetten kurtulmanın tek yolu, korku filmlerinde olduğu gibi kötü ruhun bedeninden geriye kalanları yakmak değil. Yargılarımızı elimizden geldiğince geride bırakmak ve tılsımlı kelimeyi unutmamak. 'Ben asla...' Bu sözden vaz geçmek. 'Ben asla' kadar bilinçsizce ve cahilce edilen çok az söz vardır ve hayat, bütün 'asla'larımızı bize tek tek yedirecektir, emin olun.

SÖZ VEREMEM

Bile isteye kimsenin hakkını yemedim.
Kimsenin malında, yerinde gözüm yok.
Ya da en azından öyle biliyorum. Çünkü Allah'a şükür, böyle bir ihtiyaç duymayacak ekonomik koşullarda doğdum. Yine de 'Ben asla çalmam' diyemem. Mülteci konumuna düşmeden, açlıkla terbiye edilmeden ne yapacağımı bilemem.
Bilinçli olarak' bir canlıya hiç zarar vermedim (sivrisinekler hariç). Çünkü can korkusu duymadığım bir ortamda yetiştim çok şükür. Bu yüzden 'Ben asla kimseyi öldüremem.' demem. Eğer sevdiklerimin canı, ülkemin geleceği söz konusu ise, birini öldüremeyeceğime söz veremem.
Yargılayan bütün zihinler yargıyla, zulmedenler zulümle, iftira edenler bir gün iftira ile sınanacaktır. Bu bir ilahi düellodur: Silahını sen seçersin. Cezalandırılacağın unsura kadar sen seçersin.
Hal böyleyken, komşu Yunanistan'daki yangına sevinen, savaş çığlıkları atan akbabalar, umarım ateşle sınanmazlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
GÜNÜN YAZARLARI
BİZE ULAŞIN