Hüseyin Kocabıyık

"Kürt meselesi"nde yeniden düşünme zamanı

Gençliğin o tantanalı zamanlarını saymazsak, kendimi bildim bileli liberal değerlere inanan bir demokrat kimliğe sahip oldum hep. Huzurun da refahın da ilerlemenin de mümkün olacağı en uygun zeminin demokratik bir iklimde ortaya çıkacağına inandım. Buna bugün de aynı şekilde inanıyorum. Hatta, demokrasiden kaynaklandığı düşünülen sorunların daha çok demokrasi ile çözüleceğini biliyorum. Bu gerçeği idrak etmemi sağlayan, bizatihi uygar dünyanın kendisidir ve benim bir ömür boyu dünyanın her yerinde yaptığım kişisel gözlemlerimdir. Ancak, benim liberal eğilimlerimi ve demokratlığımı, kendisine liberal diyen bazı insanlardan ayıran özellikler var. Benim demokratlığım, bir kere, "Müslüman Türk" kimliğimden ve "vatan" kavramından yalıtılmış bir demokratlık değil. Vatanın manevi ve fiziki varlığına tasallut eden eylem ve niyetleri, liberal düşünce adına hoş gören, hatta hak gören anlayışın benim liberal demokrat kimliğimde yeri olamaz, bugüne kadar olmadı, ölünceye kadar da olmayacak. Bu bir, ikincisi: Ben bu vatanda yaşayan herkesi, hatta her canlıyı, her çalıyı, her ağacı, kurdu kuşu Allah için seviyorum. Bu anlamda, bu ülkenin Kürtlerini de hiç ayırmadan, "öz kardeş" hissiyatıyla seviyorum. Onların insan haklarından sonuna kadar yararlanması için şahsen 20 senedir mücadele ediyorum. Buraya kadar yazdıklarım, bir sonraki yazacaklarım daha iyi anlaşılsın diyedir.
***
Geçtiğimiz çarşamba günü, tartışmasız şu anda, belki de dünyanın en iyi düşünce kuruluşlarından birisi olan SETA'da, siyasi parti değerlendirmelerinin yapıldığı toplantıya katıldım. Ele alınan konu SETA'nın hazırlattığı BDP raporuydu ve haliyle Kürt meselesi tartışıldı. Raporu hazırlayan gazeteci Ruşen Çakır'dı. Bazı itiraz noktalarım olsa da, çok iyi bir rapor çıkarmış ortaya. Diğer konuşmacılar, HEP'in eski genel başkanlarından Feridun Yazar'la, son yıllarda akademi dünyasının en pırıltılı hocalarından Hüseyin Yayman'dı. Hüseyin Hoca birikimine yakışan çok güzel bir sunuş yaptı. Sonra Feridun Yazar aldı sözü. "Ilımlı Kürt" politikacılardan sayılan Yazar, belli ki zamana uymuş ve hayli sertleştirmiş söylemini. Üç şey söyledi: Bir, yapılan Kürt eylemleri Abdullah Öcalan'ın elini güçlendirmek için yapılıyor. İki, devlet Kürtlerin istediklerini vermezse, "Kürt sorunu seçimden sonra Kürdistan sorununa dönüşür". Üç, Kürtler kendi haklarına sahip olana kadar mücadelelerini sürdürecekler. Sonra Ruşen çakır söz aldı. Onun söylediği de özetle şuydu: Artık Kürtleri yenmek mümkün değil, çünkü karşımızda bir Kürt milleti var.
***
Bu bana göre şirazesinden çıkmış konuşmaları sabırla dinledim ve iki konuşmacıya iki soru sordum. Sorumun biri şuydu: Bugün Türkiye'de 7 milyon Kürt seçmen var. Bu seçmenlerin yüzde 50'si AK Parti'ye oy veriyor, yüzde 40'ı BDP'ye oy veriyor, yüzde 10'u da diğer partilere oy veriyor. Yani Kürtlerin yüzde 60'ı Kürtçü partiye oy vermiyor ve PKK çizgisindeki siyaseti onaylamıyor. Bu yüzde 60'ı biz Kürt meselesinde nereye koyacağız? Bu soruyu sormamın nedeni, Ruşen Çakır'ın bütün konuşması boyunca Türkiye'de sadece PKK'lı Kürtler yaşıyor iması vermesi idi. Bu soruma tecrübeli gazeteci ne cevap verdi biliyor musunuz? Kocaman bir hiç. Verdiği cevap şu: AK Partili Kürtler de Kürtlüklerinin bilincine vardı. Feridun Yazar'a sorduğum soru ise şuydu: "Kürtlerin kendi haklarına sahip olması" cümlesinin altını defalarca çizdiniz. Bize lütfen açık, net, kesin olarak söyler misiniz, Kürtlerin kendi hakları dediğiniz hakları nedir? Sorumun kıyısından bile geçmedi Feridun Yazar. Çünkü demokratik hakları, insan hakları filan deseydi, bunların çoğunun zaten verildiği ortaya çıkacaktı. Zavallı Feridun yazar, o salonda sözünü ettiği Kürt haklarını "federasyon, siyasi özerklik, bağımsızlık" şeklinde dürüstçe ifade edemedi.
Evet, dönelim şimdi tekrar bize. Beyler, bu ülkenin demokratları, liberalleri. Kürt meselesi anlaşılıyor ki, bölücü Kürtler için bir demokrasi meselesi değil. Bugüne kadar demokrasi adına yapılanların barışın gelmesi bakımından bir işe yaramaması, Ilgaz eylemi ve İmralı tosununun sözleri bize bunu gösteriyor. O zaman, şimdi sıra bizde. Bizim de bu konuya dönük görüşlerimizi "vatan değerleri" üzerinden yeniden bir gözden geçirmemiz gerekiyor. Elbette demokratik perspektifimizden sapmadan, sadece meseleyi doğru eksenine oturtmak adına.
Hiç kimsenin, bu ülkenin demokratlarını "salak" yerine koymaya hakkı yok!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.