BİR filmi izlerken aynı melodinin tekrar tekrar duyulması, belirli renklerin sürekli öne çıkması ya da bazı objelerin farklı sahnelerde yeniden karşımıza çıkması çoğu zaman tesadüf değildir. Yönetmenler, izleyiciyle görünmez bir bağ kurmak için "leitmotif" adı verilen anlatım tekniğine başvurur. Alman kökenli bu kavram, "yol gösterici motif" anlamına gelir ve ilk olarak besteci Richard Wagner'in operalarında belirli karakterleri veya duyguları temsil eden müzikal temalar için kullanılmıştır. Günümüzde ise sinemada hem işitsel hem de görsel anlatımın önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Modern sinemada leitmotif; bir karakterin ruh halini, yaklaşan bir olayı ya da hikâyenin altında gizlenen duygusal katmanı izleyiciye fark ettirmeden aktarmanın etkili yollarından biri olarak görülüyor. Aynı müziğin belirli bir karakterle özdeşleşmesi, belirli bir rengin korku veya yalnızlık hissini temsil etmesi ya da sürekli görünen bir objenin yaklaşan bir kırılmayı işaret etmesi, bu tekniğin en yaygın örnekleri arasında yer alıyor.
SEYİRCİYE MESAJ
Leitmotifin gücü, çoğu zaman bilinçaltına hitap etmesinden geliyor. İzleyici ilk karşılaşmada sıradan görünen bir detayı önemsemeyebilir; ancak aynı unsur film boyunca tekrarlandığında, zihin bu detay ile belirli bir duygu veya olay arasında bağlantı kurmaya başlıyor. Böylece yönetmen, uzun diyaloglara ihtiyaç duymadan seyirciye mesaj verebiliyor.

