Ege'nin, en güzel kentlerinden biri olan Denizli antik çağlardan günümüze ulaşan cazibesini sürdürüyor. Zengin kültür varlıklarıyla öne çıkan Denizli'de, Hierapolis Antik Kenti ise yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğruyor. Peki, Hierapolis Antik Kenti'ni farklı kılan şey nedir?

Pamukkale travertenlerinin hemen yanı başındaki Hierapolis Antik Kenti'nde bulunan ünlü "Cehennem Kapısı'nın" gizem dolu sırrını günümüzde modern bilim çözdü. Halklar arasında yüzyıllardır yaşatılan ürkütücü efsane yerini bilimin basit ama son derece önemli keşfine bıraktı. Hiddetli yeraltı tanrısı Hades'e kurban edilen hayvanlar neden Cehennem Kapısı'nın önünde hemen ölürken onları oraya götüren dönemin rahiplerine ise hiçbir şey olmuyordu? Yanıt, fizik kurallarında gizli. Yeraltı tanrısı Hades'e adanan tapınağa rahipler tarafından kurban edilmek üzere götürülen hayvanlar yer seviyesine yakın oldukları için yoğun karbondioksit gazından etkilenir ve cansız oracıkta yere yığılırdı. Onları Cehennem Kapısı'na getiren rahipler ise içeriye nefeslerini tutarak girer ve başlarını yukarı doğru kaldırırlardı. Havadan daha ağır olan karbondioksit gazı yere çöktüğü için etkilenmezlerdi. Ayrıcalıklı sınıf olan rahipler Hierapolis halkına kendilerinin 'tanrısal koruma' altında olduklarına inandırmışlardı. Gerçek ise çok basitti. Rahipler, fizik kurallarını halkı kandırmak için kullanıyorlardı.

400 BİN YILDA OLUŞMUŞ
Gelin bu çarpıcı efsaneye yakından bakalım. Belki bir gün Hierapolis Antik Kenti'ni ziyaret ettiğinizde Cehennem Kapısı'nın hikâyesini de hatırlarsınız. Pamukkale'deki travertenler, Türkiye'nin en gözde turizm merkezlerinden. UNESCO tarafından koruma altına alınması ise sevindirici. Bu eşsiz travertenler 400 bin yıl boyunca zengin minerallere sahip doğal kaynak suyunun köpürmesi sonucu geride bıraktığı kireçtaşı kayalılarının yavaş yavaş aşınması sonucu oluşmuş. Doğal kaynak suyu doğal yamacından aşağı akarken içindeki gazlardan da arınıyor. Arkasında ise 3 kilometre uzunluğunda ve 160 metre yüksekliğinde parlak beyaz kalsiyum karbonat tortusu bırakıyor.

Pamukkale travertenlerinin biraz ötesinde kalan Hierapolis Antik Kenti büyüleyici bir cazibeye sahip. M.Ö. 2'nci yüzyılın sonlarına doğru Bergama'daki Attalos Hanedanlığı tarafından kurulan Hierapolis Antik Kenti, M.S. 133 yılında Romalıların eline geçtiği biliniyor. Yıllar içinde Hierapolis giderek gelişen bir kaplıca kentine dönüşmüş. Üçüncü yüzyıla gelindiğinde, Roma İmparatorluğun her yerinden gelen ziyaretçiler buraya akın etmişler. Peki, Hierapolis Antik Kenti bu kadar özel olmasına rağmen Roma imparatorluğu döneminde niye uğursuz olarak yaftalamıştı? Yanıtı, "Cehennem Kapısı'nda yatıyordu. İnanışa göre, Cehennem Kapısı'ndan geçilerek girilen yeraltı dünyasında üç başlı cehennem köpeği olan Kerberos'un zehirli nefesi yerden akıyor ve tanrı olarak kabul ettiği Hades'e (Plüton) masumları kurban ediyordu. Bu nedenle buraya o dönemde Cehennem Kapısı denmiş ve Plütonyum'ın yanına Apollon Tapınağı'na inşa edilmiş. Ziyaretçiler ise tapınaktaki din adamlarına kendileri adına tanrılarına kurban vermeleri için ödeme yapmışlardır. Çok ilginçtir, ünlü tarihçilerinden Plinius ve Yunan coğrafyacı Strabon gibi dönemin önde gelen yazarları, kurban verme ayinlerini "Tüyler ürpertici bir gösteri" olarak adlandırmışlardır.

ŞAŞIRTAN AYİNLER
Ayinlerin nasıl yapıldığına gelince, Cehennem Kapısı kurban ayinlerinde bir din adamı, kuzu ya da boğa gibi bir hayvanı tapınağın içine götürüyor ve sanki bir ilahi müdahale olmuş gibi hayvan gerçekten oracıkta ölüyordu. Din adamı, yani rahip ise canlı olarak dışarı çıkıyordu. Yazar, Starbon'un, 17 ciltlik coğrafya ansiklopedisinin 13. cildinde, "Cehennem Kapısı"nda tanık olduğu ayin şu şekilde anlatılır. "İçeriye serçeleri attım, hemen oracıkta son nefesini verip yere düştüler...
BAŞ SORUMLU KARBONDİOKSİT
Cehennem Kapısı'na giren hayvanların neden öldüğü ve din adamlarının nasıl sapa sağlam dışarı çıktığı sorusuna bilim ışık tuttu. Öncelikle, 'Acaba bu Cehennem Kapısı volkanik bir havalandırma olabilir mi?' sorusuna yanıt arandı. Bilim adamları, kapı girişin içinde düzinelerce ölü hayvan, fare, serçe, karatavuk, böcek ve eşek arıları görünce hikâyenin gerçekliği konusunda hem fikir oldular. Gaz analizörü ile yapının etrafındaki havayı test edilince gerçek ortaya çıktı. İçerde çok yüksek düzeylerde karbondioksit olduğu belirlendi.

GAZ ÖLÇÜMLERI YAPILDI
Gizem büyük oranda çözülmüştü belki ama din adamları nasıl oluyor da hayatta kalıyordu? Farklı farklı saatlerde gaz ölçümü yapıldı. Gün boyunca, hava sıcak ve güneş olduğunda, karbondioksitin hızla dağıldığı fark edildi. Ancak, karbondioksit havadan ağır olduğu geceleri hava daha soğuk olduğundan zeminde birikiyor ve yer seviyesinde ölümcül bir gaz gölü meydana geliyordu. Bu bulgulardan yola çıkılarak burunları yere daha yakın olan hayvanların zehirli bulutta çabucak boğuldukları ancak daha uzun boylu olan din adamlarının ise daha düşük karbondioksit soludukları için hayatta kaldıkları sonucuna varıldı. Kısaca gizemli efsanenin ardında jeolojik bir gerçek vardı. O dönemdeki rahipler de bunun farkında değillerdi. Ancak bu doğa olayı sayesinde kendilerine dokunulmazlıklarla dolu ayrıcalıklı bir sınıf yarattılar... Son söz; her efsanenin ardından bilimsel bir gerçeklik yatar...
ANTİK KENT YIKIMA UĞRADI
Normal bir havada karbondioksit düzeyi 0,04 civarında bulunur. Ancak tapınak etrafındaki karbondioksit oranı şaşırtıcı derece yüzde 80 oranlarına ulaşıyordu. Sadece birkaç dakika boyunca yüzde 10'luk bir karbondioksite maruz kalmak bile yaşamsal bir tehlike yaratacağı biliniyordu. Aşırı karbondioksit seviyeleri, bölgenin kaplıcalarını ve travertenlerini de ortaya çıkaran aynı jeolojik sistemden kaynaklanıyordu. Pamukkale, 35 kilometre uzunluğundaki aktif bir tektonik fay hattı bölgesinde bulunuyordu. Bu hatlardan biri doğrudan şehir merkezinden geçerek Apollon Tapınağı'na kadar uzanıyor. Aktif fay hatları M.S. 17, M.S. 60 yıllarda şehri yerle bir eden depremlere yol açtı. Bu yıkımların ardından Hierapolis Antik Kenti ise terk edildi.