Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Bir şehirde hizmet üretilmiyorsa, o ihmalkârlık sadece o kentin omuzlarına yük bindirmekle kalmaz; dalga dalga yayılarak bütün bir ülkenin sırtına kambur olur. Misal; Gaziantep, Konya yahut Erzurum Belediyesi görevini aksatsa, ortaya çıkacak aksaklıklar ve ekstra maliyetler İzmir'i de, İstanbul'u da yakından yaralar; sıkıntısını bütün Türkiye çeker. Zira bir şehirde yükselen her faydalı hizmet, memleketin genel yükünü hafifletir. Aksi halde, yapılmayan ve geciktirilen her hizmet yüzünden sadece o şehrin insanından değil, bütün bir milletin fertlerinden tek tek helallik almak icap eder; çünkü o vebal tüm millete yük olmuştur. Modern, basiretli ve şuurlu insan olmanın yegâne gereği ideolojik körlükleri bir kenara bırakmaktır. Kim bu taşın altına elini koyacaksa, kim bu millete samimiyetle hizmet edecekse; partisine, rozetine bakılmadan şehir emaneti o işin ehline teslim edilmelidir. Ancak o zaman bir şehir tam manasıyla "şehir" olur, sokaklarına huzur ve bereket siner. Sokakları ve caddeleri hizmetle barışan kentler ise, yalnızca bağrında yaşayanlara değil, nihayetinde tüm insanlığa huzur ve saadet sunar. İşte zamanında tam da bu hakikatin tecelli ettiği bir döneme şahitlik ettik... Türkiye Gazetesi'ndeki görevimden ayrılıp İzmir'e, yeni bir gazete çatısı altında Günaydın'da çalışacağımı duyan dostlarım; İstanbul'dan, Erzurum'dan gıpta dolu seslerle seslenmişlerdi bana: "Ne mutlu sana, İzmir'e gidiyorsun!" O dostların İzmir'i böylesine hayranlıkla anmalarının arkasında yatan sır, takvimlerin 1988'i gösterdiği o güzel İzmir'li yıllarda gizliydi. 80'li yılların ortasında Burhan Özfatura'nın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturmasıyla birlikte, şehrin kader çarkı bambaşka bir yöne çevrilmişti. Gazete manşetlerinde ve televizyon camında "İzmir'de falan dev hizmet tamamlandı", "Özfatura hemşehrilerine şu büyük projeyi müjdeledi" akisleri çınlardı. Şehrin çağ atlayan ilk hamleleri hep Özfatura'nın o ilk dönemindeki omuz verişiyle gerçekleşmişti. Zira onun vizyonu yalnızca bugünü değil, istikbali imar etmek üzerine kuruluydu.

FETRET DEVRİ
Şehrin 70'li yıllardaki perişan haline ilk kez 1978 senesinde şahitlik etmiş, içimden yükselen bir feryatla: "Bu şehirde asla yaşamam!" diye kestirip atmıştım. Rabbim, tam 10 yıl sonra, 1988'de o büyük sözümü bana adeta bir ders gibi hatırlatarak İzmir'e getirdi. İstanbul da tıpkı İzmir'in Özfatura ile nefes alması gibi, ilerleyen yıllarda Recep Tayyip Erdoğan'ın şehre emin olunmasıyla o talihe kurban giden fetret devrini geride bırakacak, yeniden hüsnüne kavuşacaktı. Biz Burhan Özfatura'nın şahsında İzmir'de hakiki bir hizmet belediyeciliği gördük. Saymaya kalksak satırların dar geleceği o devasa icraatları nasıl unutabiliriz? Salhane'nin ordan geçilmediği günleri hatırlarım. Sokaklarda cirit atan devasa fareler cabasıydı. Özfatura geldi, o mezbahayı ve Salhane'yi kararlılıkla şehirden söküp atarak modern bir düzene kavuşturdu. İzmir'in körfeze ve kente yük olan en büyük dertlerine neşter vurdu. İzmir metrosunun ve raylı sistemlerinin ilk temellerini attı, ulaşımın düğümünü çözdü. Şehrin merkezine sıkışıp kalan otobüs garajını Mersinli'den alıp bugün de hizmet veren modern otogara taşıdı. Körfez'in o kokudan yanına yaklaşılmayan, adeta kilitlenmiş haldeki sahilini; Altınyol ve Kordon boyunca taşlarla ve dolgu alanlarıyla ihya etti. Alsancak'ta denize sıfır yapılmış, vatandaşa bir adım bile yürüyecek yeşil alan bırakmayan beton blokların önüne taş doldurup, üzerine toprak serdirip, çimlerle ve ağaçlarla bezedi. Bugün insanların huzurla oturup denizi ve gurubu seyrettiği Kordon, onun o cesur ve ufuk sahibi hamlesiyle "Kordon" oldu. İzmir'in geleceğini kurtaran Büyük Kanal Projesi ile körfezin ölüm fermanını yırtıp attı. Kuraklığın ve susuzluğun pençesindeki bu şehre, Tahtalı Barajı'nı kazandırdı. Dar gelirli vatandaşın mutfağına aşı, ekmeği ucuz ve kaliteli ulaştıran TANSAŞ modelini getirdi. Toplu konut hamleleriyle binlerce garip gurebayı ev sahibi yaptı. İzmir, Özfatura'nın vizyonuyla hizmete doydu. Lakin ne acıdır ki, onun bayrağı devretmesinden sonra bu şehir, sanki o şanlı yılların intikamını alırcasına yeniden 70'lerin o atıl, bakımsız ve kokuya mahkûm günlerine dönmek için garip bir gayretin içine girdi. Şehre yaptığı hizmetlerin karşılığını dünyalık ikbal ve alkışlarda değil, doğrudan kainatın müdebbiri olan Allah'ın katında aradı; kul hakkını gözetip hesabını ve faturasını ahiret sermayesine kesti. Biz şahidiz ki o, bu dünyada İzmir'e ve bu millete borçlu değil, alacaklı gitti. Ekilen her bir fidanın, akıtılan her bir damla temiz suyun ve çilekeş insanların duasına vesile olan her bir projenin mükafatını, Allah en güzel şekliyle ihsan eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Şehrin hafızası da, kadirşinas gönüller de seni asla unutmayacak Başkanım...

