KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI...
Fransa'da son günlerde yaşanan olaylara bakınca uzun uzun düşündüm. Hani bize "demokrasinin beşiği" diye Fransa'yı, "medeniyetin sembolü" diye Avrupa'yı öğrettiler... Elbette hakkını teslim etmek lazım; Avrupa'da da sokaklardaki yakıp yıkma eylemlerinden rahatsız olan, taşkınlıklara karşı çıkan milyonlarca sağduyulu insan var. Ne var ki yaşananlar, medeniyetin yalnızca gelişmiş şehirler, gösterişli binalar ve güçlü ekonomilerden ibaret olmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Fransa'daki son hadiseler, insanı ister istemez düşünmeye sevk ediyor. Hak arama adına sokaklar nasıl yakılıp yıkılır, insanların malına ve huzuruna nasıl zarar verilir? Elbette her toplumsal hareketin kendine özgü sebepleri vardır. Ancak haklı taleplerin provokasyonlara, yağmaya ve şiddete kurban edilmesi, meselenin özünü gölgede bırakır. Bir davanın haklılığı, başkalarına verilen zararla değil, ortaya konulan haklı gerekçelerle ölçülür.

DAVANIN HAKLILIĞIAslında biz bu filmi daha önce kendi ülkemizde, Gezi olaylarında da izledik. Devlete kızıp vatandaşın dükkânını yağmalayan, birilerine öfkelenip milletin ulaşımını sağlayan otobüsleri yakan zihniyetle bugün Avrupa sokaklarında ortalığı ateşe veren zihniyet arasında benzerlikler var. Araçlar kundaklanıyor, dükkânlar yağmalanıyor, insanların alın teriyle kazandıkları emekleri bir anda kül oluyor.
Oysa insan doğru bir dava için yola çıktığında, tuttuğu yol da doğru olmalıdır ki davasının haklılığı ortaya çıksın ve muhatabı onun hakkını teslim etsin. İşte 17 Ekim'de Fransa'nın Limoges şehrinde yaşanan acı hadise... İnşasına 1879'da başlanan, 1883'te açılan ve iki dünya savaşını geride bırakan tarihî belediye binası, protestolar sırasında çıkarılan yangında ağır hasar gördü. Çatısı çöken, tarihî dokusu büyük ölçüde zarar gören bu yapı, yalnızca Fransa'nın değil, insanlığın ortak kültür mirasının da bir parçasıydı. Bir öfke anında ateşe verilen şey, sadece taş ve ahşap değildir; geçmişin hatıraları, nesillerin emeği ve gelecek kuşaklara bırakılacak bir mirastır. Böyle bir yapıyı gözünü kırpmadan ateşe veren bir zihniyet, hangi medeniyet iddiasını ileri sürebilir? Medeniyet, insanın elindekini yakıp yıkması değil, kendisine emanet edileni koruyabilmesidir. Özgürlük, başkasının hakkını çiğneme serbestisi değildir. Demokrasi de insanın öfkesini sokağa dökerek başkalarının hayatını yaşanmaz hâle getirmesi demek değildir. Açıkça söylemek gerekir ki Gezi olaylarında olduğu gibi Fransa'da da şiddete başvuranlar, yaptıklarını hak arama gerekçesiyle meşrulaştıramaz. Bir ülkenin gerçek anlamda vatandaşı olmak, yalnızca o ülkenin kimliğini taşımakla değil, ortak hayatın hukukuna ve değerlerine saygı göstermekle de ilgilidir. Hakiki vatandaşlık bilinci, insanın kendi hakkını ararken başkasının hakkını da gözetmesini gerektirir. Geriye dönüp baktığımızda ortaya çıkan bilanço, milyarları bulabilen maddi kayıplar, sarsılan huzur ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan paha biçilmez tarihî eserlerdir. Fakat bütün bunların ötesinde, insanların birbirine duyduğu güven de yara alır. Kırılan camlar yenilenebilir, yanan araçların yerine yenileri alınabilir; ancak kaybolan tarihî bir eserin hatırasını, yıkılan güveni ve insanların kalbinde açılan yaraları onarmak o kadar kolay değildir. İnsan hak ararken kendi evini ateşe verir mi? Bir haksızlığı protesto ederken masum insanların hayatını zorlaştırır mı? Adalet isterken adaletsizliğe, özgürlük isterken başkasının özgürlüğünü gasp etmeye razı olur mu?
MEDENİYETİN ÖLÇÜSÜ
Bütün bu yaşananlar bize bir hakikati gösteriyor: Pahalıya satın alınan şeydir kötülük. Bedeli yalnızca kötülüğü yapanın cebinden çıkmaz; toplumun huzurundan, insanların güveninden, çocukların geleceğinden ve insanlığın ortak mirasından da tahsil edilir. Kötülük, bazen bir kibritin aleviyle başlar; fakat söndürülmesi yıllar süren yangınlara dönüşür. Medeniyetin ölçüsü, ne kadar yüksek binalar yaptığımız değil, insanlığımızı ne kadar yüksekte tutabildiğimizdir. Asıl mesele, dünyayı yakıp yıkacak güce sahip olmak değil, o gücü adaletle kullanabilecek bir vicdana sahip olmaktır.