İzmir'in kalbinde yer alan antik Smyrna, geçmişin bilinmeyen sayfalarını birer birer açmaya devam ediyor. Agora ve antik tiyatro çevresindeki kazılarda ortaya çıkarılan yeni yapılar, kentin yalnızca Roma dönemindeki ihtişamını değil, yüzyıllar içerisinde geçirdiği büyük dönüşümü de gözler önüne serdi. Duvar resimleri, mozaik zeminler, mermer döşemeler ve günümüzde dahi su taşıdığı belirlenen antik kanal, keşfin en dikkat çekici ayrıntıları arasında yer aldı.

Türkiye'nin batısında, modern İzmir'in tam merkezinde yer alan antik Smyrna kentinde yürütülen kazı çalışmaları, Roma İmparatorluğu'nun parlak dönemlerinden çok sonrasına, yaklaşık 1500 yıl öncesine ışık tutuyor. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Akın Ersoy liderliğinde yürütülen devasa projede, Agora ve antik tiyatro çevresinde daha önce eşine hiç rastlanmamış yepyeni buluntulara imza atıldı. Özellikle ortaya çıkan yeni yapılar, şehrin geçirdiği büyük değişimi gözler önüne seriyor.

İLK KEZ KEŞFEDİLEN DUVAR RESİMLERİ VE GİZEMLİ ODALAR
Smyrna Agorası çevresinde onlarca yıldır süren kazılarda ilk kez duvar resimlerine (fresklere) rastlanması, arkeoloji dünyasında büyük bir heyecan yarattı. Uzmanlar henüz bu boyalı süslemelerin desenleri ve renkleri hakkında detaylı bir rapor yayınlamasa da, bu alanın nasıl kullanıldığına dair yepyeni ipuçları barındırdığı kesin. Buluntular bununla da sınırlı kalmadı; kazılar genişledikçe Efes Yamaç Evler'i andıran ancak kamusal amaçlı kullanıldığı düşünülen üç yeni oda daha keşfedildi. Arkeologları heyecanlandıran bu odaların ve zeminlerin en dikkat çekici özellikleri ise şunlar:

GÖZ ALICI MOZAİK ZEMİNLER: Yeni keşfedilen odalardan ikisinin tabanı, antik dönemin o eşsiz ve ince işçiliğini yansıtan muazzam mozaiklerle kaplı.
ZARİF MERMER DÖŞEMELER: Üçüncü odada ise yapının ihtişamını ve prestijini artıran pürüzsüz mermer kaplamalar bulunuyor.
KORUYUCU SÜLEYMAN DÜĞÜMÜ MOTİFİ: Daha önce ortaya çıkarılan ve kötü enerjileri, talihsizliği veya nazarı uzak tuttuğuna inanılan "Süleyman Düğümü" motifi, bu yeni mekanların mimari bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendiriliyor.

2000 YILDIR HİÇ DURMADAN AKAN ANTİK ROMA SU KANALI
Tarihi alanın altından adeta bir mühendislik harikası çıktı. Smyrna'nın devasa su şebekesinin bir parçası olan ve yaklaşık 2000 yıl önce inşa edilen bir Roma su kanalından bugün bile şırıl şırıl su akmaya devam ediyor! Kazı ekibi, şu ana kadar kanalın 150 metrelik güzergahını tespit etse de, suyun tam olarak nereden geldiği gizemini koruyor. Suyun kaynağının, arkeolojik alanın güneyindeki Namazgâh Hamamı ve Kurşunlu Camii yakınlarındaki bir pınardan geldiği tahmin ediliyor.

İMPARATORLUĞUN BÖLÜNÜŞÜ VE DEĞİŞEN ŞEHİR HAYATI
Büyük İskender sonrası Helenistik dönemde yeniden kurulan ve Roma egemenliğinde altın çağını yaşayan Smyrna, MS 178'deki yıkıcı depremin ardından küllerinden doğmuştu. Ancak yeni keşfedilen odalar MS 5. ve 6. yüzyıllara, yani Roma'nın doğu ve batı olarak ikiye bölündüğü, Hristiyanlığın şehir hayatını şekillendirmeye başladığı Geç Antik Çağ'a tarihleniyor.
Ortaya çıkarılan bu paha biçilmez kalıntılar, sadece sanat ve mimariyi değil, büyük bir kentin yüzlerce yıl içinde nasıl kabuk değiştirdiğini de eşsiz bir şekilde anlatıyor.

KİRAZ FİDANI DİKERKEN BULUNAN 1700 YILLIK HAZİYENİ GÖRDÜNÜZ MÜ? "84 METREKARELİK ŞAHESER..."
Türkiye'nin doğusunda sıradan bir tarım günü, 2024 yılına damga vuran devasa bir arkeolojik keşfe sahne oldu. Elazığ'da tarlasına fidan dikmek için çukur kazan çiftçi Mehmet Emin Sualp, toprağın sadece 50 santimetre altında 1700 yıllık eşsiz bir Roma mozaiği keşfetti. 84 metrekarelik bu büyüleyici eser, üzerindeki zengin Anadolu faunası tasvirleriyle 2024 yılında arkeoloji dünyasında büyük bir heyecan yarattı.

Elazığ'ın Salkaya köyünde yaşayan Mehmet Emin Sualp, satın aldığı arazide kiraz fidanları yetiştirmek için hazırlıklara başlamıştı. 2024 yılının bu sıradan gününde rutin bir şekilde toprağı kazarken, yüzeyin hemen altında renkli ve belirli bir desen oluşturan taşlara rastladı. Bunun sıradan bir kaya parçası olmadığını hemen anlayan duyarlı çiftçi, kazıyı durdurarak durumu derhal jandarma ekiplerine ve Elazığ Müze Müdürlüğü'ne bildirdi.

Çiftçinin bu örnek davranışı ve yetkililere haber vermesi, paha biçilemez bir tarihi eserin zarar görmeden kurtarılmasını sağladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda başlatılan uzman kazıları sonucunda, toprağın altında yüzyıllardır gizlenen hazinenin tüm ihtişamı ve büyüklüğü ortaya çıkarıldı.

84 METREKARELİK EŞSİZ ROMA MOZAİĞİNİN ÖZELLİKLERİ
Uzmanların titiz çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılan mozaik, sadece boyutuyla değil, barındırdığı akıl almaz detaylarla da şaşırtıyor. Tek parça halinde yaklaşık 84 metrekarelik geniş bir alanı kaplayan eser, Roma İmparatorluğu'nun son dönemleri ile erken Bizans dönemine tarihleniyor.

Bu tarihi mozaiği eşsiz kılan başlıca detaylar şunlar:
-KUSURSUZ BÜTÜNLÜK: Türkiye'de bugüne kadar bulunmuş, hayvan figürlerinin bir arada yer aldığı ve bütünlüğünü ilk günkü gibi koruyan en nadir mozaiklerden biri.
-ANADOLU'NUN KAYIP FAUNASI: Mozaik üzerinde dönemin yaban hayatını yansıtan aslan, Anadolu parsı, dağ keçisi, geyik, yaban domuzu, ayı, av köpekleri ve çeşitli kuş türleri (ördek, kaz, sülün) büyük bir ustalıkla resmedilmiş.
-ZAMAN KAPSÜLÜ ETKİSİ: Bölgede günümüzde nesli tükenmiş veya çok nadir görülen büyük yırtıcıların tasvir edilmesi, esere yalnızca sanatsal değil, bilimsel ve ekolojik bir belge niteliği de katıyor.

YÜZYILLAR BOYUNCA TOPRAK ALTINDA NASIL KORUNDU?
Antik dünyada bu denli büyük ve işçilikli mozaikler, genellikle zengin villalarının, önemli kırsal mülklerin veya gösterişli kamu binalarının zeminlerini süslemek için kullanılırdı. Binlerce küçük renkli taşın (tessera) sağlam bir harç üzerine ustalıkla yerleştirilmesiyle oluşturulan bu yapılar, zamana karşı oldukça dirençlidir.

Orijinal yapının yıkılması veya terk edilmesinin ardından üzerinin toprakla kapanması, mozaiği güneşten, yağmurdan ve insan tahribatından izole eden koruyucu bir örtü görevi gördü. Yalnızca yarım metre derinlikte yüzlerce yıl boyunca tarım arazisinin altında bozulmadan kalabilmesi, arkeologlar tarafından büyük bir mucize olarak değerlendiriliyor.

TARİHİ KORUYAN BİR VATANDAŞLIK ÖRNEĞİ
Türkiye toprakları, her köşesinde farklı bir medeniyetin izlerini barındıran devasa bir açık hava müzesidir. Tarımsal faaliyetlerde veya inşaat çalışmalarında tarihi eserlerle karşılaşmak olasıdır.

Ancak Salkaya köyündeki bu olayda asıl fark yaratan unsur, Mehmet Emin Sualp'in gösterdiği yüksek bilinçtir.

Bulduğu eseri tahrip etmek veya şahsi kazanç sağlamaya çalışmak yerine devlete bildiren Sualp, dünya kültürel mirasına eşsiz bir katkıda bulundu. 2024 yılında Elazığ'da gün yüzüne çıkarılan bu muazzam Roma mozaiği, Anadolu'nun yeraltı zenginliklerinin ne denli büyüleyici olduğunu kanıtlarken; doğru atılan tek bir adımın tarihin sayfalarını nasıl koruyabileceğini de hepimize gösteriyor.