
Ege'nin incisi İzmir'de sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sokakları saran o enfes koku, kentin asırlık kahvaltı geleneği Boyoz'un habercisidir. İspanyol kökenli Sefarad Yahudileri tarafından 15. yüzyılın sonlarında İzmir mutfağına kazandırılan bu eşsiz lezzet, yüzyıllardır değişmeyen tarifiyle kentin en önemli gastronomi değerlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.
KAT KAT HAMURUN DİNLENDİRİLME SANATI
Boyoz yapımı, dışarıdan basit görünse de büyük bir ustalık ve sabır gerektirir. Un, su ve tuz ile hazırlanan hamur, dinlendirildikten sonra ustaların elinde adeta tül inceliğinde açılır. İncecik açılan hamurun zeytinyağı veya ayçiçek yağı ile yağlanıp katlanması, boyozun o meşhur çıtır ve kat kat dokusunu oluşturur. Taş fırınlarda yüksek ısıda pişirilen hamur, fırından çıkar çıkmaz sıcak sıcak servis edilir.

FIRINLANMIŞ KARA SİYAH YUMURTA İLE UNUTULMAZ İKİLİ
İzmir'de boyoz yemek sadece bir karın doyurma eylemi değil, kendine has ritüelleri olan bir kültürdür. Boyozun en büyük ve ayrılmaz tamamlayıcısı, kabuğuyla birlikte fırında saatlerce ağır ağır pişirilerek esmerleşen fırınlanmış (kara) yumurtadır. Yanına eklenen tulum peyniri ve taze demlenmiş bir bardak çay, İzmir kahvaltısını unutulmaz bir deneyime dönüştürür.
ALTIYOL'DAN KEMERALTI'NA ASIRLIK FIRINLAR
Sadesi klasik kabul edilse de günümüzde ıspanaklı, peynirli, zeytinli ve hatta çikolatalı çeşitleriyle de üretilen boyoz; Alsancak, Kemeraltı ve Karşıyaka'daki tarihi fırınlarda sabahın erken saatlerinden itibaren kapıda uzun kuyruklar oluşturmaktadır. İzmir'e yolu düşen her ziyaretçinin güne başlarken mutlaka tatması gereken boyoz, kentin güler yüzlü ve samimi sokak yaşamının en lezzetli nişanesidir.