Pakize Sükan yazdı...
New York için "hiç uyumayan şehir" derler ya... Burada yaşamaya başlayınca bunun yalnızca güzel bir söz olmadığını anlıyorsunuz. Sabah saat 06.00'da sokağa çıktığınızda şehir çoktan ayakta. Teslimat kamyonları yanaşmış, dükkânların önünde mal indiriliyor, temizlik görevlileri sokaklarda, inşaat çalışanları işlerinin başında... Biz daha ilk kahvemizi içmeden New York'un emekçileri çoktan yeni bir güne başlamış oluyor. Belki de bu şehrin hiç durmamasının gerçek kahramanları onlar. Sonra kahve... New York'ta kahve sadece bir içecek değil, günlük hayatın neredeyse bir parçası. İşe koşanın elinde kahve, metroya inenin elinde kahve, köpeğini gezdirenin elinde kahve... Sabahları sokakta yürürken insanların bir elinde telefon, diğerinde kahve bardağı görmek o kadar sıradan ki bir süre sonra siz de onlardan biri oluyorsunuz. Burada kahve masada uzun uzun oturularak içilen bir şey olmaktan çok, hayatla birlikte hareket ediyor. New York koşuyor, kahvesi de onunla birlikte koşuyor.
BEDAVA NEW YORK!
New York'la ilgili beni en çok şaşırtan şeylerden biri de bu oldu. Dünyanın en pahalı şehirlerinden birindesiniz ama şehrin sunduğu pek çok güzelliğin tadını çıkarmak için para harcamanız gerekmiyor. Parklarda ve meydanlarda ücretsiz konserler, dans gösterileri, tiyatrolar, söyleşiler var. Şehrin tam ortasında yürürken hiç planınızda yokken bir etkinliğin içinde bulabiliyorsunuz kendinizi. Bir başka sevdiğim ayrıntı ise sokaklardaki masa ve sandalyeler. Manhattan'ın ortasında yürürken bir meydanda durup herkesin kullanımına açık bir sandalyeye oturabiliyor, kahvenizi masaya koyup şehri seyredebilirsiniz. Bunlar bir kafenin müşterilerine ait değil; kamusal alanın bir parçası. Bence New York'un en güzel taraflarından biri tam da burada ortaya çıkıyor: Şehir pahalı olabilir ama şehri yaşamak her zaman pahalı olmak zorunda değil. Ve bu hafta bunun çok güzel bir başka örneği var: New York Fashion Week.
MODA SOLUYOR
New York zaten başlı başına bir açık hava podyumu. Ama bu hafta şehirde modanın ritmi çok daha yüksek. Çünkü New York Fashion Week başladı. Dünyanın moda dünyasının gözü bir kez daha New York'ta. Tasarımcılar, modeller, moda editörleri, alıcılar, influencer'lar ve sektör profesyonelleri şehrin dört bir yanında buluşuyor. Defilelerin etkisi yalnızca podyumlarda kalmıyor; sokaklardan otellere, restoranlardan mağazalara kadar Manhattan'ın havası değişiyor. Ben de bu hafta Javits Center'da düzenlenen Coterie New York fuarındaydım. Ve geçen hafta Türkevi'nde hissettiğim gururun bir benzerini burada yaşadım. Karşımda Türk bayrağı ve kocaman harflerle: "It's Turkish Apparel Time." İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) yetkililerinden aldığım bilgilere göre, İhracatçı Birlikleri milli katılım organizasyonu kapsamında fuara 27 Türk firması katılıyor. Fuar üç ayrı bölümden oluşuyor: Coterie'de 16, Magic New York'ta 6, Sourcing bölümünde ise 5 Türk firması yer alıyor. Türk firmaları için ayrıca bir Turkish Lounge oluşturulmuş. İki gün boyunca hem katılımcılara hem de ziyaretçilere ikramların yapıldığı bu alan, aynı zamanda Türk markalarının tanıtıldığı ve yeni iş bağlantılarının kurulduğu bir buluşma noktası. Burada benim için en dikkat çekici bilgilerden biri de yapılan ticari görüşmelerin sonucu oldu. İHKİB yetkililerinden aldığım bilgiye göre firmalar fuar süresince ortalama 25-30 görüşme gerçekleştiriyor ve bunların yaklaşık yüzde 30'u siparişle sonuçlanıyor. Fuar boyunca yaklaşık 15 bin ziyaretçinin gelmesi bekleniyor. Bir sonraki Coterie New York ise 7-9 Şubat 2027 tarihlerinde düzenlenecek katılmak isteyenler hadi başlayın çalışmalara.New York Fashion Week denildiğinde insanın aklına ilk olarak davetiyeler, ön sıralar, ünlüler ve yalnızca moda dünyasının girebildiği defileler geliyor. Ama New York burada da şaşırtıyor. Bu yıl 10- 15 Eylül tarihleri arasında Rockefeller Center, adeta halka açık dev bir Fashion Week salonuna dönüşüyor. The Rink'e kurulan dev ekranda New York Fashion Week kapsamında dünyanın en ünlü markalarının defileleri ücretsiz olarak izlenebiliyor.

TÜRK MARKALARI
Böylece moda haftasının heyecanı yalnızca davetlilere değil, New York'un tam ortasında herkese açılıyor. Yani Fashion Week'in bir parçası olmak için mutlaka elinizde özel bir davetiye olması gerekmiyor. Rockefeller Center'a gidip dünyanın en önemli moda haftalarından birini şehrin ortasında, herkesle birlikte izleyebiliyorsunuz. Bu da aslında yukarıda anlattığım "Dünyanın en pahalı şehrinde bedava New York" meselesinin bir başka örneği. Bir tarafta Javits Center'da 27 Türk firması, Türk bayrağı ve "It's Turkish Apparel Time"; diğer tarafta Rockefeller Center'da halka açılan Fashion Week defileleri... Bu hafta New York gerçekten moda soluyor. Benim için en güzeli ise dünyanın moda başkentlerinden birinde dolaşırken karşıma yine Türkiye'nin çıkması. Geçen hafta Türkevi'nden yazarken şöyle demiştim: "Manhattan'dan Türkiye'ye bakmak değil, Türkiye'yi Manhattan'da daha çok anlatmak..." Bir hafta sonra Javits Center'da Türk bayrağının altında 27 Türk firmasını görmek, bu cümlenin benim için çok güzel bir devamı oldu. New York'ta bu hafta moda konuşuluyor. Benim gözüm ise modanın içinde Türkiye'yi arıyor. Çok şükür ki Türk markaları her yerde karşımıza çıkıyor ben de bulduğum her yerde Manhat

