ÖZKAN BİNOL
"Her Şeye Rağmen İkimiz" köşesinde yetmişe yakın çiftle röportaj yaptı. Her hafta merakla okunan bu yazıları kitap oldu ve hemen tükendi. Yaptığı her çalışma adından başarıyla söz ettiren Tuluhan Tekelioğlu şimdi de "Kırkında Kırk Kadın" sergisi ile kadınların bilinmeyen dünyalarına yeni kapılar aralıyor.
"Her Şeye Rağmen İkimiz" için nasıl yola çıktınız?
- Hem Sabah Gazetesi'ndeki hem de köşemin adı "Her Şeye Rağmen İkimiz". Nasıl yola çıktığımı şöyle açıklayabilirim. On iki senelik evliyim ve evliliğin hiç kolay olmadığını gördüm. Sorunlar yaşadım evliliğimde açıkça itiraf ediyorum. Küçük yaşlardan itibaren kızlar hep beyaz atlı prens, şövalye gibi soyut erkek kavramlarıyla yetişiyorlar. Bende böyle büyüyen genç kızlardan bir tanesiydim. Aslında evlilikle ilgili çok kafa yormamıştım. Aşık olduğum erkekle hemen diye evlendim. Çocuk sahibi olduktan sonra özellikle sorunlar yaşamaya başladım. Diğer çiftler gibi boşanmak yerine bunu ben yaşıyorsam başkaları da yaşıyordur diye düşündüm. Oturdum kafayı yordum ve Sabah Gazetesi'nin eklerinden sorumlu olan Elçin Yahşi ile "Her şey Rağmen İkimiz" projesini paylaştım. Sağ olsun projeye inandı ve hemen başlamamı istedi.
PROJE HİÇ TIKANMADI - Boşanmamış çift bulmakta zorlanmadınız mı?
- İlk başlarda herhalde beş çiftten sonra tıkanır bu proje diye düşünüyorduk. Çünkü günümüzde çok boşanan çift vardı. Fakat hiç de öyle olmadı. Röportajlarım neredeyse yetmiş çifte dayandı.
- Şimdi de Turkuvaz Kitap yayınlandı ve büyük ilgi gördü.
- Evet. Gazete günlük bir şey ve o gün bitiyor. Bense o röportajları yapabilmek için çok uğraşıyorum. Bu nedenle kalıcı olasını istedim ve bir kitap haline getirdim. Röportaj yaptığım o çiftler içinde güzel bir anı olarak kaldı. Ayrıca onların torunlarına da güzel bir anı olarak kalacak.
- Neler gözlemlediniz o beraberliklerde?
- Rol model olmuş kişilerin evlilik hayatı da dikkat çeker diye düşünüyorum. Üstelik bu evlilikler yapay değil. 30 sene, 40 sene birlikte olmak hiç kolay değil. Bir eve girdiğimde daha onuncu dakikada o beraberliğin nasıl olduğunu hissedebiliyordum.
- Mesela hangi ev, hangi evlilik ?
- Mehmet Ali - Tuğba Erbil çifti. Boşanacaklarını hemen hissetmiştim. Çünkü Tuğba'nın ilk cümlesi şuydu, "Kocam beni aldatırsa boşanırım". Düşünsenize yeni evlenmişler ve aklına gelen ilk cümle bu. Yazar Hamdi Koç ve eşinin birlikteliğinden etkilendim. Çünkü bir kadının fedakarlığını gördüm orada. Hoş bir salonda büyük bir kütüphane ve iki tane çalışma masası vardı. Salonda yemek masası yoktu. Yemeği mutfaktaki küçük bir masada yiyiyorlardı. Ev Hamdi Koç'un rahat bir şekilde yazı yazabilmesi için dekore edilmişti. Mehmet Ali ve Cemre Birand son derece renkli, itişen kakışan ama bundan da çok eğlenen bir çiftti. Rebeca ve Sinan Çetin çiftinde de şunu gördüm: Sinan karısına gerçekten çok hayrandı.
- Kıskandığınız çift oldu mu?
- Hiç olmaz mı. Hülya Koçyiğit ve Selim Soydan birlikteliği de beni çok etkiledi. Selim Soydan'ın karısına olan hayranlığı hemen anlaşılıyor. Hülya Koçyiğit zarar görmesin diye en parlak yıllarında futbolu bırakıp geri plana çekiliyor. Geri çekilmekle de kalmıyor ve seks filmleri furyası döneminde Gülşah Film'i kuruyor ve Hülya Koçyiğit'in "Firar", "Kurbağalar" gibi en iyi filmlerini çekiyor. Kıskandığım çift onlardı diyebilirim. İnsan doğru kişiyi bulunca sadece bir insanla aşk yaşamaya devam ediyor.
- Sizce samimiyetleriyle konuştu mu bu çiftler?
- Kendi iç hesaplaşmalarını anlatıp itiraflarda bulundular. Samimiyetle de bunu söylediler. Hamdi Koç dedi ki "Eski koca olmama ramak kalmıştık ki döndüm. Çünkü yazarken karımın yaptığı çay ve onun parfüm kokusu bana çok iyi geliyor. Mesela Ahmet Ümit, "O kadar kadın hayranım var ama biz Vildan'la yoldaşız" dedi. Hatta karısı evlenmeden önce hamile kalmış. Bakmışlar ki birbirlerine aşıklar ve evlemişler. Ahmet'in çok hayranı var ve durup dururken genç kızlar ona sarılıyorlarmış. Vildan Hanım "Ben onları görmüyorum, gözümü kapatıyorum" dedi. Ahmet Ümit de diyor ki "Şimdi onunla yaşadığım o yolculuk o kadar değerli ki ben onları görmüyorum. Ben gözümü kapatıyorum". Aşkın bittiğini, bunun bir yol arkadaşlığı olduğunu da ekledi.
- Öyleyse evlenmeden önce okunması gereken bir kitap bu
- Evlenmeden ve boşanmadan önce okunması gereken kitap. Özellikle gözü kapalı genç çiftler bu kitabı okuduğunda evliliğin öyle hayallerdeki gibi değil, son derece zor olan bir şey olduğunu görecekler. O zorlukların üstesinden nasıl gelindiğini de yine bu sayfalarda okuyacaklar.
- Günümüzde gençlerin yaşadığı ilişkileri nasıl ?
- Hayat hızla değişiyor. Toplum da. Bu internet kuşağı ve bilgi çok hızla gelip çok hızlı tüketiliyor. Ellerinde cep telefonu, msnler ya da görüntülü telefonlar var. Yani birbiriniz özlemeniz mümkün değil. Birbirinizi özlemedikçe nasıl aşk kalıcı olacak. O yüzden bence artık ilişkide biçim değiştiriyor.
-Bir de "Kırkında Kırk Kadın " adında bir sergi hazırlığı var
- 2 Mart'ta iki senedir çok özenli bir çaba sarf ettiğim "Kırkında Kırk Kadın" sonuçlanmış halini göreceksiniz. Pendik' ten Merter'e Üsküdar'dan Bebek'e her semtten bir kadın o semtin dokusu ile özdeşleşerek yaşadığı hayat deneyimlerini anlattı.
- Neden kırk yaş?
- Kadının kırkında aydınlandığını düşünüyorum. Kadın kırkında uyanıyor ve diyor ki "Bugüne kadar ne yapmışım. Bundan sonra hayat sınırlı ve hızlı.Eğer gerçekleştiremediği şeyler varsa onları gerçekleştirmeye çabalayarak devam etmek istiyorum". Bazıları bunu yapamıyor ama en azından farkındalığa varıyor. Ve varoş kadını bile farkında. İşte bu farkındalığı hisseden ve cesaretle dile getirebilen bir manifestosu bence bu. Açıkcası şaşırdım bu kadar büyük cesaret beklemiyordum kadınlarda. Bir zamanlar Duygu Asena'nın söylediklerini şimdi onların ağzından duymak çok etkileyici. O yüzden de tüm kadınları, özellikle İstanbul'daki özellikle gazeteci kadınları, serginin bir parçası olan filmi izlemeye davet ediyorum.
- Kırk tılsımlı bir yaş öyleyse
- Kırk tılsımlı bir yaş kudretli bir yaş. Kadın cesaretle konuşuyor. Erkeklerde de zannediyorum böyle oluyor. Ama sanki onlar 45-50 yaş gibi olgunlaşıyorlar. "Ellisinde Elli Erkek" diye bir belgesel çekmeyi çok arzu ederim.
RESTİ KADIN ÇEKİNCE... - En ilginç portre hangisiydi?
- Okul hayatı bilmeyen kadın kırkından sonra eşine resti çekiyor ve eline kalemi kağıdı okuma yazma kursuna gidiyor. Ne de olsa çocuklar büyümüş hatta bir tanesi hatta asker olmuş. Kocasına "Beni rahat bırak kursa katılıp okuma yazma öğreneceğim" diyor. O kadın Böyle örnekler aslında üzüntü verici. Hala okuma yazma bilmeyenlerin olması çok üzdü beni. Her beş kadından biri hala okuma yazma bilmiyor. Ayrıca eski bir genelev kadını Ayşe Tükürükçü var. 2007 yılında bütün bu işkolundaki kadınların haklarının ezilmemesini söylemek için bağımsız millet vekili adayı oldu. Yarım saat konuştu. Onun yarım saat konuşmasını koysanız etkilenirsiniz. Yani bir kast sistemi gibi kafasını kaldırmaya çalıştıkça vurup sindirmeye çalışmışlar. Böyle bir toplumda çok sorguladım kendimi diyor. Bütün bunlşarı sadece kadın olduğım için mi yaşadım diye soruyor. Gazi mahallesinde yıllar sonra Açık Öğretim ile üniversiteyi bitirmiş kadınlar var. Diyor ki " Ben kocamı seviyorum ama artık kocama aşık değilim". Hala evli kocasıyla aradım dedim ki "Bu kamuya mal olacak emin misiniz?" "Eminim tabii" dedi. Üstelik aşık olmuş evliyken ve ne acıdır ki geleneksel toplumlarda bu aşkı yaşamak imkansız.. Haksızlıkları hepsi görüyor ama en güzeli cesurlar. Bunun üstesinden gelmişler ve bu kadınları arkalarına baktıklarında pişmanlıkları yok. Aslında kadın olmanın gücü var bunu kullanın dedirten bir çalışma.Yani sen neye hazırsan o da senin için hazırdır.
- Kimlerden destek aldınız?
- AÇEV, Toplum Gönüllüleri Vakfı, İnsan Hakları Derneği son derece yardımcı oldular ve hepsi ile imece usulü ile çalıştık. Neredeyse yaklaşık altmışın üzerinde kadınla konuştum. Onlardan kırkını seçtim. Hepsi ile bir 50 dakikalık yapmak hiç kolay değildi. 20 saatlik bir ham malzeme vardı elimde. Çok zor, bazen ağlayarak atmak zorunda kaldım.
- Erkekler nasıl bir tepki verecek?
- Erkekler nasıl bir tepki verir tahmin edemiyorum. Aslında feminist bir çalışma değil. Üstelik kocasıyla yolunda olmayan şeyleri fark eden kadınlar ne kadar çekinse bile karşısına alıyor onu konuşmaya başlıyor. Eğer konuşmasından sonra bir karşılık göremiyorsa o zaman hayat benim hayatım deyip onu kapıya koyuyor. Biri diyor ki " Ben değiştim, her şey değişti. Eğer değişim sırasında hayatımız yolunda gidiyordu. Bu değişim sırasında eşim nerden çıktı bu değişim deseydi onu da değiştirirdim" dedi.
- Sergi hazırlığında nelere dikkat ettiniz?
- Fotoğraflarda hiçbir photoshop yok. Kadınları en doğal halleri ile istedim. Niçin biliyor musunuz? Kırklı yaşlara gelen kadınların o semtin özelliklerine göre, o hayat deneyimleriyle bir Nişantaşı bir Ulus kadınıyla bir Gazi Mahallesi ya da Hacı Hüsrev kadınının aynı olmadığını görüyorsunuz.
- Sergide her profilden kadın görebilecek miyiz?
Elbette. Mesela Nişantaşılı bir kadın dermatolog , TV izleyicilerinin yakından tanıdığı haberci Banu Güven, Ahırkapı'dan iki Roman kadın, eski manken Ebru Ürün gibi çeşitli profiller var.
- Hayalinizi gerçekleştirmek zor olmadı mı?
- Bu benim hayalimdi. Param yoktu ve ben otomobilimi satıp bu sergiyi yapmaya karar vermiştim. Neyse ki hemen destek olanlar çıktı. Mesela Mudo'nu sahibi Mustafa Taviloğlu fotoğraf baskılarını karşılıyor. Çok çılgın bir adamdır. Bu projeyi çok sevdi ve bana "Bu kadınları kurgularken sıkılacak bir erkek gözüyle izle" dedi. İlginç bir uyarıydı. Bende dikkate aldım. Sinan Çetin'in fikri ilk duyduğunda "Ya dedi zor bir şey değil mi bu. Yollara döküleceksin, semt semt dolaşacaksın, o kadınları bulacaksın, o kadınlarla zor şartlarda çekim yapacaksın. Onun yerine madem sende kırkıına geliyormuşsun. Kendi iç değişimini anlat. Bende fotoğraflarını çekeyim daha kolay olmaz mı?" "Hayır, yapmak istediğim şey bu değil" dedim. O zaman dedi Plato Film yanındayız. Montaj, kameraman, ışık ve ses desteğinde bulundu. Bu aşamada tanıştığım ve kadınların anlattığımda etkilenen "Elif Şafak" ta kataloğumun ön sözünü yazdı.
AŞK BİR TUTKU - Aşkın ömrü üç yıl derler. Ondan sonra aşk dostluğa, arkadaşlığa mı dönüşüyor?
- Muhakkak. Onlar birlikte bir ömür geçirmeye karar vermişler. Yoldaşlar, aşık değiller. İçlerinde aşık olanlar herhalde genç olanlar. Tülin Şahin - Mehmet Öner, Deniz Pulaş - Sarp Aşık'ın ismini verebilirim. Aşk bir hastalık tutku, ulaştığınız vakit de o ateş sönüyor. Dolayısıyla evlilikte aşkı beklemek yanlış. O yüzden insan evlenince aşk bitiyor diye üzülüyorsunuz. Onun yerine arkadaşlık, dostluk gibi bir şey koymanız gerekiyor. Şebnem Çapa'nın şu sözünü çok severim : "Evlilik sonsuz mutluluk değil, sonsuz fedakarlıklar bütünüdür."
