NİHAN YARKENT
Biz şanslıydık çünkü Viyanalı bir rehberimiz vardı. Ablam, Zuhal Holler biz Avusturya'ya gitmeden bütün günleri planlamıştı. Müzeler, kafeler, saraylar, sokaklar, restoranlar, sergiler. Yok yok bir listemiz vardı. Gerçi Şafak İnce, türlü bahanelerle müzeleri yarı yarıya azaltsa da yine son sözü kadınlar söyledi. Şimdiki istikamet Schönbrunn Sarayı. Mutlaka gidilecekler listesinin ilk sırasına almalısınız. Şehir merkezinden metroyla 10 dakika içinde Schönbrunn Sarayı'ndasınız. Hatta yolda dikkat ederseniz şehir surlarının üzerinde olan raylarda yol alıyorsunuz. Surdan kastım, Osmanlı kuşatmasında kenti koruyan surlar. Surlar tarihi, surların üzerindeki raylar da tarihi. Ama her ikisi de hala hizmet veriyor. Her anımızın tarihe tanıklık ettiği bir şehirdeyiz.
Saraydayız, büyük kelimesi gerçekten hafif kalıyor. Dev bahçeler, uçsuz bucaksız yürüyüş yolları. Sarayın dışında ücretsiz gezebiliyorsunuz. Ama buraya kadar gelmişken Habsburg İmparatorluğu'nun izini sürmemek olmazdı. Kişi başı 15 euro verip içeri giriyoruz. Burada Türkçe tercüme kulaklıkta mevcut, diğer müze ve saraylarda Türkçe hizmetinin verildiği kulaklık yok. Nedeni ise, ziyaretçi sayısının fazla olduğu ülke sıralamasına göre kulaklık servisi var. Buradan anlıyoruz ki saray harici müzeleri pek gezmiyoruz biz.
Saraylar hep etkilemiştir beni, burada da durum farklı olmuyor. Habsburg İmparatoru Matthias, gezi ve av için kullanılan bu arazide avlanırken tesadüfen bir "güzel çeşme" bulunca buraya da Almanca'da güzel çeşme "Schöner Brunnen" adını vermiş. 1683 yılındaki 2. Viyana Kuşatması'nda bu bölgedeki ormanlık alan yok olunca bir yazlık saray yaptırılmasına karar verilmiş ve gördüğünüz eser 1713 yılında tamamlanmış. İmparatoriçe Maria Theresa tarafından yaptırılan ilavelerle bugünkü görünümünü almış.
Her adımınızda 600 yıl hüküm sürmüş Habsburg İmparatorluğu'nun izleri adeta sizi takip ediyor. Güzelliğiyle Afroditi andıran Sisi'nin vals yaptığı salonlarda turlarken, biran gözlerinizi kapatıp büyünün içinde buluyorsunuz kendinizi. Yine 16 çocuğu bulunan Maria Theresa tablolarda değilde sanki yan odadan çıkıp gelecek gibi. Mozart'ın altı yaşında Kraliçe için verdiği konseri hayal ediyor. İmparator I. Karl'ın 1918'de tahtı bıraktığını bildiren ve Habsburg Hanedanı hakimiyetine son veren anlaşmayı imzaladığı o masada Büyük İmparatorluğun son buluşunu hatırlayarak zor da olsa gerçek yaşama dönüyoruz.
1400 odalı, 4 milyonu aşkın tarihi eseriyle Avrupa'nın en güzelleri arasında yeralan sarayın bahçesi de uçsuz bucaksız. Bugün spor ve yürüyüş alanı olarak vatandaşların kullanımına açık olan alanda dondurucu soğuk kimsenin umrunda değil. Atkılara, berelere sarılıp sırtımızı saraya verip en tepedeki Gloriette'ye doğru yürüyoruz. İlk durağımız Neptün Çeşmesi. 1780 yılında yapılan çeşmenin önünde bir havuz yer alıyor ve ortasında elinde üçlü mızrağıyla Neptün karşılıyor bizi. Soğuk öyle içimize işliyor ki selfie çekmeye niyetlensek de rüzgar telefonu bile alıp götürüyor. Neyse ki telefon göle uçmuyor. Tepeye yürüyüşe devam ederseniz, harika bir manzarayla karşılaşırsınız.
STADPARK CENNET GİBİ
Saraylar için bir gün ayırsanız yine de yetişmek mümkün değil. Bizde öyle yapıyoruz. Kar yağışına aldırmadan yine yollara düşüyoruz. İlk durağımız Viyana Şehir Parkı yani Stadtpark. "Bir şehir parkı ne kadar güzel olabilir ki? Durum öyle değil. Hani hepimizin gıptayla izlediğimiz 'Evde Tek Başına' filminde Kevin'ın kötü adamları dize getirdiği park vardı. İşte tam ondan burada da yapmışlar. 65 bin metrekarelik alanda göller, ördekler, çam ağaçları sanki Alplere çıktık. O kadar soğuğa aldırış etmeyen de tek biz değiliz. Çinlisi, Korelisi, Fransızı bütün dünya parkta. İnstagramda like'layıp da cennet dediğimiz görüntüler eşliğinde ilerlerken vals denilince ilk akla gelen isim Johann Strauss'un o meşhur kemanıyla bizi beklediğini görünce, oraya doğru koşuyorum Ama yanına yanaşmak ne mümkün bütün Çinliler sıraya girmiş fotoğraf çekiyor. Benden kaçar mı? bekleyip o anı da ölümsüzleştirdikten sonra rüya parka veda ediyoruz.
VER ELİNİ BELVEDERE
İhtişam konusunda hiçbir sıkıntı yok, yine son derece ince çalışılmış sanat harikası bizi bekliyor. Schönburun'un minayatürüyle karşılaştık diyebiliriz. Prens Eugene Savoy'a Viyana Kuşatması'ndaki başarıları sebebi ile Habsburg'lar tarafından hediye edilen sarayın bahçeleriyle idare ediyor, içini gezmek ise başka bahara diyerek vedalaşıyoruz.
HABSBURG SARAYI
Habsburg ailesinin kışlık sarayı. Yeri şehrin göbeğinde, eski şehirde Kohlmarkt Caddesi'nin sonundaki Michaeler Meydanı'nda. Habsburglar'ın Kral Franz Joseph ve eşi Elizabeth namı değer Sisi'nin sarayı olarak Da anılıyor. Sarayın çevresi de en az içi kadar popüler. Biz yeni yıl öncesi gittiğimiz için hareket biraz daha yoğun. İmparatorluk dönemini andıran at arabalarıyla seyahat olmazsa olmazlardan. Bir de noel pazarları olunca karnavalın içindeyiz.
Sisi Müzesi ve Kış Binicilik Okulu da burada. Avusturya Cumhurbaşkanı'nın makamı da burada. Yani her an kendisiyle karşılaşabilme ihtimaliniz yüksek. Az dinlenmek, biraz da ısınmak istiyoruz ve hemen karşı köşede bulunan Cafe Griensteidl'de alıyoruz soluğu. Bir melonş söyleyip bakıyoruz keyfimize. En çok da gazetelerin sunuluş biçimi dikkatimi çekiyor, eee insan haberci olunca çok da şaşırmamak gerek sanki.
Viyana'da Türk meyhanesi
Viyana'da meyhane mi olur? Valla bizzat gittim gördüm hem de nasıl şahane olmuş. İçeri adımımı atar atmaz önce müzikler sizi heyecanlandırıyor. Sanki yıllardır Avusturya ezgileri dinliyormuşcasına Ajda Pekkan, Tanju Okan, Sezen Aksu, Ayla Dikmen'i duyunca kulaklarıma inanamıyorum. Burası gerçekten Meyhane. İstanbullu Gino David Devletli, İzmitli Erdem Ünvan, Erzincanlı Aydın Ferhat Fırat bu harika mekanın yaratıcıları. Belki İzmir'de bile bu kadar samimisini bulamayacağımız Meyhane'nin menüleri de özel. Beyaz peynir de var, mezeleri de. Arkadaşları bu özel gece için tekrar tebrik eder, giderseniz deneyin derim.
SALI: SANAT-TARİH-MÜZİK VE ALBERTİNA
