İZMİR'DEKİ ANADOLU / DUYGU ERGÜDEN
İzmir, Osmanlı'nın "Gerileme Dönemi"nde, Ege'nin efsanelere konu alan adalarından müdabedeyle gelenlere ev sahipliği yaptı. Her şeyi adalara benzeyen kent, onları da sarıp sarmaladı. Bugün o adalılar bir dernek çatısı altında buluştu. Ege Adaları Halkları Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Murat Unganer, "İzmir bizim kalbimizin en güzel yerine sahip, bunun tarifi mümkün değil" diyor.
Ege Denizi'nin öteki yakasından çıkıp gelenler, Anadolu'ya ilk selamı İzmir'den verdikten sonra memleketin dört bir yanına yerleşmiş. Osmanlı'nın zayıflaması ile elden çıkan adalar, insanları göçe zorlarken, ilk olarak Girit elden çıkmış. Mübadele döneminde de Rodos ve İstanköy hariç diğer adalardan gelenler o göç kervanına katılmış. İnsanlar geride bıraktıklarına ağlayarak "öteki yaka"ya geçerken, teselliyi Ege'nin misafirperverliğinde bulmuş.
Aradan geçen sürede iki yakanın insanları arasında sevgi köprüsu kuran Adalılar, kısa süre önce de tek çatı altına bir araya gelmişler. Kurdukları "Ege Adaları Halkları Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği" ile bir yandan sorunlarını gündeme getirip çözüm yolları ararken, diğer yandan kültürlerini yaşatıyorlar.
Acı ve gözyaşı
Dernek Başkanı Murat Unganer, her göçün acı ve gözyaşıyla harmanlandığını belirterek, "Ege Adaları'ndan ilk olarak Girit kopmuş. Girit'te yaşayanlar önce Rodos'a gelmiş. Rodos'ta bir Girit Mahallesi kurmuşlar. Hala o mahalle durur. Ancak Türkçe konuşan Rodos sakinleri ile Giritliler anlaşamamış. Rodos da elden çıkınca tekrar anavatana doğru yollara düşülmüş. Üstlerinde başlarında hiçbir şey yok, her şey geride kalmış... Anavatanlarında herşeyi yeniden kurmak için çok çalışmışlar. Ada kültürüne yakın olduğu için de deniz kenarını tercih etmişler. Bu yüzden daha çok Çanakkale ve Mersin arasındaki sahil şeridine yerleşmişler" diyor.
Rumca değil, Giritçe
Kıyı Ege, Adana, Ayvalık, Hatay ve Antakya tarafında da çok Giritli olduğunu belirten Unganer, şöyle devam ediyor: "Ancak İzmir, hem kültür hem de mesafe olarak yakın olduğundan buralara daha çok gelmişler."İzmir'e yerleşen Giritlilerin en büyük sorunun dil olduğunu da sözlerine ekleyen Unganer, "İzmirliler zaman zaman Giritçeyi Rumca zannetmişler. Bu yüzden sıkıntılar olmuş. Ancak bu sıkıntılar da zamanla aşılmış. Ege Denizi en önemli birleştirici olmuş" diyor.
'Kıyafetlerimiz bile benziyor'
İzmir'in hoşgörüsü Girit kültürünü de zamanla bağrına basmış. Başkan Unganer, bu kültüre has olan ayrıntıları da şöyle anlatıyor: "Girit kültürü çok orijinaldir. Dine karşı çok toleranslıdır. Hoşgörü kültürü vardır. Evlerinin köşelerine ışık yakmışlatr. Bazı Giritliler salyangoz yer. Rum yemekleri ile Girit yemekleri çok benzerdir. Halk oyunları bile çok yakındır. Kılık kıyafetlerimiz bile benzer. Otlarla aramız çok iyidir."
Kabak çiçeği dolması
Girit mutfağının baş tacı ettiği lezzetlerden biri de kabak çiçeği dolması. Mevsiminde taze çiçeklerden yapılan bu dolma, kış için kurutulan çiçeklerle de yapılabiliyor.
Malzemeler:
20-25 tane kabak çiçeği
1 su bardağı pirinç
1 adet kuru soğan
1 adet domates
nane, maydanoz
karabiber, tuz, zeytinyağı
Hazırlanışı: Kabak çiçeklerini yıkadıktan sonra çiçeğin sap kısmındaki yeşillikleri kopartın. Çiçeğin içindeki sarı kısmı çay kaşığı yardımı ile çıkartın.Yemeklik doğradığınız soğanı zeytinyağında kavurun, üzerine yıkadığınız pirinci ilave edin. Pirinçler şeffaflaşınca domates rendesi ilave edin. Bir iki karıştırıp yeşillikleri, karabiberi yarım su bardağı su ve tuzunu da ekleyip demlenmeye bırakın. Dolma içi soğuyunca kabak çiçeklerinin içine birer tatlı kaşığı koyun. Çiçeğin üst kısmını katlayıp, katladığınız yer altta kalacak şekilde tencereye (hafif dik)sıralayın. Üzerine bir iki kaşık zeytinyağı gezdirin, tuzunu ve suyunu koyup pişirin.
"Keçinin yediği her ot yenir!"
Girit mutfağının en vazgeçilmez unsuru ot kültürüdür. "Keçinin yediği her ot yenir" diyen Giritler, İzmir'e gelirken bu kültürü de yanlarında getirdi.
