Prof. Dr. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Ramazan ayı geldiğinde şehirlerin çehresi nasıl da değişiyor. Aynı sokaklardan geçer, aynı iş yerlerine gider, aynı evlere döneriz; fakat kalbimizde farklı bir hassasiyet uyanır. Gün doğumundan gün batımına kadar süren açlık ve susuzluk, yalnızca bedeni değil; zihni, kalbi ve vicdanı da terbiye etmeye başlar. İşte bu noktada temel bir soru ile karşı karşıya kalırız:
RAMAZAN'DA yapılan iyiliklerin asıl maksadı nedir? Oruç, zekât, fitre, sadaka, iftar sofraları ve Kur'an tilaveti... Bütün bunlar hangi büyük gayeye hizmet eder?
BU sorunun cevabını ararken önce "iyilik" kavramını yeniden düşünmek gerekir.

YARDIMDAN DAHA FAZLASI
İYİLİK; yalnızca bir yardım paketi ulaştırmak, bir iftar daveti vermek ya da camide mukabeleye katılmak değildir. Bunlar iyiliğin görünür yüzleridir. Asıl iyilik, insanın kendisiyle, çevresiyle ve Rabbiyle kurduğu ilişkinin ahlâkî bir bütünlük kazanmasıdır. İnsanın kendini tanıması, sınırlarını bilmesi ve başkalarının da en az kendisi kadar yaşama hakkına sahip olduğunu idrak etmesidir. Ramazan, bu idraki güçlendiren bir atmosfere sokuyor bizleri. Kur'ân-ı Kerîm'de, "Allah, iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır" (Bakara 2/257) buyrulur. Buradaki karanlık; cehalet, bencillik, hırs ve hakikati görmezden gelme hâlidir.

ORUÇ- TAKVA İLİŞKİSİ
AYDINLIK ise bilgi, hikmet ve merhamettir. Ramazan, insanı bu aydınlığa doğru yürütür. Çünkü oruç, nefsin sınırsız isteklerine karşı bilinçli bir direniştir. Nefsine hâkim olabilen insan, başkasının hakkını çiğnemekten de sakınır. Böylece iyilik, bireysel bir erdem olmaktan çıkar; toplumsal bir ahlâka dönüşür. "Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı; umulur ki takvâya erersiniz" (Bakara 2/183). Bu ayet, orucun nihai gayesini açıkça ortaya koyar: takvâ.
TAKVÂ, yalnızca haramlardan sakınmak değildir; Allah bilinciyle yaşamak, her davranışın bir sorumluluk taşıdığını idrak etmektir. Oruçlu insan, kimsenin görmediği bir anda bile yemez, içmez. Çünkü o, sadece toplumun değil, Rabb'inin huzurunda olduğunun farkındadır. Bu bilinç, iç denetimi güçlendirir.
İŞTE Ramazan'da inşa edilmek istenen ahlâk tam da budur: Dış baskıyla değil, iç sorumlulukla şekillenen bir karakter.

AÇ OLANI GÖRMEK
PEYGAMBER Efendimiz meşhur hadisinde "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" buyurmuştur (Hâkim, el-Müstedrek). Bu hadis, Ramazan'ın sosyal boyutunu özetler. Oruç, insanı aç bırakmak için değil; açlığı hissettirmek için vardır. Açlığı hisseden insan, nimetin kıymetini bilir. Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun değerini anlar.
İŞTE bu idrak, merhameti doğurur. "Onların mallarında ihtiyaç sahibi ve yoksullar için bir hak vardır" (Zâriyât 51/19) ayeti, malın mutlak bir mülkiyet olmadığını hatırlatır. Sahip olduklarımız, yalnızca bizim emeğimizin ürünü değil; aynı zamanda bir emanettir. Ramazan'da verilen zekât ve sadakalar, bu emaneti paylaşma bilincinin pratiğe dökülmesidir. Ancak iyilik yalnızca maddî yardımla sınırlı değildir.
DİLİN VE KALBİN İYİLİĞİ
"GÜLER yüz sadakadır" (Tirmizî, Birr). Bu kısa ama derin anlamlı hadis, iyiliğin sadece cebimizle değil; yüzümüzle, sözümüzle ve tavrımızla da
"ORUÇ kalkandır. Oruçlu olan kötü söz söylemesin" (Buhârî, Savm). Oruç, insanı kaba sözden, öfkeden ve kırıcı davranıştan insan oruçlu olduğu hâlde kalp kırıyor, hakaret ediyor, adaletsizlik yapıyorsa; Peygamberimizin uyarısı akla gelir: "Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine sadece açlık ve susuzluk kalır" (İbn Mâce, Sıyâm).
DEMEK ki Ramazan'da iyilik, sadece aç kalmak değil; kalp incitmemektir. Sadece susamak değil; dilini kötü sözden arındırmaktır. Kur'an, "İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın" (Maide 5/2) buyurur. Ramazan ayı, yardımlaşma ruhunun en yoğun yaşandığı zaman dilimidir. İftar sofralarında bir araya gelmek, ihtiyaç sahiplerine destek olmak, kırgınlıkları gidermek... Bütün bunlar toplumsal bağları güçlendirir. "İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır" (Dârimî, Mukaddime). Bu ölçüye göre iyilik, sadece bireysel kurtuluş arayışı değildir; başkalarına fayda sağlama çabasıdır. Ramazan, bireyin ahlâkını toplumsal sorumlulukla buluşturur. Çünkü iyilik arttıkça güven artar; güven arttıkça huzur yayılır.

İBADETİN AHLAKİ DÖNÜŞÜMÜ
"NAMAZ insanı kötülükten alıkoyar" (Ankebût 29/45). Bu ayet, ibadetin ahlâkî bir dönüşüm doğurması gerektiğini ifade eder. Namaz kılmak, Kur'an okumak, dua etmek; bütün bunlar insanı daha dürüst, daha merhametli ve daha adil bir birey hâline getirmiyorsa eksik kalır. Ramazan'da Kur'an okumak, sadece harfleri seslendirmek değildir; onun mesajını hayatımıza taşımaktır. Sadaka vermek, sadece mal azaltmak değil; bencilliği azaltmaktır. Oruç tutmak, sadece aç kalmak değil; kötülüğe karşı irade geliştirmektir.
1 AYLA MI SINIRLI KALACAK?
RAMAZAN, insanı karanlıktan aydınlığa çıkaran bir mekteptir. Bu mektepte öğrenilen en temel ders şudur: İyilik, insanın varlık sebebidir. Aç kalmak değil, başkasının açlığını anlamak... Susamak değil, nimetin kıymetini bilmek... Sadaka vermek değil, malın emanet olduğunu idrak etmek... Kur'an okumak değil, onunla ahlâklanmak... Eğer Ramazan sonunda daha sabırlı, daha adil, daha merhametli ve daha duyarlı bir insan hâline gelmişsek, bu mektepten bir şey öğrenmişiz demektir. Aksi hâlde, oruç bize yalnızca açlık bırakmış olur. İyilik arttıkça toplum huzur bulur; huzur arttıkça dünya yaşanır hâle gelir. Ramazan ise bize her yıl bu hakikati yeniden hatırlatır: Gerçek ibadet, insanı iyiliğe dönüştüren ibadettir