Prof. Dr. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Nefis, istemek, arzulamak ve sahip olmak isteyen yönümüzdür. Yemek ister, kazanmak ister, öne çıkmak ister, beğenilmek ister. Bu arzular fıtrîdir. Ancak sorun, bu arzuların sınırsızlaşmasıdır. İnsan "hep ben" demeye başladığında, dünya onun gözünde yalnızca kendi etrafında dönen bir sahneye dönüşür. Kur'anı Kerim'de Yasin Suresi 9. ayette, hakikati göremeyenlerin önlerine ve arkalarına set çekildiği bildirilir. Bu set, çoğu zaman insanın kendi nefsidir. Ramazan, bu seti fark etme ve onu aşma imkânı sunar. Oruç, insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan yeme ve içmeye bilinçli olarak ara vermesidir. Açlık burada bir mahrumiyet değil; bir eğitim aracıdır. Gün boyu aç kalan insan, nefsine "sen her istediğini hemen elde edemezsin" demeyi öğrenir. Küçük gibi görünen bu ders, büyük sonuçlar doğurur.

ORUÇLA GELEN BİLİNÇ
Kur'an, "Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı; umulur ki takvâya erersiniz" (Bakara 2/183) buyurur. Oruçtan maksat yalnızca aç kalmak değil, takvâya ulaşmaktır. Takvâ, Allah bilinciyle yaşamaktır; yani yaptığımız her işte bir hesaba tâbi olduğumuzu bilmektir. Hesap bilinci güçlendikçe nefis zayıflar, vicdan güçlenir. Böylece birey, hem kendisine hem de çevresine karşı sorumluluklarını daha bilinçli bir şekilde yerine getirir.

NEFSİN KÖLESİ OLMAMAK
Nefsin en belirgin özelliği bencilliktir. Küçük yaşlardan itibaren insan paylaşmakta zorlanır; "benim olsun" duygusu ağır basar. Bu duygu terbiye edilmezse, büyüdükçe "ben kazanayım", "ben yükseliyim", "ben öne çıkayım" hâline dönüşür. Oysa mümin, diğergâmdır; kendisi için istediğini başkası için de ister. Kur'an, hevâ ve hevesini tanrı edinenleri eleştirir (Câsiye 45/23). Günümüzde bu anlayış, "canım ne isterse onu yaparım" sloganıyla meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Fakat sınırsız özgürlük, çoğu zaman başkasının özgürlüğünü ihlâl eder. Ramazan, özgürlüğün sınırını öğretir: Gerçek özgürlük, nefsin kölesi olmamaktır.

TOPLUMDA TEZKİYE
Nefis terbiyesi yalnızca bireysel bir arınma değildir; toplumsal bir inşa sürecidir. Alışverişte hile yapmamak, verilen sözleri tutmak, başkasının hakkını gözetmek aile kurumunu korumak... Tüm bunlar nefsin terbiye edilmiş olmasının göstergesidir. Oruç tutan bir insan, elini harama uzatmaktan, dilini yalandan ve kalbini kinden koruyorsa, işte tezkiye gerçekleşmeye başlamıştır. Tezkiye, arınma ve ahlâkın inşası demektir. Ramazan boyunca insan, bedenini açlıkla, kalbini Kur'an'la, malını zekât ve sadakayla arındırır. Malın içinde başkasının hakkı olduğunu bilmek, nefsi dizginlemenin en somut yollarından biridir. Çünkü nefis sahip olmayı sever; paylaşmayı değil. Oysa paylaşmak, nefsin zincirlerini gevşetir.
BÜYÜK CİHADIN AYI
Peygamber Efendimiz, "Gerçek mücahid, nefsine karşı cihad edendir" buyurmuştur (Tirmizî, Fedâilü'l- Cihâd, 2). Bu hadis, mücadelenin yönünü açıkça gösterir. Ramazan, bir ay boyunca insanı bu büyük cihada davet eder. Gün boyu susuz kalmak elbette zordur; fakat asıl zorluk, öfkeyi yutmak, kibri bastırmak ve haksız kazançtan uzak durmaktır. Bu çaba, hem bireyin hem de toplumun sağlıklı bir ahlâkî yapıya kavuşmasını sağlar. Nefsini terbiye eden insan, ailesine karşı daha şefkatli olur. Çünkü artık merkezde yalnızca "ben" yoktur. Eşinin, çocuğunun komşusunun ihtiyaçlarını da kendi ihtiyacı gibi görür. Böyle bir birey, toplum için güven kaynağıdır. Kur'an'da, Allah'ın müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın aldığı bildirilir (Tevbe 9/111). Bu ayet, nefsi aşmanın nihai mükâfatını haber verir. Ramazan, insanı kendi benliğinin ötesine taşır ve değerlerine göre yaşamayı öğretir.
İNSANIN KENDİNİ AŞMASI
Ramazan'ın en büyük kazanımı, insanın kendini aşmasıdır. Kendini aşmak; nefsin arzularını inkâr etmek değil, onları kontrol altına almaktır. Açken sabretmek, öfkeliyken susmak, güçlüyken affetmek... İşte tezkiye budur. Bu hâle ulaşan insan, artık nefsinin değil; değerlerinin peşinden gider. Nefsi terbiye edilmemiş bir insanın elindeki güç yıkıma dönüşebilir. Ramazan ise gücü merhamete, zenginliği paylaşmaya, özgürlüğü sorumluluğa dönüştürür. Ramazan, yalnızca bir ibadet mevsimi değil; bir karakter inşasıdır. Oruçla başlayan, sabırla güçlenen, paylaşmakla olgunlaşan bu süreç; insanı kendini aşmaya götürür. Belki de Ramazan'ın bize fısıldadığı en derin hakikat şudur: Nefsini yenemeyen dünyayı kazanmış sayılmaz; fakat nefsini yenen, dünya malını kaybetse bile en büyük kazancı elde etmiştir.