KONUK YAZAR SELAHATTİN GEZER YAZDI...
İnsanın namaz kılmamasının temel sebebi sanıldığı gibi sadece "tembellik" değildir; asıl mesele "uzaklık" meselesidir. İnsan Allah'tan uzaklaştığı an; ibadete, şükre ve huzura da mesafe koymuş olur. Kalp, Menba'ından uzak düştüğünde, ruhun gıdası olan kulluk görevleri kişiye ağır birer yük gibi görünmeye başlar. Oysa kul, Yüce Mevla'yı aradıkça ve O'nu zikrettikçe O'na yaklaşır. Yaklaştıkça o ulvi ve manevi sarhoşluk, yani iman lezzeti artar. Bu yakınlık sağlandığında namaz artık bir yük değil, ruhu hafifleten bir huzur iklimine dönüşür. Allah'a yakın olan için namazsız bir hayat düşünülemez hale gelir. Ancak Allah'tan uzak kalındığında, en küçük ibadetler bile altından kalkılmaz birer külfet gibi algılanır; kılınsa dahi o derin huşu ve zevk hissedilemez. Bu yüzden her şeyden önce Allah'ı bulmak, O'nu tanımak ve sevmek gerekir.

MUHABBET YAKINLIK GETİRİR
Gündelik hayatımızdan bir örnekle düşünelim: Sevdiğiniz bir dostunuzu sık sık arayıp andıkça muhabbetiniz artar. Aranızda binlerce kilometre olsa bile, o dostunuz sizin aleminizde hep yakındır. Bir iş yaparken "O bundan hoşlanır mı?" diye düşünürsünüz. O yanınızda olmasa, haberi bile olmasa, sırf ona olan sevginizden dolayı onun sevdiği incelikleri yapmaya çalışırsınız. Mesela onun çayı çok sevdiğini bilmek, çay içerken bile size onu hatırlatır ve o yudumun tadı değişir. İşte bütün mesele, Yaratıcı ile bu yakınlığı kurabilmektir. "Allah dostları" dediğimiz zatlar, Allah'a öylesine yakındılar ve O'nu öylesine daimî bir zikirle andılar ki; ibadet onlara dünyevi hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir lezzet veriyordu. Onlar için namaz, bir vuslat anıydı.
EBEDİ BİR TEŞEKKÜR
Unutmayalım ki namaz, kulun Allah'a olan en güzel şükür ve teşekkürüdür. Bizim bu samimi yönelişimize karşılık Yüce Mevla'nın vaat ettiği ebedi Cennet ise, O'nun sonsuz kereminin ve kulunun şükrüne olan o eşsiz mukabelesinin bir tecellisi olacaktır. Rabbim hepimize zatını aramamızı, O'na hakkıyla yakınlaşmamızı ve namazı bir borç ödeme telaşıyla değil, aşk ve şevk ile kılmamızı nasip etsin. Son sözü Risale-i Nur'a bırakalım: "Ey nefis! Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde senet yok ki ona mâliksin. Öyle ise hakiki ömrünü, bulunduğun gün bil. Lâekall günün bir saatini, ihtiyat akçesi gibi hakiki istikbal için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccadeye at." "Acaba bu misafirhanei dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan mahşerde senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek sırat köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?"

