PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
TOPLUMLARIN mayasını oluşturan en temel değerlerden biri, hiç şüphesiz anne ve babaya gösterilen vefadır. İnsan, hayata gözlerini açtığı ilk andan itibaren bir rahmet ve merhamet ikliminde büyür; bu iklimin mimarları hiç kuşkusuz anne ve babadır. Ancak modern hayatın hızlı ritmi, bireyselleşmenin artışı ve değerler sistemindeki dönüşüm, bu kadim vefa anlayışını da derinden etkilemektedir.
VEFANIN KÖKLERİ
ANNE-BABAYA hürmet ve iyilik yapmak, yalnızca kültürel bir değer değil; aynı zamanda ilahi bir emirdir. Kur'an-ı Kerim'de bu husus açık bir şekilde şöyle vurgulanır: "Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti..." (İsrâ, 23) BU ayet, tevhid inancından hemen sonra anne-babaya iyiliğin zikredilmesi bakımından son derece dikkat çekicidir. Bu durum, vefanın ne kadar merkezi bir ahlaki sorumluluk olduğunu gözler önüne serer. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir hadisinde, "Allah'ın rızası, anne ve babanın rızasındadır; Allah'ın gazabı da anne ve babanın gazabındadır." buyurarak bu ilişkinin manevi boyutunu ortaya koyar.
YÜK DEĞİL ŞEREF GÖRMEK
GEÇMİŞTE aile, sadece bireylerin bir araya geldiği bir yapı değil; aynı zamanda bir dayanışma ve sorumluluk alanıydı. Geniş aile yapısı içerisinde büyüyen bireyler, yaşlı ebeveynlerine bakmayı bir yük değil, bir şeref olarak görürdü. "Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" sözü, bu anlayışın halk dilindeki en güzel yansımalarından biridir. ANNE ve baba, yaşlandıkça daha fazla hürmet görür; onların duasını almak hayatın en büyük kazançlarından biri sayılırdı. Bu anlayış, sadece dini referanslarla değil, aynı zamanda toplumsal baskı ve örf ile de desteklenirdi. BUGÜN ise tablo ne yazık ki büyük ölçüde değişmiş durumda. Şehirleşme, iş hayatının yoğunluğu ve bireysel yaşam tarzları, aile bağlarını zayıflatmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireyler, çoğu zaman anne ve babalarından fiziksel ve duygusal olarak uzak bir hayat sürmektedir. MODERN birey, özgürlüğünü ve bireysel alanını ön planda tutarken; sorumluluklarını ise ikinci plana atabilmektedir. Yaşlı bakım evlerinin artışı, bu dönüşümün en somut göstergelerinden biridir. Elbette her durum aynı değildir; bazı şartlar gerçekten zorlayıcı olabilir. Ancak burada asıl mesele, fiziksel ve duygusal mesafeden çok vicdan ve gönül mesafesidir.
SADECE BAKMAK DEĞİL
ANNE-BABAYA vefa, yalnızca maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı değildir. Asıl vefa; onların gönlünü hoş etmek, hal ve hatırını sormak ve kendilerini daima değerli hissettirmektir. Nitekim Kur'an'da, "Onlara 'öf' bile deme" (İsrâ, 23) buyurularak, en küçük bir saygısızlığın dahi dinen ve ahlaken kabul edilemez olduğu ifade edilir. GÜNÜMÜZDE bir telefon açmak, bir hâl hatır sormak, bir tebessümle yanlarında olmak bile büyük bir vefa örneği olabilir. Önemli olan, bu ilişkinin bir "görev" değil, bir "gönül bağı" olarak görülmesidir.
DENGEYİ KURABİLMEK
MODERN hayatın gerçekleri ile geleneksel değerler arasında bir denge kurmak mümkündür. Yoğun iş temposu içinde bile annebabaya zaman ayırmak, onları ihmal etmemek hayatın bereketini artıran bir unsurdur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde, "Yazıklar olsun! Annebabasına yaşlılık döneminde yetişip de cenneti kazanamayan kimseye, yazıklar olsun!" buyurarak bu fırsatın önemine dikkat çeker. BU denge, sadece bireysel bir sorumluluk değil; aynı zamanda toplumsal bir bilinç meselesidir de. Eğitimden medyaya kadar pek çok alanda bu değerlerin yeniden hatırlatılması gerekmektedir.
VEFA İNSANLIK ÖLÇÜSÜDÜR
ANNE ve babaya gösterilen vefa, aslında insanın kendi insanlığını test ettiği bir aynadan başka bir şey değildir. Modernleşmek, değerlerden vazgeçmek anlamına gelmez, gelmemelidir. Aksine, gelişen dünyada bu değerleri daha bilinçli bir şekilde yaşatmak gerekir. UNUTULMAMALIDIR bir gün hepimiz yaşlanacağız. Bugün anne-babamıza gösterdiğimiz muamele, yarın bize gösterilecek olanın da bir habercisidir. Vefa, sadece geçmişe duyulan bir borç değil; geleceğe bırakılan en kıymetli mirastır.

