Prof. Dr. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
Bir zamanlar bu topraklarda insanlar sadece kendileri için yaşamazdı. Bir hayır kapısı açıldığında, o kapıdan sadece insan değil; kuş, kedi, ağaç ve hatta susuz bir yolcu da istifade ederdi. Çünkü vakıf, yalnızca bir müessese değil; bir merhamet anlayışının kurumsallaşmış hâliydi.
'KALICI İYİLİĞİN İNŞASI'
Vakıf, kelime anlamıyla "durdurmak, adamak" demektir. Kişinin malını, mülkünü ya da imkânını Allah rızası için toplumun hizmetine sunmasıdır. Ancak bu, sadece maddi bir yardım değildir; aynı zamanda bir adalet anlayışıdır. Kur'ân'da "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe ulaşamazsınız" (Âl-i İmrân, 92) buyurulurken; Peygamber Efendimiz de "İnsan öldüğünde ameli kesilir; ancak üç şey müstesna: sadaka-i câriye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat" hadisiyle kalıcı iyiliğin önemini vurgular.

'LEYLEKTEN AĞACA'
İşte vakıf, bu "sadaka-i câriye"nin en somut örneklerinden biridir. Yapılan bir çeşme, kurulan bir medrese, dikilen bir ağaç... Hepsi zamanın ötesine taşan bir iyilik halkasıdır. Vakıf medeniyetinin en çarpıcı yönlerinden biri, merhametin sadece insana yönelmemesidir. Tarihî kayıtlarda; yaralı leyleklerin tedavi edilmesi için kurulan vakıflar, sokak hayvanlarına su ve yiyecek temin eden hayır kurumları, hatta kışın aç kalan kuşlar için bırakılan yemler yer alır. Bu anlayış, aslında şu ilkenin hayata geçmiş hâlidir: "Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin." Bugün ise insan, çoğu zaman sadece kendine odaklı bir hayat sürüyor. Doğa, hayvan ve hatta diğer insanlar, çoğu zaman bireysel çıkarların gölgesinde kalıyor. Oysa vakıf medeniyeti, "ben" merkezli değil, "biz" merkezli bir hayatın mümkün olduğunu gösterir. 'ADALETİN SOSYAL YÜZÜ'
Adalet çoğu zaman mahkemelerle, kanunlarla anılır. Oysa gerçek adalet, sadece hukuki değil; aynı zamanda sosyal bir dengedir. Açın tokla, güçsüzün güçlüyle, yalnızın toplumla bağ kurabilmesidir. Vakıflar, bu dengeyi sağlayan görünmez köprülerdi. Kimsesiz çocuklar, yolda kalmış yolcular, borçlular, hastalar... Hepsi bu sistem içinde korunur, gözetilirdi. Devletin ulaşamadığı yere vakıf eli uzanır, toplum kendi yarasını kendi sarardı.

'BİR FAYDA ÜRETMEK'
Bugün geldiğimiz noktada, bireysel başarı ve kişisel kazanç neredeyse tek ölçü hâline gelmiş durumda. "Daha fazlası"nı elde etme arzusu, çoğu zaman "daha faydalı olma" idealinin önüne geçiyor. İyilik, spontane bir duyguya indirgeniyor; sürekliliği olan bir sorumluluk olmaktan çıkıyor. Oysa vakıf geleneği, iyiliği sistemli ve kalıcı hâle getiriyordu. Bir defalık değil, nesiller boyu süren bir fayda üretmeyi hedefliyordu.

'BİR MEDENİYET TEKLİFİ'
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, yeni bir şey icat etmek değil; unutulanı hatırlamaktır. Vakıf medeniyeti, bize sadece geçmişin bir hatırasını değil; geleceğin de mümkün bir modelini sunuyor. Bir ağacı korumak, bir hayvana su vermek, bir öğrencinin eğitimine katkı sağlamak... Bunlar küçük gibi görünen ama büyük bir medeniyetin yapı taşlarıdır.
KALICI OLAN NEDİR?
İnsan, geride ne bırakırsa onunla anılır. Servet değil; o servetin neye dönüştüğü kalır. Belki de asıl soru şudur: Biz bu dünyadan geçerken neyi büyütüyoruz? Kendimizi mi, yoksa iyiliği mi? Vakıf medeniyeti, bu soruya verilmiş asırlık bir cevaptır: İyilik büyürse, insan da büyür.