PROF. DR. TAHSİN KOÇYİĞİT YAZDI...
İslam irfan geleneğinde sıkça zikredilen "Şerefü'l-mekân bi'lmekîn" sözü, "Bir mekânın veya makamın şerefi, onu sahip olan kişiyle değer kazanır." anlamına gelir. Bir koltuk, bir unvan ya da bir makam kendi başına değer üretmez; ona asıl kıymeti kazandıran, o makamı ehliyet, liyakat, adalet ve ahlakla temsil eden insandır. Aynı makam, ehil bir kişinin elinde topluma umut ve güven olurken; ehil olmayan birinin elinde güven bunalımına, adaletsizliğe ve çözülmeye dönüşebilir. Bu nedenle İslam düşüncesinde makamlar, insanların şeref kazandığı yerler değil; insanların karakterleriyle şeref kazandırdığı emanetler olarak görülmüştür. İşte bu hikmetli söz, görev ve sorumluluk dağıtımında neden ehliyet ve liyakatin vazgeçilmez olduğunu tek cümleyle özetlemektedir. Bir toplumun geleceğini belirleyen en önemli unsur, sahip olduğu doğal kaynaklar ya da ekonomik imkânlar değildir. Asıl belirleyici olan, sorumluluk makamlarının kimlere emanet edildiğidir. Çünkü ehil ellere bırakılan görevler güven üretir; ehil olmayan ellere teslim edilen görevler ise zamanla kurumları yorar, adaleti zedeler ve toplumun geleceğini ipotek altına alır. İslam, görevi bir ayrıcalık değil, ağır bir emanet olarak görür. Bu sebeple makamın büyüklüğünden önce, o makamı taşıyacak insanın ehliyeti ve liyakati sorgulanmalıdır.
EMANETİN ÖLÇÜSÜ
"Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor." (Nisâ, 4/58) Bu ayette "emanet" yalnızca maddi varlıkları ifade etmez. Yetki, sorumluluk, makam, görev ve temsil de birer emanettir. Dolayısıyla bir görevlendirme yapılırken kişisel yakınlıklar değil, bilgi, karakter, tecrübe ve adalet duygusu esas alınmalıdır.
LİYAKATIN KAYBOLDUĞU YER
Resûlullah (sav): "İş ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekle." (Buhârî, İlim, 2) Bu hadis, sadece geleceğe dair bir haber değil; sosyal hayatın değişmeyen bir kanunudur. Çünkü ehliyetsizlik önce israfı doğurur, ardından adaleti zayıflatır, sonunda da güveni ortadan kaldırır. Güvenini kaybeden toplumların ise ayakta kalması giderek zorlaşır. Liyakatin ihmal edildiği yerde çalışkan insanlar geri çekilir, vasatlık cesaret bulur, kurumlar ise görünüşte ayakta kalsa bile içeriden zayıflamaya başlar.
EHLİYET BİLGİ DEĞİLDİR
Bir insanın diploması olabilir; fakat emanet şuuru olmayabilir. Çok tecrübeli olabilir; fakat adalet duygusundan yoksun bulunabilir. Bu nedenle İslam'ın aradığı ehliyet, sadece mesleki yeterlilik değildir. "Çünkü çalıştıracağın en hayırlı kimse, güçlü ve güvenilir olandır." (Kasas, 28/26) Dikkat edilirse iki özellik birlikte zikredilmiştir: Güç yani işi yapabilecek yeterlilik ve güven yani ahlaki sağlamlık. Bunlardan biri eksik olduğunda gerçek liyakat da eksik kalır.
TARİHİN DEĞİŞMEYEN GERÇEĞİ
Tarih boyunca güçlü devletler yalnızca iyi kanunlarla değil, o kanunları uygulayan ehil insanlarla ayakta kalmıştır. Buna karşılık birçok medeniyet, dış saldırılardan önce içeride yaygınlaşan kayırmacılık, adam kayırma ve ehliyetsizlik yüzünden zayıflamıştır. Bugün de değişen bir şey yoktur. Eğitimden yerel yönetime, ticaretten sivil toplum kuruluşlarına kadar her alanda başarı, doğru insanın doğru görevde bulunmasına bağlıdır. Çünkü yanlış kişinin doğru makamda bulunması mümkün değildir.
VİCDANIN DA SINAVI
Liyakat yalnızca yöneticilerin sorumluluğu değildir. İşe alırken, görev verirken, referans olurken, hatta küçük bir ekip oluştururken bile insan vicdanıyla baş başadır. Hak etmeyen birini öne çıkarmak sadece hak edenin önünü kesmez; topluma ait bir emanetin de yanlış kullanılmasına sebep olur. Bunun bedelini ise çoğu zaman bütün toplum birlikte öder.
ASLOLAN HAKKANİYETTİR
İnsanlar makamları yüceltmez; adalet, ehliyet ve liyakat makamları anlamlı hâle getirir. Bugün çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras; kayırmanın değil hakkaniyetin, ayrıcalığın değil emeğin, sadakatin değil ehliyetin esas alındığı bir yönetim anlayışıdır. Unutulmamalıdır ki emanet ehline verildiğinde yalnızca işler düzelmez; kalpler huzur bulur, kurumlar güçlenir ve toplum geleceğe güvenle bakar. Gerçek kalkınmanın temeli beton değil, liyakattir; gerçek istikrarın zemini ise adalettir.

