Beslenme ve Diyet Uzmanı Mehlika Öktem diyor ki...
Çoğumuz safra kesesini ancak taş oluştuğunda ya da şiddetli bir karın ağrısıyla acil servise gittiğimizde hatırlarız. Oysa bu küçük organ, her gün farkında olmadan yaptığımız en önemli işlerden birinde, yani besinlerin sindiriminde aktif rol oynar. Özellikle yağlı bir yemek yedikten sonra vücudumuzda sessiz ama oldukça etkili bir görev üstlenir. Peki bu kadar önemli bir organ neden taş oluşturur? Yağlı yiyecekler gerçekten tek suçlu mudur? Uzun süre aç kalmanın safra kesesiyle bir ilgisi var mıdır? Gelin, safra kesesini biraz daha yakından tanıyalım.
NEDEN TAŞ OLUŞUR?
İlk olarak sık yapılan bir karışıklığı düzeltelim. Safrayı üreten organ safra kesesi değil, karaciğerdir. Karaciğer gün boyunca sürekli safra üretir. Safra kesesinin görevi ise bu sıvıyı depolamak, yoğunlaştırmak ve ihtiyaç duyulduğunda ince bağırsağa göndermektir. Özellikle yağ içeren bir öğün tükettiğimizde safra kesesi kasılır ve depoladığı safrayı bağırsağa boşaltır. Safra, yağları küçük damlacıklara ayırarak sindirim enzimlerinin daha etkili çalışmasını sağlar. Böylece yalnızca yağların değil, A, D, E ve K vitaminlerinin de bağırsaklardan emilimi kolaylaşır. Aslında safra olmasaydı yediğimiz yağların önemli bir kısmını sindiremez, bu vitaminlerden yeterince faydalanamazdık. Toplumda en sık görülen safra kesesi hastalığı safra taşıdır. Ancak taşlar bir gecede oluşmaz. Genellikle uzun süren biyolojik değişimlerin sonucunda ortaya çıkar. Safranın yapısında kolesterol, safra tuzları ve bilirubin gibi maddeler bulunur. Bu maddeler arasındaki denge bozulduğunda kolesterol kristalleri oluşmaya başlayabilir. Zamanla bu küçük kristaller birleşerek safra taşlarını oluşturabilir. Bir başka önemli neden ise safra kesesinin yeterince boşalamamasıdır. Safra uzun süre kese içinde beklediğinde yoğunlaşır ve taş oluşumu için uygun bir ortam oluşabilir. İlginç olan ise yalnızca çok yağlı beslenmenin değil, çok uzun süre aç kalmanın ve çok hızlı kilo vermenin de safra taşı riskini artırabilmesidir. Çünkü uzun süre yemek yenmediğinde safra kesesi yeterince kasılamaz ve içerisindeki safra beklemeye başlar. Özellikle kısa sürede fazla kilo kaybına neden olan şok diyetler ve kontrolsüz zayıflama programları bu nedenle safra taşı gelişimini kolaylaştırabilir.
KİMLER RİSK ALTINDA?
Safra taşı herkeste görülebilir ancak bazı kişilerde risk daha yüksektir. Kadınlar, 40 yaş üzerindeki bireyler, fazla kilolu kişiler, gebelik geçiren kadınlar, diyabet hastaları ve ailesinde safra taşı öyküsü bulunan bireylerde risk artmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, obezitenin yanı sıra insülin direnci ve metabolik sendromun da safra taşı oluşumuyla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Safra kesesi denildiğinde birçok kişinin aklına ilk olarak "yağı tamamen kesmek gerekir" düşüncesi geliyor. Oysa bu doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü safra kesesinin düzenli aralıklarla kasılabilmesi için öğünlerde belirli miktarda sağlıklı yağa ihtiyaç vardır. Zeytinyağı, avokado, ceviz ve yağlı tohumlar gibi sağlıklı yağ kaynakları uygun porsiyonlarda tüketilebilir. Asıl sınırlandırılması gerekenler ise kızartmalar, aşırı yağlı fast-food ürünleri, işlenmiş etler ve yüksek doymuş yağ içeren besinlerdir. Bir diğer önemli nokta ise lif tüketimidir. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve kuru baklagiller yalnızca bağırsak sağlığını değil, safra asitlerinin düzenlenmesini de destekler. Yeterli lif tüketiminin safra taşı gelişme riskini azaltabileceğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Su tüketimi de çoğu zaman gözden kaçan bir ayrıntıdır. Yeterli sıvı almak sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar ve genel safra dengesi için önemlidir. Belki de en önemli önerilerden biri, öğün atlamamak ve uzun süre aç kalmamaktır. Günümüzde popüler olan bazı çok düşük kalorili diyetler veya kontrolsüz uzun açlıklar kısa sürede kilo kaybı sağlasa da safra kesesi üzerinde istenmeyen etkilere neden olabilir.

