YAZAR Ayşe Kulin, geçmişte katıldığı bir programda Türkiye'deki kitap okuma alışkanlıklarını değerlendirirken İzmir'i işaret etmişti. Kulin, 'Adana'da çok kitap okunur. Karadeniz şehirlerinde çok okunur. Ama İzmir'de kitap satışları azdır. En düşük olduğu yerdir. İzmir'de çok kitap okunur diye düşünürsünüz değil mi ama en az kitap orada okunuyor, en az kitapçı orada var. İzmir'de okunmuyor' demişti. Bu açıklama, şehrin kültürel algısı ile genel gözlemi arasındaki farkı gündeme getirdi. İzmir, dışarıdan bakıldığında okuma kültürü güçlü bir şehir olarak görülürken, Kulin' in tespiti satışlar ve kitabevi sayısı üzerinden aksi yönde bir tablo çizmiş durumda.

İDEFİX OKUMA ENDEKSİ
ONLİNE kitap platformu İdefix'in 2023 yılında yayımladığı Okuma Endeksi'ne göre en çok kitap okuyan iller arasında Ankara, İstanbul, Eskişehir, İzmir, Tunceli, Muğla, Çanakkale, Karabük, Kocaeli ve Kırklareli bulunmuştu. En düşük okuma oranına sahip iller ise Adıyaman, Siirt, Ağrı, Şanlıurfa, Muş, Çorum, Kahramanmaraş, Osmaniye, Yozgat ve Bingöl oldu. İzmir bu listede üst sıralarda yer alıyor. Ancak sadece endeks satış verilerine ve nüfus oranlarına dayanıyor. Mutlak satış yüksek olsa da kişi başına okuma ve kitabevi yoğunluğu farklı bir tablo çizebiliyor. Kulin'in açıklaması tam da bu noktaya işaret ediyor.
DÜZENLİ OKUYUCU YOK
İZMİR Büyükşehir Belediyesi son yıllarda kent genelinde yeni kütüphaneler açarak ve mevcutları güçlendirerek kültürel altyapı zenginliğini artırmış durumda. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine dayanan çalışmalara baktığımızda ise İzmir'deki halk kütüphanelerinin koleksiyonunun 500 binin üzerinde, yıllık ödünç verilen kitap sayısının yaklaşık 500 bine yakın, üye sayısının ise 170 bini aştığını gösteriyor. Altyapı yatırımları olumlu bir adım olsa bile 30 ilçenin toplam nüfusu 4 milyon 367 bin 251 iken üye oranı nüfusun yüzde 4'ünün altında kalıyor. Yani kütüphane sayısı artsa bile bu mekânların düzenli kullanım oranı hâlâ sınırlı. Asıl altyapı eksikliğinden çok, alışkanlığın oluşması ve sürdürülebirliği denilebilir.

DİJİTALE YÖNELİM ARTTI
COVİD-19 zamanından sonra kütüphaneler ile insanlar birbirinden uzaklaşmış durumda. 2021'de kısmi artışlar yaşansa da salgın öncesi düzeye dönülemedi. Kullanıcılar elektronik ürünlere yönelirken, kütüphane ve okuyucu iletişimi büyük ölçüde sosyal medyaya yönelmiş durumda. Bu süreç, ekran alışkanlığının okuma süresini nasıl etkilediğini bir kez daha görünür kıldı. Türkiye Okuma Kültürü Haritası Projesi kapsamında
İzmir dahil olmak üzere 26 ilde yapılan araştırmaya baktığımızda, yüzde 54 oranında kitabın en çok okunan basılı materyal olduğunu ve en düzenli okuyan grubun yüzde 35,4 ile 7-14 yaş öğrenciler olduğunu ortaya koydu. Okuma alışkanlığı çocukluk döneminde kazanılırken genç yaşlarda ise kaybediliyor. OKUYAY platformunun ulusal araştırması da bizlere benzer bir eğilimi gösteriyor. 2008 yılında 'son üç ayda kitap okumadım' diyenlerin oranı yüzde 70 iken, 2019'da bu oran yüzde 36'ya geriledi. Yine de kitap okumayanların oranı yüzde 57,7, kütüphane kullanmayanların oranı yüzde 46,7 seviyesinde.
DİKKAT SÜRESİ KISALDI
NÖROBİLİM ve eğitim araştırmalarına baktığımızda ise ekranda yapılan hızlı göz gezdirme ile basılı metne odaklanarak yapılan derin okumanın bilişsel olarak aynı şey olmadığını gösteriyor. Parçalanmış ve hızlandırılmış medya formatları, derin okuma için gereken dikkat süresini aşındırıyor. Bu nedenle yalnızca kütüphane açmak yetmiyorken okuma alışkanlığını teşvik eden programlar ve müfredat desteği de gerekiyor. İzmir'de kütüphane yatırımları artarken üyelik ve düzenli kullanım oranlarının düşük kalması, Ayşe Kulin'in 'İzmir okumuyor' tespiti ve İdefix verilerindeki nüfus/ satış dengesi, şehrin okuma kültürü derecesini düşündürüyor. Uzmanlar, derin okuma yetisinin bir kas gibi çalıştırıldıkça güçlendiğini belirtiyor. Ekran çağında yavaş ve yansıtıcı okumaya evrilmenin yalnızca altyapıyla değil, teşvik programları ve erken yaşta kazandırılan alışkanlıkla mümkün olabileceği görüşü öne çıkıyor. Asıl soru, bu rakamların yukarı çevrilip çevrilemeyeceği diyebiliriz.