Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
1980 senesinde İstanbul'da yazdığım bir yazımda misal olarak vermiştim: Okullarda yangın köşelerinde ya da yangın kovalarının üzerinde hep görürdük. Daha sonra askerde de karşılaştık; hatta orada zihne daha iyi kazınsın diye renklendirilmişti de: "Birinci derecede kurtarılması gerekenler", "İkinci derecede kurtarılması gerekenler" ve "Üçüncü derecede kurtarılması gerekenler..." O zamanlar bu sıralama aklıma takılmış ve şöyle yazmıştım: Bir insan, bir yangın anında birinci derecede kurtarılması gerekeni bırakıp da en son sırada, yani üçüncü derecede kurtarılması gerekenin peşine düşse; en baştaki o hayati ve ikinci derecedeki önemli şeyler o yangına teslim edilmiş olur.
Bu misalden yola çıkarak şöyle yazmıştım: İnsanın dünya hayatında birinci derecede kurtarması gereken şey kendi imanıdır. Çünkü bu devirde ortalığı saran dalalet ve küfür, yani inkar yangınları içerisinde birtakım yanlış inançlar var; tabiatperestlik gibi, yaratılışı sebeplere bağlamak veya "kendi kendine oluştu" demek gibi... İşte bütün bu batıl fikirlerin ve inkar yangınlarının içerisinden insanın imanını söküp alması, yangında birinci derecede kurtarılması gerekeni kurtarmak demektir.

İNSANLARI SÜZÜN
Aksi takdirde - Allah muhafaza etsin - insanın sadece midesini kurtarmaya çalışması, yani açlığının derdine düşmesi, ayağına ayakkabı veya sırtına mont almanın peşinde koşması; imansızlık yangınından kurtulmanın yanında çok küçük ve fani kalmaktadır.
Fakat hayata ve etrafımızda yaşananlara baktığımızda ne görüyoruz? Mesela bir vapura, otobüse veya metroya bindiğinizi hayal edin. Şöyle etrafınızdaki insanları süzün...
Mutlaka aralarında istisnalar, yani davası ve derdi imanı olanlar çıkacaktır; fakat ne yazık ki bu insanlar sayıca o kadar az ki! Çoğunluğun zihninde ise şunlar dolaşır:
"Acaba falan yere gidip tatil yapabilecek miyim?", "Memlekete gitmek için uçak bileti ayarlayabilecek miyim?", "Düğün için o çok arzu edilen mekânı tutabilecek miyim?", "Arabanın modelini yükseltebilecek miyim?", "Telefonumu, bilgisayarımı yenileyebilecek miyim?" ya da "Evi satıp daha lüks, daha prestijli bir semtten ev alabilecek miyim?" Eğer gözlerimizde bir röntgen cihazı olsaydı ve insanların kalbinden geçen duyguları, düşünceleri okumak mümkün olsaydı; maalesef çoğunun zihinsel haritasında bunlar görünecekti. Hatta kimilerinde daha da vahimi var:
"İş yerinde istemediğim o insanın ayağını nasıl kaydırabilirim?", "Aynı apartmandaki komşuyu nasıl bezdirip buradan kaçırabilirim?" gibi haince planlar...
İşte insan, zihnindeki bu enerjiyi ve düşünceleri yangında birinci derecede kurtarılması gereken imana sevk etmediği zaman; giydiği montuna, ayakkabısına, süründüğü parfüme veya peşinde koştuğu son model telefona verdiği ehemmiyeti imanına vermemiş olduğu ortaya çıkar. Bu ise çok büyük bir akılsızlık ve ömrün sonunda hiçbir işe yaramayacak devasa bir "Ben ne yaptım!" pişmanlığıdır.
Şu 60-70, bilemedin 80-90 senelik fani dünyada -ki hadi biraz zorlayıp 150 sene diyelim nihayetinde ömür bitiyor. Geçmişte 950 yıl, 1000 yıl yaşayan peygamberler geldi geçti ama dünya onlara bile kalmadı. Hatta milletimizin dilinde güzel bir darbımesel vardır: "Sultan Süleyman'a kalmayan dünya..." Karun kadar hazineleri olanlar bile neticede toprağın altına girdiler.
Çok az insan yangında birinci derecede kurtarılması gereken imanının telaşına düştü; yana yakıla çareler aradı ve bu dünyadan iman ile göçüp gitti. Allah bize de yangında ilk kurtarılması gereken imanımızı muhafaza edebilme şuurunu nasip etsin.
İkinci derecede kurtarılması gereken ise insanın ailesidir:
Eşi, çocukları, annesi, babası ve kardeşleridir. Onların da iman sahibi olmalarına gayret etmek gerekir. Belki de dünyadaki en yüksek mücadele, en büyük vazife bu iman kurtarma davasıdır.
Zaten bu davanın ilk adımı yine insanın kendisidir. Çünkü biz kurtulacağız ki başkalarını kurtarabilelim. Kendimiz kir, pas, günah ve gaflet içerisindeyken başkasına bir hayrımız dokunmaz.
Birinin imanına vesile olmak öyle muazzam bir hadisedir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde bu hakikati şöyle aydınlatır: Bir insanın imanına vesile olmak, sahralar dolusu kırmızı koyunu Allah yolunda sadaka olarak vermekten çok daha kıymetli ve faziletlidir.
İman bu kadar kıymetliyken ve mutlak surette korunması gerekirken, o son dakika, o son nefes anı ne kadar da hayatidir! Bütün ömrünü iman mücadelesiyle geçiren, imanını muhafaza etme gayretinde olan bir insanın son nefesi ile; hayatını zevkusefaya, kıyafete, paraya, servete ve şöhrete adayanların son nefesi bir olur mu? Elbette insan nasıl yaşarsa öyle ölecektir.
Son nefeste insanı mahcup etmeyecek o müjdeli hal ne kadar büyük bir nimettir. İmanlı bir insanın vefatı; huzur içinde, rahatlıkla ve belki de kavuşacağı mükafatlar kendisine gösterilerek gerçekleşir.
Çünkü o, yangında birinci derecede kurtarılması gerekeni kurtarmıştır. Allah bize bu şuurda olmayı, hayatın gerçek gayesini kavramayı ve "Her koyun kendi bacağından asılır" deyip bencilleşmekten uzak durmayı nasip eylesin.
ARZIN HALİFESİYİZ
Çünkü bizler insanız.
İnsan, eşref-i mahlukattır; arzın halifesidir. Bu yüksek makamından dolayı üstlendiği sorumluluklar da büyüktür. Biz sadece kendi evladımızdan ve ailemizden değil; gücümüzün ulaştığı nispette başkalarını irşat etmekten, aydınlatmaktan, dalalet çukurlarından çekip çıkarmaktan ve inkardan kurtarmaktan da mesulüz.
Hayat; en iyi kahvenin nerede içileceği, en iyi yemeğin nerede yenileceği gibi basit şeylerin peşinde harcanmayacak kadar kıymetlidir.
Hayat, sadece mideye, zevke veya şehvete hizmet edecek değersiz bir süreç değildir. Aksine, bütün bu saydıklarımız hayata ve ulvi gayelere hizmet etmekle değer kazanır. Şehvet, helal dairesinde bir yuva kurarak giderildiğinde; yeme-içme ise Allah'ın birer nimeti olarak görülüp Rezzâk ve Rahmân isimlerinin tecellilerini müşahede ederek tüketildiğinde imana hizmetkar kılınmış olur.
Özetle, bütün hayatımız imanımızın hizmetinde, Allah'ın rızasını kazanma ve Peygamber Efendimize (s.a.v.) hayırlı bir ümmet olma gayretinde geçmelidir.
Allah bizlere, ruhumuzdaki ve hayatımızdaki yangında en başta neyi kurtarmamız gerektiğinin şuurunu ihsan eylesin.
Peki, siz yangında ilk neyi kurtarırdınız?

