Konuk yazar Selahattin Gezer yazdı...
Tabiattaki hiçbir varlık başıboş ve gayesiz hareket etmezken, insanın kâinatı ve hayatı Yaratıcı'dan bağımsız görmesi nasıl bir cesarettir? Hayat öyle kıymetli ki... Bir kelebekten kartallara, bir çiçekten kocaman bir meyve ağacına kadar her şey hayatın ne kadar güzel olduğunu sergilemekte ve halinden memnuniyetini göstermektedir. Bir sivrisineği öldürmeye kalktığınızda hemen sıvışır; bu bile onun hayatından memnun olduğunu ve elindeki o hayatı kaybetmek istemediğini gösterir. Bir kedi dahi hayatını muhafaza etmek için çok üzerine gittiğiniz anda aslan kesilir. Her varlık hayatından memnundur ve bu yüzden onu korumaya çalışır.

KURALSIZ VE KANUNSUZ
Sadece insan hayatından memnun değildir, sürekli hayatından şikâyet eder; çünkü hayatını olması gerektiği gibi muhafaza etmez. Elbette istisnalar vardır ancak insan hayatının kıymetini gerçekten bilseydi ondan şikâyet etmez, hakikatleri zayi etmez, gerçeklere göre yaşar ve fani şeylere gönlünü fazla bağlamazdı. Hayatını korumanın ancak ebedî hayatı kazanmakla mümkün olduğunu bilir, onun için çalışır ve ona ulaşmaya gayret ederdi. İnsan hayatından ve varoluşundan gerçekten memnun olsa seküler olamazdı; çünkü bilirdi ki din, hayatın hayatıdır ve hayatı hakiki anlamda yaşatmak gerekir. Üniversiteyi bitirip canla başla bir iş sahibi olmaya çalışan bir genç düşünün. Uzun uğraşlar sonunda kavuştuğu işe dört elle sarılması gerekirken işverenini ve patronunu tanımamakla bir nevi sekülerleşmiş olur. "Ben patronu tanımam, iş yerindeki kuralları kabul etmem; sadece kendi zevkimi ve hevesimi düşünürüm. İşime gelirse yaparım, gelmezse üretici olma haysiyetiyle hiçbir katkı sağlamam" demek ne kadar mantıksızsa, varoluş karşısındaki seküler tutum da böyledir. Evet; seküler olmak büyük bir cesaret, ateist olmak büyük bir cesaret... Kendini kuralsız, kanunsuz; kâinatı ise başıboş görmek büyük bir cesarettir. Bir yaprak bile seküler olamazken akıl, şuur ve duygularla donatılmış bir insan, bir kalp ve akıl sahibi olarak "Ben ateistim" diyemez. Çünkü insan başıboş değildir; bu dünyaya gönderilişinin bir gayesi vardır ve bu vazifeden kaçamaz. Nereye gitse her yer Allah'a aittir, bütün hudutlar Yüce Mevla'nındır. Onun mülkünden başka bir kâinat, Ondan başka bir ilah yoktur. Dolayısıyla kanuna riayet etmek, bu hayatın ne için verildiğini bilmek ve bu çılgınca cesaretleri bir kenara bırakıp ebedî hayatın gereğini yapmak gerekir.
HER BİRİ BİR HEDEF
Sizden bir dolma kalemi ödünç alıp onu düzgün kullanmayan, ucuna zarar veren biri elbette sizi kızdırır ve emanete hıyanet eden bu kişiye karşı bir tavrınız olur. İşte Allah'ın emirlerinin dışına çıkmak da böyledir. Emanete sahip çıkmamanın zararı sadece bize dokunur. Bize verilen hayat emanetini yerinde kullanmadığımız ve hayatı Veren'i tanımadığımız için ebedî hayattan ve onun saadetinden mahrum kalırız. Sadece dünyevi yaşamak, sadece lezzetler peşinde koşmak, sadece bir şeyleri sahiplenmeye çalışmak; bu geçici hayatı paraya, şöhrete, makama vakfetmek ve sadece o tutkuların heyecanını yaşamak cidden büyük bir cesaret ister. Oysa tohum seküler değildir, ağaç seküler değildir; yağmurlar, şimşekler, toprak seküler değildir. Her biri bir hedef peşinde kendilerine verilen ilahi vazifeye yönelik olarak varlıklarını ve vazifedarlıklarını en güzel şekilde sergilemektedir.

