Şefkat yaşatır, aşk öldürür! İlk bakışta iddialı bir cümle gibi görünebilir. Ancak mesele sevmenin kendisinde değil; sevginin mahiyetinde, niyetinde ve istikametindedir. Çünkü kimi sevgi yaşatır, kimi sevdiğini kendi arzularına mahkûm eder. Kimi sevgi fedakârlıktır, kimi sahiplenme; kimi karşılıksız bir iyiliktir, kimi de karşılık bekleyen bir talep... Aşk, bir süre sonra kusurları görmeye ve yargılamaya başlayabilir. Şefkat ise noksanlığa acır, kusura bakmaz ve sevmeye devam eder. Karşılık beklemeden sevmek ve menfaat hesabına girmeden fedakârlık yapmaktır şefkat. Bencilleşen aşk ise hep bir karşılık bekler; bulamadığında hayal kırıklığı, öfke ve düşmanlık doğurur. Sevgi diye başlayan duygu, bir süre sonra baskı ve tahakküm aracına dönüşür.

EMANETE ŞEFKATLE BAKABİLMEK
İnsan çocuğunu şefkatle severse, onun yalnızca bugünkü konforunu değil; dünyevî ve uhrevî geleceğini de düşünür. Çocuğunun her istediğini yapmakla değil, onu hayata ve güzel ahlâka hazırlamakla sorumlu olduğunu bilir. Eşini şefkatle seven biri, ona ne eliyle ne de diliyle zarar verir. Çünkü karşısındaki insanın Allah'ın bir emaneti olduğunun idrakindedir. Şefkatle seven, sevdiğini kendisine ait bir eşya gibi değil; Allah'ın kendisine zimmetlediği kıymetli bir can olarak görür. Bu anlayış toplumda yerleştiğinde, aile içi şiddetin ve kadın cinayetlerinin önüne geçmek adına en köklü adım atılmış olacaktır. Aynı hakikat, sevip de kavuşamayanlar için de geçerlidir. Sevdiğini kendisine ait bir mülk olarak görmeyen, onun da bir iradesi olduğunu kabul eden insan, kavuşamamanın acısını düşmanlığa dönüştürmez. "Nasip değilmiş" der ve sevdiğinin mutluluğunu samimiyetle diler. Çünkü gerçek şefkat, sevdiğinin saadetini yalnızca kendi varlığına bağlamaz. ŞEFKATİN GENİŞLİĞİ
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Mektubat adlı eserindeki Sekizinci Mektup'ta bu hakikate şöyle ışık tutar: "Çünkü şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezîhtir." Üstadımız şefkatin enginliğini ise şu sözlerle açıklar: "Hem şefkat pek geniştir. Bir zât, şefkat ettiği evlâdı münasebetiyle, bütün yavrulara, hattâ zîruh'lara şefkatini ihata eder ve Rahîm isminin ihatasına bir nevi âyinedarlık gösterir." Bir anne kendi evladına şefkat gösterirken, aslında diğer bütün yavruların acısını da hissedebilecek bir merhamet kapısı aralar. Kendi çocuğunun canının yanmasını istemeyen bir yürek, başka bir çocuğun acısına da duyarsız kalamaz. Şefkat, insanı sadece kendi sevdiğine bağlamaz; kuşatıcıdır, herkesin hakkını ve kıymetini görmesini sağlar. Üstadımız aşk ile şefkat arasındaki temel farkı belirtirken şöyle buyurur: "Hem aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip her şeyi mahbubuna feda eder." Burada tenkit edilen; insanı başkalarının hukukuna karşı körleştiren, sevdiğine kavuşmak uğruna başkasının hakkını çiğneyebilen bencil sevgidir. Şefkatin ivazsız (karşılıksız) oluşunu ise şöyle anlatır: "Hem şefkat hâlistir, mukabele istemiyor, sâfi ve ivazsızdır." Tabiattaki hayvanların yavrularına gösterdiği fedakârlık bile bu hakikate aynadır. Bir anne yavrusu için canını hiçe sayar; karşılığında bir teşekkür veya menfaat beklemez. Fıtratına dercedilen şefkat, onu hesapsızca yavrusunun imdadına koşturur. İnsanın şefkati de yalnızca kendi evladını korumakla sınırlı kalmamalı; kendi ailesini korurken bütün mahlûkatın hukukunu gözözetebilmelidir. Şefkatin Cenâb-ı Hakk'ın Rahîm ismine aynalık etmesi, işte bu genişlikte tezahür eder.
ŞEFKATİ TERBİYEYE DÖNÜŞTÜRMEK
Bugün anne ve babaların evlatlarına gösterdiği sevgi tarzı üzerinde özellikle durmak gerekir. Bazı ebeveynler çocuklarını aşırı bir koruma duygusuyla yetiştiriyor; en küçük sıkıntıya tahammül edemeyip her dediklerini yerine getiriyorlar. Evlada merhamet göstermek şüphesiz çok güzeldir; ancak asıl mesele, bu sevginin çocuğun hakiki iyiliğine mi hizmet ettiği, yoksa heveslerine teslim olmak mı olduğudur. Çocuğunun her istediğini yapmak, onun iyiliğini istemek demek değildir. Şefkatli bir anne baba, çocuğunun sadece anlık yüzünün gülmesini değil, karakterinin ve ahlâkının güzelleşmesini ister. Onu yanlış bir davranıştan vazgeçirirken veya arzusuna sınır koyarken sevgisinden ödün vermiş olmaz; aksine sevgisini onun gerçek istikbali için kullanmış olur. Belli bir yaşa kadar çocuğun dünyasında annenin (ve babanın) tesiri çok büyüktür. Çocuk, ebeveyninin sözlerinden ziyade hâl ve hareketlerini okur. Onlara merhameti anlatırken merhametsiz davranırsak, doğruluğu öğütlerken yalan söylersek sözlerimiz tesirini yitirir. Anne babanın birbirine gösterdiği hürmet, komşuya yaptığı iyilik ve kul hakkına gösterdiği hassasiyet, çocuğun kalbinde sessiz ama derin bir ders hâline gelir. Böylece şefkat, soyut bir duygu olmaktan çıkar ve fiilî bir terbiyeye dönüşür. Son söz: Sevgi adı altında sahiplenmeyi, baskıyı ve kıskançlığı meşrulaştırmamalıyız. Sevdiğimiz insanın iradesine, haysiyetine ve hukukuna hürmet etmeliyiz. Aşk, kendisini her şeyin merkezine koyup bencilleştiğinde öldürebilir; şefkat ise başkasının hayatına ve varlığına değer verdiğinde yaşatır. Bizi asıl yükseltecek olan sevginin şiddeti değil, ahlâkıdır. Rabbimiz, sevgimizi şefkatle terbiye etmeyi ve şefkatimizi bütün mahlûkata uzanan bir merhamete dönüştürmeyi bizlere nasip eylesin. Kendimize âşık olmaktan ve bencillikten vazgeçmeliyiz. Çünkü bizdeki istidatlar Allah'ın bize birer emanetidir. Mülk O'nundur; Allah bizi bile bize emanet etmiştir.

