ABDURRAHİM ŞENOCAK TÜM YAZARLAR
ARAKAN ve KURBAN
4.9.2017 | Arşiv

ARAKAN ve KURBAN

Tevhidî gelenekte Allah'a adanmışlığın, teslimiyetin ve ona güvenmenin adıdır kurban ve en etkileyici şekliyle Hz. İbrahim'in yaşadığı tecrübe üzerinden insanlığın gözleri önüne serilmiştir. Bir mü'min için Allah'a olan güveni ve teslimiyeti uğruna her şeyden yüz çevirebilmenin ve aynı zamanda da dünyevi hiçbir şeye vazgeçilmez biçimde bağlanmamanın, varlığını nihai kertede sadece O'na adamanın ifadesidir. Bir yandan dünyevi bağlılık ve bağlanmalardan insanı özgürleştirirken, diğer yandan bu özgürlüğü hak ve hakikatin yoluna adamayı gerekli kılar.
Gelin görün ki binlerce yıldır insanlığın tevhid tecrübesinde kökleşmiş bir ibadet (kulluk etme/kulluğun edası) olmasına rağmen, kurban bu derinliği ve varoluşsal ifadesi ile kitlelerin bakış açısında yer edinememiş, şekilsel bir ritüelliğe hapsolmuştur. Daha ziyade sosyal dayanışma ve yardımlaşma yönüyle algılanmış ve uygulanmıştır. Tabii ki bu yönü de vardır ve önemlidir ancak bilmeliyiz ki kurbanı gerçekte anlamlı kılan husus, yukarıda bahsettiğimiz türden bir adanmışlık ve özgürlük deruhte edişidir.
Aslına bakarsanız İslam dünyasının birlik-beraberliğini, ümmet olarak "yek vücut" olabilme hasletini yitirmesi, bu adanmışlık ve özgürlük ruhunu kaybetmiş olması ile yakından alakalıdır. Tabii ki İslam'da dini temsil yetkisine sahip bir otorite yoktur ve hiç olmamıştır.
İslam'ı en iyi şekliyle kendi karakter, ahlak ve hayatında temsil etmek, her Müslümana yüklenmiş bir vazifedir. Emevî, Abbasî, Selçuklu ve Osmanlı gibi güçlü imparatorlukların siyasi ve askeri başarıları, nispeten sosyolojik ve kültürel olarak da Müslümanların büyük oranda birlik-beraberliğini sağlamıştır. İmparatorluklar döneminin sona erdiği 20. asırla beraber Müslüman coğrafyası yapay sınırlarla birbirinden ayrılmış, irili ufaklı birçok bağımsız ulus devlete bölünmüş, aynı zamanda Müslüman topraklarına atılan sonu gelmez nifak ve ayrılık tohumlarıyla uğraşmaya mahkûm olmuştur.
Afganistan ve Pakistan'dan başlayarak Uzakdoğu'ya uzanan geniş coğrafyadaki Müslüman kardeşlerimizin durumu da Ortadoğu'dan farklı değildir. Uzun sömürge dönemlerinin sonunda bağımsızlıklarını kazanmış görünseler de sömürgeci güçler tarafından ekilen nifak tohumlarının yeşerttiği iç savaş ve istikrarsızlığa mahkûm durumdalar.

BATILI DEĞERLERİN ÇÖKÜŞÜ

Dünyanın aç gözlü emperyal güçleri, Müslüman nüfusu barındıran birçok Afrika ülkesi, Filistin, Suriye, Irak ve Afganistan'daki iç savaşlar, mezhep savaşları ve siyasi karışıklıklar vasıtasıyla dünya siyaset ve ekonomisi üzerinde güç devşirmeye devam etmektedir.
Bugün bir "Müslüman" olarak, insan hakları, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramlar üzerinden, Avrupa merkezci bir bakışla, insanlığın ahlakî gelişimine dair hâlâ iyimser bir yaklaşıma sahip olanlarımız varsa, onlara gezegenimizin gördüğü iki büyük dünya savaşının, milyonlarca insanın ölümünün ve insanlığın en büyük utancı olan soykırım ve katliamların altında imzası olanların kimler olduğunu bir daha hatırlamalarını; özellikle bu günlerde, Arakan'da 1940'lardan beri yaşananlara yakından bakmalarını öneririz. Kendi vatanlarında vatansız bırakılan, 21. asırda sırf dinlerinden dolayı köleleştirilen ve temel insan haklarından yoksun bırakılan Arakanlı Müslümanların hikayesi, hepimizi insanlığın geleceği üzerine yeniden kafa yormaya zorlayacak kadar trajik ve sarsıcıdır.
Belki de inancımızda mündemiç "Allah'a adanmış özgür ruhlu hak ve hakikat savunucuları" olmaklığımızı kendimize yeniden hatırlatmanın tam da zamanıdır.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ ASIR veya yeniasir.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.