• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın
Telefon çaldığında niçin edişeleniyoruz?-1

AYSUN METE

Telefon çaldığında niçin edişeleniyoruz?-1

Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 04 Temmuz 2026

Saat gece 23:00 civarı. Telefon çaldı. Daha ekrana bakmadan kalbimin atışını hissettim. İçimden geçen ilk cümle yine aynıydı: Kesin kötü bir şey oldu." elefonu açtım. Arayan sadece "Nasılsın?" demek isteyen bir arkadaşımdı. Birkaç dakika sohbet ettik, güldük, telefonu kapattık. Ama fark ettim ki bedenim hâlâ rahatlamamıştı. O an kendi kendime gülümsedim. Çünkü artık biliyorum... Beni korkutan telefon değildi. Beni korkutan geçmiş deneyimlerimdi. Sanırım hepimizin hayatında böyledir. Bazı sesler vardır ki yalnızca kulağımıza değil, hafızamıza da dokunur. Bir telefon sesi... Bir kapının sertçe kapanması... Birinin aniden değişen ses tonu... Başkaları için sıradan olan bu anlar, bazılarımız için geçmişe açılan görünmez bir kapıdır. Belki siz de bunu yaşıyorsunuzdur. Telefonunuz birkaç kez üst üste çaldığında içiniz daralıyor mu? Birisi sesini biraz yükselttiğinde kalbiniz hızlanıyor mu? Kapının sert kapanması sizi istemsizce irkiliyor mu? Ya da her şey yolundayken bile içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk dolaşıyor mu?

BEDEN KAYIT TUTUYOR
Uzun yıllar ben bunların kişilik özelliğim olduğunu düşündüm. "Kafama çok takıyorum." "Fazla hassasım." "Her ihtimali düşünüyorum." Meğer yanılıyormuşum. Bunun psikolojide bir adı varmış. Hipervijilans. Bu kavramla ilk karşılaştığımda okuduklarım beni şaşırtmaktan çok rahatlatmıştı. Çünkü yıllardır anlam veremediğim birçok davranışımın aslında bilimsel bir açıklaması vardı. Travma üzerine çalışan dünyaca ünlü psikiyatrist Judith Herman, travma yaşayan insanların tehlike ortadan kalksa bile kendilerini koruma sistemlerinin çalışmaya devam ettiğini anlatıyor. Bir başka önemli isim olan Bessel van der Kolk ise yıllardır aynı gerçeği farklı cümlelerle hatırlatıyor: "The body keeps the score." "Beden hesabı tutar." Bu cümleyi ilk okuduğumda uzun süre düşündüm. Ne doğru! Gerçekten de beden hesap tutuyordu. Kim bize bağırdı... Kim bizi korkuttu... Kim bizi terk etti... Hangi telefon kötü haber getirdi... Hangi hastane koridorunda sabahladık... Hepsini... Tek tek... Sessizce kaydediyordu.

KAPININ SESİ...
Çünkü beynimiz olayların ayrıntılarını zamanla unutabiliyor. Ama beden... Duyguları kolay kolay unutmuyor. Belki de bu yüzden telefon sesi benim için hiçbir zaman sadece telefon sesi olmadı. Yıllar boyunca annemin, babamın ve ailemin sağlık sorunları nedeniyle gelen telefonların çoğu iyi haber getirmedi. Ben yurt dışında yaşadığım için ailem bana kötü haberleri mümkün olduğunca geciktirmek isterdi. Ama bazı haberler bekleyemezdi. O yüzden telefon genellikle gece çalardı. İnsan fark etmiyor. Bir gün geliyor ve beyni küçük bir denklem kuruyor. Telefon = Kötü haber. Yıllar geçiyor. Hayat değişiyor. Telefon aynı telefon. Ama beden aynı denklemi kullanmaya devam ediyor. İşte hipervijilans tam da burada başlıyor. Çünkü beynimiz mantıkla değil... Deneyimle öğreniyor. Telefonlar bunun sadece bir örneği. Aslında düşündüğümde bunun hayatımın başka alanlarına da yayıldığını fark ettim. Mesela kapılar... Bugün biri kapıyı sert kapattığında istemsizce irkiliyorum. Çünkü benim için o ses sadece kapanan bir kapının sesi değil.O ses... Bir zamanlar başlayacak tartışmanın ayak sesleri. Öfkenin habercisi. Birazdan söylenecek kırıcı cümlelerin başlangıcı.

SADECE...
Bugün kapıyı sert kapatan kişi belki sadece acele ediyor. Belki rüzgâr kapıyı çarpıyor. Belki bunun benimle hiçbir ilgisi yok. Ama bedenim önce bugüne değil... Geçmişe bakıyor. Çünkü geçmişte aynı sesi defalarca aynı duyguyla eşleştirdi. Bir süre sonra bunun yalnızca seslerle sınırlı olmadığını da fark ettim. Bazen küçücük bir yüz ifadesi... Bazen tek bir bakış... Bazen de yalnızca değişen bir ses tonu... Bedenimin yeniden alarma geçmesi için yeterli oluyordu. Çevremde biri konuşurken sesi biraz sertleştiğinde bunu hemen hissediyorum. Daha cümlesini bitirmeden içimde görünmez bir savunma mekanizması çalışmaya başlıyor. Belki karşımdaki sadece yorgun. Belki iş yerinde kötü bir gün geçirdi. Belki tamamen başka bir nedenle canı sıkkın. Ama benim sinir sistemim yıllar önce başka bir şey öğrenmiş. "Ses tonu değişiyorsa dikkat et." İşte bazen biz, karşımızdaki insana değil... Geçmişimize cevap veriyoruz. Bütün bunlardan daha yorucu olan ise alarmın hiç susmaması. Belki siz de bunu biliyorsunuzdur. Her şey yolundayken bile... Sessiz bir evde otururken bile... Tatile çıktığınızda bile... (HAFTAYA DEVAM EDECEK.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.