Basra Körfezi'nde Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmaya devam ettiği mevcut konjonktürde, KIZILDENİZ'de Babülmendep Boğazı'nda yaşanan son gelişmeler küresel ekonomi ve jeopolitik için tam anlamıyla bir "kabus senaryosunu" tetikliyor.
Babülmendep Boğazı, Yemen'deki İran destekli Husilerin stratejik El Muha (Mocha) liman kenti, Dhubab kasabası ve boğazın kalbindeki Perim (Mayyun) Adası'nı ele geçirmesiyle tamamen krizin merkez üssü haline geldi. Yaşanan bu kırılma, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığı aşmak için petrolünü Kızıldeniz'deki Yanbu limanına kaydıran Suudi Arabistan'ı ve küresel tedarik zincirini doğrudan vurdu.
Yemen'deki İran destekli Husilerin, Babülmendep'in tam ortasındaki stratejik Mayyun (Perim) Adası'nı ve kıyıdaki el-Muha Limanı'nı ele geçirerek boğazın kontrolünü sağlamaya çok yaklaşması, küresel ticareti kopma noktasına getirme riski taşırken, bölgesel savaş tamtamlarının çalmasına yol açtı.
Hürmüz kapandığında Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri petrolünü karadaki Doğu-Batı boru hattıyla Kızıldeniz'e (Yanbu Limanı) taşıyarak dünyaya ulaştırıyordu. Babülmendep'in de fiilen Husilerin/İran'ın kontrolüne girmeye yakınlaşması ile bu can simidi rota da (Cuma gecesi) tamamen kapatıldı.
Küresel enerji arzının yaklaşık %25'i (dörtte biri) bu iki boğaza göbekten bağlı.
Babülmendep'in tamamen kapanması halinde petrol fiyatlarının günler içinde 150 doların üzerine çıkabileceği öngörülüyor. Nitekim Husi ilerleyişinin ardından brent petrol şimdiden 108 dolar sınırını aşmış durumda. Suudi Arabistan, topraklarına düşen füzeler ve durma noktasına gelen petrol ticareti nedeniyle kırmızı alarma geçti. Bölgede diplomasi trafiği hızlansa da sahadaki askeri gerçeklik şu an Tahran ve müttefiklerinin lehine işliyor. Bölgesel bir savaş riskini tırmandıran bu jeopolitik sarsıntıya karşı neler oluyor? ABD neden "Sessiz" Görünüyor? Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, ABD Başkanı Trump'ı peş peşe iki kez arayarak Yemen'deki Husilere karşı doğrudan askeri saldırı talep etmesi ve Trump'ın bu talebi reddetmesi, Orta Doğu'daki dengeler açısından çok kritik bir dönüm noktası olduğu değerlendiriliyor.
ABD'nin bu tırmanış karşısında neden "doğrudan askeri müdahaleden" kaçındığına ilişkin stratejik merkezlerde, şunlar konuşuluyor: ABD'nin Husilerin bu kritik hamleleri karşısında doğrudan büyük ölçekli bir askerî müdahaleden kaçınması, Washington'ın stratejik öncelikleri ve iç siyasetiyle ilgili bir durum deniyor.
Trump şu anda bölgedeki kaynaklarını doğrudan İran ile yürütülen jeopolitik mücadeleye kanalize etmiş durumda.
Washington, Husilerin Babülmendep hamlesini kendisini ana cepheden uzaklaştırmak için tasarlanmış bir "dikkat dağıtma ve kaynak tüketme" taktiği olarak okumaktadır.
Sahada Amerikan ordusu Suudi Arabistan'a hedef koordinasyonu, lojistik ve istihbarat desteği sağlamakta, Suudi topraklarında askeri unsurlar bulunduruyor. Ayrıca ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Orgeneral Brad Cooper acil koordinasyon için Perşembe günü Suudi Arabistan'a gitti. Bu durum, ABD'nin sahayı tamamen terk etmediğini, gelişmeleri takip ettiğini gösteriyor.
Suudi Arabistan, 20 Temmuz 2026'da Husilerin kendisine yönelik ilan ettiği "deniz ablukası" ve Aramco petrol tesislerine düzenlenen ağır füze/İHA saldırıları nedeniyle enerji krizlerinden birini yaşıyor. Riyad, Yemen'deki Husi mevzilerine yönelik hava saldırısı düzenleyerek askeri ilerleyişi durdurmaya, Husilerin Babülmendep'i kapatmasını engelleme yolunda önemli hamleler yapıyor. Avrupa, Babülmendep krizinden en çok ve en hızlı zarar gören aktörlerin başında geliyor. Avrupa'nın yapabileceği en somut hamlenin, yaklaşan kış ayları öncesi petrolün 100 doların üzerine çıkmasıyla derinleşen enerji krizini önlemek için İran üzerinde diplomatik ve ekonomik baskıyı artırmak, Tahran'ı Husileri dizginlemeye zorlamak olduğu ifade ediliyor. Babülmendep'teki mevcut kördüğüm, küresel ekonomiyi ve bölgesel istikrarı üç muhtemel senaryoya doğru taşımaktadır: Husilerin boğazı Suudi gemilerine tamamen kapatması, petrol fiyatlarını 120-150 dolar bandına fırlatır.
Suudi Arabistan'ın hayatta kalma refleksleri tırmanır.
ABD, Trump'ın isteksizliğine rağmen küresel enerji krizini durdurmak için Yemen kıyılarına doğrudan ve ağır bir hava bombardımanı başlatmak zorunda kalır. Babülmendep Boğazı'nda Husilerin kontrolü tamamen ele geçirmesi halinde zirveye ulaşacak kriz, küresel ticaret yollarını sarsarken Türkiye için hem riskler hem de stratejik fırsatlar barındıran derin jeopolitik etkilere sahip görünüyor. Coğrafi olarak kriz bölgesine doğrudan sınırdaş olmasa da Türkiye; Doğu-Batı ticaretindeki konumu, Afrika Boynuzu'ndaki askeri/diplomatik varlığı ve küresel enerji koridoru olma pozisyonuyla bu denklemin en önemli aktörlerinden biridir. Boğazdaki güvenlik krizi ve alternatif olarak Ümit Burnu'nun dolaşılması, lojistik maliyetlerini ve sürelerini devasa oranlarda artıracak.
Deniz yolu riskli hale geldikçe, Türkiye'nin merkezinde yer aldığı Orta Koridor (Hazar geçişli hat) ve Irak üzerinden Körfez'i Avrupa'ya bağlaması planlanan Kalkınma Yolu Projesi hayati birer küresel alternatife dönüşüyor. Asya ile Avrupa arasındaki kara ve demiryolu hatlarında Türkiye, güvenli bir liman ve lojistik transit üs olarak jeopolitik ağırlığını artırıyor.
Deniz yoluyla petrol sevkiyatı sekteye uğradıkça, Türkiye topraklarından geçen Kerkük- Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) gibi petrol boru hatları küresel enerji arz güvenliği için "hayati can damarları" haline geliyor.
ELİMİZ GÜÇLENİR
Doğu Akdeniz ve Körfez kaynaklarının kara hatlarıyla Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması senaryoları (örneğin Suudi Arabistan veya Irak petrolünün Türkiye üzerinden Ceyhan'a bağlanması), Türkiye'nin elini uluslararası diplomaside güçlendiriyor.
Babülmendep'teki kriz, ittifakın güney kanadının güvenliğini doğrudan tehdit etme özelliği taşıyor.
Türkiye'nin Mogadişu'daki en büyük denizaşırı askeri üssü (TURKSOM) ve Somali deniz sularının güvenliğini sağlama noktasındaki taahhütleri, Türkiye'yi Kızıldeniz jeopolitiğinde küresel güçlerin (ABD, NATO, Çin) kapısını çalmak zorunda olduğu bir arabulucu ve güvenlik sağlayıcısı konumuna yükseltmesi gündeme gelecek. Krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölge ülkeleriyle imzaladığı savunma paktlarını da test edecektir.
Krizin Türkiye ekonomisine doğrudan negatif yansımaları da bulunuyor. Türkiye'nin Asya pazarlarından (özellikle Çin ve Hindistan) yaptığı ithalatta nakliye konteyner fiyatlarının katlanması, yerel üretim maliyetlerini artıracaktır.
