Küçük, büyük hepimiz o kadar çok hızlı bir hayat temposunda yaşıyoruz ki, günlük ihtiyaç listelerimizi bile bazen bir güne sığdıramıyoruz. Bu yüzden günlük konuşmalarımızda "yarın yaparız", "gelecek hafta gideriz", "bayramdan sonra buluşuruz" gibi sürekli ötelenme halleri içinde oluyoruz. Bu arada düşünme tempomuzu yürüten, organizasyonlarımızı sıraya koyan beynimiz çok yoruluyor. "Dipsiz bir kuyu" olarak tanımlayabileceğimiz beyin fonksiyonlarımız, bu kadar yoğun bir trafikte bazen unutkanlık sinyalleri veriyor bize. Yaşam mücadelesi içinde aynı anda birçok sorunla karşı karşıya kalmak, birden fazla konuyu çözmeye çalışmak gibi kaygı verici stres kaynakları, beynimizi normal temposu haricinde çalışmaya zorluyor. O da her canlı organizma gibi yorgunluk emareleri göstererek bize yanlış sinyaller gönderebiliyor. Bu yoğunluk içinde ufak tefek unutkanlıkları da normal karşılamalıyız artık. Bu kadar unutkanlıklarımızla beraber yaşadığımız günlük hayatımızda, hiç unutmadığımız, unutamadığımız olayları da vardır hepimizin...
UNUTULAN PASTA
Ülkemizde, tiyatro alanında çok iyi çalışmalar yapmış arkadaşımla bir kafede oturduktan sonra, başka bir arkadaşımızın doğum günü partisine katılmak için kalktık ve yakın bir pastaneden mumlarıyla beraber orta boy bir yaş pasta aldık. Güle oynaya, sohbet ederek arkadaşımın arabasını park ettiği yere gittik, arabaya binerek yola koyulduk. Biraz sonra trafikteki diğer arabalar bizi kornalarıyla ikaz ederek, elleriyle koro halinde arabanın üzerini gösteriyorlardı. Önce bir şey anlamadık ama yine de sağda müsait bir yere yanaştık. Yarı komik, yarı kızgın bir şekilde şaşkınlıkla arabanın üzerinde unuttuğumuz yaş pastaya bakıyorduk. Pastamızın bir kısmı dağılmış ve saçılmış vaziyette arabanın üzerine yayılmıştı. Arkadaşımla birbirimize bakarak, unutkanlığın da böylesine gülmeye başladık. Otoparka geldiğimiz sırada, araba anahtarını çantasından çıkarmak için pastayı arabanın üzerine koymuştu. Konuşmaya dalarak, çıkardığı anahtarla kapıyı açtı ve biz mutlu bir şekilde arabaya bindik. Pasta da o arada arabanın üzerinde kalmıştı... Öylece yola çıkınca olanlar olmuştu. Ömür boyu unutamayacağımız bir unutkanlık örneğiydi bu bizim için.
HAFIZA DİNAMİKLERİ
Hafıza kayıpları ve unutkanlıklar normal yaşlanma belirtileri midir yoksa modern çağın her konuda biz yüklediği yoğun bir yaşam stresinin sonucumu meydana gelmektedir? Konuyla ilgili bilim insanları bu konuda çok yoğun ve geniş parametreli çalışmalarını sürdürürken, biz yine günlük hayatımızda karşı karşıya kaldığımız ilginç olaylara dönelim. Bazı anılar hızla kaybolurken, niçin bazıları hep kalıcı olmaktadır? Örneğin, iki ay önce bir okul gününde neler olduğunu hatırlamak zordur. Çünkü, o zamandan beri çok sayıda birbirine benzer başka günler yaşanmıştır. Ancak, mezuniyet günlerimiz, düğünümüz, doğum günlerimiz gibi günler benzersiz oldukları için unutulma olasılıkları çok düşüktür. Beynimizin çalışması anlaşılması mümkün olmayan bir yapıda olmasına rağmen, hafızamızı bilgisayar belleklerine benzeterek anlamaya çalışıyorum bazen. Örneğin, eşinizle ilk randevunuzun ayrıntılarını hatırlamak, eşinizin o ilk randevuda kullandığı aynı kokuyu koklamanız durumunda daha kolay olabilir. Koku bilgisi, bu ilk randevunuzun gerçekleştiği tarihte beynimiz tarafından belli bir yerdeki belleğine kodlanmıştı. Bu nedenle, tekrar koklamak (bilgisayarda o belleği tekrar tıklamak gibi) bu anıların hatırlanmasını tetikleyebiliyor. Bilgisayarların aynı anda birçok işi birden yapabilme kapasitesini ifade eden "multi-thread" (çoklu işlem yeteneği) adı verilen bir özelliği vardır. İşlemcinin kapasitesine göre bu yetenek artar veya azalır. Beynimizin çok yoğun olduğu anları sık sık hepimiz yaşıyoruz. İş hayatımızda bir projenin önemli bir kısmı üzerinde çalışırken, aynı anda bir arkadaşımız başka bir konuda bilgi almak isteyebilir ve o sırada cep telefonumuz çalabilir. Böyle durumlarda "çoklu işlem yeteneğimiz" önemli oluyor. Telefonla konuşurken, telefonumu aradığım çok olmuştur. Düğüne kız kardeşiyle giden bir arkadaşım, düğün çıkışı arabasını aldıktan sonra kardeşini unutarak eve dönmesini anlattığında şaşırmıştım. "Unutmak" artık hayatımızın bir parçası. Nasıl ve neden unuttuğumuzu açıklamaya çalışan, nasıl hatırladığımızı anlatan birçok tıbbi araştırmalarla bu konuyu anlamaya çalışıyoruz.
DAİMİ BİLGİ AKTARIMI
Uyku haricinde, günün her saatinde farkında olmadan veya farkında olarak beynimiz belleklerine sürekli bilgi aktarılmaktadır. Bu kadar çok bilgi bolluğunu hatırlayabilmek zaman içinde giderek azalmaktadır. Üzerinden çok uzun yıllar geçen olayların zihnimizde giderek silikleştiğine hepimiz şahit oluyoruz. Hatta, rüyalarımızda bile geçmiş olayların ayrıntılarını puslu bir şekilde görürüz. "Hay Allah, dilimin ucunda ama hatırlayamıyorum" laflarını çok sık duyarız. Bu şekilde kelime, isim hatırlama yetersizliği, bir saniyeden dakikalara hatta saatlere kadar sürebilir ve sinir bozucudur. Her ne kadar ilerleyen yaşlarla birlikte benzeri olaylar artsa da, bu tür unutkanlıklar kötü bir hafızanın işareti olmayabilir.
İNTERNETİN ETKİSİ
"Unutma" olayının nedenini açıklayan bir teoriye göre, unutulan materyal en başta hiç öğrenilmemiştir. Başka bir deyişle, bilgi hiç kodlanmamıştır. Bu arada, internetin ve gelişmiş teknolojilerin bilgiyi öğrenme yeteneği üzerindeki etkileri giderek daha fazla incelenmektedir. Bu dönemde, üretken yapay zeka araçlarının yaygınlaşması ve sanayinin her dalında yerini almaya başlamasıyla, hafızamızın nasıl etkilediğini önümüzdeki yıllarda daha net olarak göreceğiz. Beyin sağlığımızı ve hafızamızı güçlendirmek için; günlük planlarımızın notlarını alabiliriz. Anahtar, cüzdan, telefon gibi kritik eşyalarımızı her zaman ayni yere koymayı alışkanlık haline getirelim. Düzenli uyku ve fiziksel aktivitelerimizi UNUTMAYALIM!!!
