Her gün giderek artan yoğun şehirleşme şartları bizi sıkışık düzen içinde yaşamaya zorluyor. Her akşam iş saatleri bitiminde kendimizi eve zorlukla atıyoruz. Kapıdan içeri adımımızı atar atmaz bize sürünen, değişik seslerle bize yaklaşan küçücük evcil hayvanlarımız günün biriken tüm streslerini üzerimizden alıyor. Ayrıca, bahçelerimizi de kendine mesken edinen kedilerimiz, köpeklerimiz ve hatta kirpilerimiz de var. Onlara da küçük kaplar içinde yiyecek ve su bırakıyoruz her zaman. Birkaç gün önce; bir yaz sıcaklığının akşam saatlerine de çöktüğü zamanlarda, bahçedeki kaba su doldurmak için inmiştim. Üç parmak kalınlığında olan küçük kabın kenarından tırmanarak suya ulaşmaya çalışan bir kabuklu salyangoz beni çok şaşırttı ve etkiledi. Bahçedeki engellerden geçerek, onun için çok uzun olan bir yoldan sonra su kabına tırmanmaya çalışıyordu. Bir damla su içindi bu kadar çektiği sıkıntı. Oysa biz, dişimizi fırçalarken, duş alırken, arabamızı yıkarken onca suyu boşa harcıyorduk. Akıtılan bu suyun, hayatımızın temel dinamiği olduğunun farkında bile olmuyorduk bazen. Gereksiz bir yere harcıyorduk çoğu kez.
EKOSİSTEMDE DENGELER
Bizler ve diğer canlı organizmalar "ekosistem" adını verdiğimiz dengeler bütünü içinde suyla, toprakla, havayla, güneş ışığı ile birlikte yaşıyoruz. Bu parametrelerden biri eksildiğinde canlı yaşam imkansız hale gelecektir. Bu nedenle, "su" canlıların ve tüm ekosistemin hayati bir yaşam kaynağıdır. Yaşam için hayati öneme haiz olan su, dünyamızın %70 ini kaplarken, insan vücudu da yaklaşık %60 sudan oluşmaktadır. Ancak dünyadaki toplam suyun yaklaşık %97-98 tuzlu su iken, kullanabildiğimiz tatlı su oranı sadece %2,5-3 gibi küçük bir oranda kalmaktadır. Bu tatlı suyun büyük bir kısmı da "devasa buzul kütlelerinde" kilitli kalmaktadır. Ancak, sera gazları etkisiyle buzullar her zamankinden daha hızlı eriyorlar. Milyonlarca insan için buzul dağlarındaki bu yüksek orandaki erime hızı sel, kuraklık, heyelanlar ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi tehlikeleri beraberinde getirmektedir. Bizim yaşam kaynağımız olan doğrudan içilebilir suyun oranı ise %1 den daha azdır. Yaklaşık 30-40 yıl önceleri yaşadığımız şehirlerin, kasabaların, köylerin mahalle veya sokaklarında sürekli akan çeşmelerimiz vardı. Hepimiz evlerimiz de kullandığımız sularımızı buralardan tedarik ederdik. Küresel ısınma, artan nüfus ve su kaynaklarında ki azalmalar, boşa akan suların kontrol altına alınmasını zorunlu kıldı. Ayrıca, artan şehirleşme ile beraber su evlere kadar ulaştırılarak daha konforlu bir yaşam tarzı yerleşti. Su evlere kadar ulaştıktan sonra bile bu sokak çeşmelerinin bazıları hala akıyordu. Geçmiş yıllarda su kesintilerinin çok fazla olduğu zamanlarda, bir banyo yapmanın bile ne kadar değerli olduğunun farkına varmıştık, yaşamın bir parçası değil kendisiydi su. Su içmeyi ihmal etmemiz nedeniyle, vücut sıvısı %2 oranında azalırken, vücudumuzda yorgunluğa neden olur ve dikkat dağınıklığımız artar. Yetersiz su tüketimi vücuttan toksinlerin atılmasını zorlaştırır, böbrek taşı oluşumuna yol açar ve cilt elastikiyetini kaybettirir. Tenimiz kurur ve kırışmaya başlar. Hücrelerimizin kimyasal reaksiyonlarını yerine getirmesini önler. Vücudumuzun düzgün çalışmasını sağlamak için yeterince su içmeli, su içeriği yüksek olan meyve ve sebzeleri tüketmeliyiz.
SUSUZ HAYAT ÇÖLDE YAŞAMAYA BENZER
Günümüzde savaşların baş nedeni doğal gaz ve petrol gibi enerji kaynakları olan fosil yakıtlardır. Teknolojini n artmasıyla birlikte; kimya, petrokimya, tekstil, demir çelik, kağıt, gıda gibi sanayi dallarının "üretim süreçlerinde su daha çok kullanılmaktadır. Artan ihtiyaçla birlikte suya olan talep de gün geçtikçe artmakta, azalan su kaynakları nedeniyle bu talepler "su çatışmalarına" neden olabilecek potansiyel tehlike oluşturmaktadır. İçme suyuna erişim bir insanın en doğal hakkı olduğu için, suyun erişilmediği noktalarda ciddi gerginliklere neden olabilir. En değerli kaynağımızı korumak ve muhafaza etmek için işbirliği içinde çalışmak kaçınılmazdır. Su konusunda işbirliği, tüm ortak zorluklar için anlaşmaların yollarını açar. Su daha müreffeh bir dünya için vazgeçilmez bir nimettir. Küresel ısınmalar nedeniyle erimeye başlayan buzul kütleleri de ekosistem içinde başka bir tehlike oluşturmaktadır. Bazı bölgelerde yaşamı tahrip eden seller oluşurken, başka bölgelerde azalan yağışlar nedeniyle kuraklıklar baş göstermekte, göller ve sulak alanlar kurumaktadır. Bu konuda dünyada ve yurdumuzda yapılan çalışmaları destekleyerek, "tasarruflu su kullanma" konusunda üzerimize düşen görevi yerine getirirken, çevremizi de uyarmalıyız. Küresel farkındalık oluşturmak amacıyla "22 Mart" Dünya Su Günü ilan edilmiş ve her yıl su yönetimi konusunda alınan önlemler konusunda bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır. Türkiye'de de "Devlet Su İşleri" öncülüğünde ilgili bakanlıklarında katılımıyla eğitim ve seminerler düzenlenmektedir. Çok hassas olan bu konuda yürütülen çalışmaları takip ederek, kurak bir geleceğe karşı hazırlıklı olmalıyız. Her damlasının değerli, her damlasının hayat verdiği suyun değerini "kuyu kurumadan" bilelim. Susuz bir hayat çölde yaşamaya benzer.
