Geçtiğimiz günlerde; ortadoğuda hepimizi etkileyen savaşta barış anlaşmalarının gündeme geldiğini duyunca bir rahatlama çökmüştü üzerimize. Her ne kadar fiili savaş bizden uzak olsa da, haber görüntüleriyle birlikte sanki odamızın içinde yaşıyoruz vahşet anlarını. Havada ışıldayarak yol alan ve hedefine kilitlenmiş füzelerle sanki savaş oyunu içindeyiz. "Ateş düştüğü yeri yakar" sözünde olduğu gibi, bu ürkütücü silahlar yüzünden insanlar sığınaklara girerek korunmaya çalışırken, en savunmasız grubu da çocuklarımız oluşturuyor. Evlerini kaybeden, yetim/öksüz kalan, yetersiz beslenme nedeniyle hastalık riskiyle karşı karşıya olan çocuklarımız hayati tehlike içinde derin psikolojik travmaların içine itiliyorlar. En büyük mağduriyeti yaşayanlar da, patlamalarda bir uzvunu yitiren günahsız bebeklerimiz oluyor.
ÇOCUKLUK ANILARI
İlkokul, ortaokul çağlarında henüz her evde televizyonun olmadığı zamanlarda okul bahçelerine, mahalle aralarına beyaz perdeler kurularak bize izlettirilen "yat ve örtün" sözüyle aklımızda kalan siyah- beyaz "eğitici sivil-savunma filmleri " vardı. Her ne kadar sıcak bir savaş olmasa da, görüntülerden sonra çok etkilenirdik. Genellikle, bir nükleer saldırı veya hava bombardımanı sırasında yapmamız gerekenler izlettirilirdi bizlere. Aklımda kalan ve hiç unutmadığım sahneler; patlamalar sonucunda oluşan basınç ve ısı nedeniyle havada uçuşan camlardı. Bu anlarda şok dalgalarından, yüksek ısıdan, uçuşan camlardan korunmak için başımızı ve açıkta kalan uzuvlarımızı örterek korunmamız öğretilirdi bizlere. O kadar çok etkilenirdim ki bu sahnelerden, günlerce etkisinden kurtulamazdım. Bu siyah-beyaz filmlerin yerini günümüz de Milli Eğitim Bakanlığı ve AFAD işbirliğiyle hazırlanan sel, deprem, doğal afetlerinde eklendiği daha geniş kapsamlı eğitim videoları almıştır. Bizim eğitici filmlerde gördüğümüz sahnelerle, savaş alanlarında yaşayan çocuklar her gün karşı karşıya kalırken, temel beslenmeleri için gereken gıda ve suyu belki zorlukla buluyorlar. Hayatları boyunca, hiç unutamayacakları fiziki ve psikolojik yıkıcı etkilerin yarattığı olumsuz etkilerle baş başa kalacaklar. Belki ailelerini kaybedecekler. Çocukların ellerinden sadece bugünleri değil, geleceklerini de alan trajik gelişmeler hepimizi mutsuz ediyor.
BİR GÜN BARIŞ, BİR GÜN SAVAŞ
Barışın ilan edilip, aradan fazla zaman geçmeden tekrar çatışmaların başlaması gelecek için umutlanan insanları fazlasıyla karamsarlığa itiyor. Çıkar çatışmalarının yarattığı savaş nedeniyle her gün bozulan uluslararası güç dengeleri bir türlü kalıcı barışa ulaşamıyor ve ateşkes sağlanmıyor. Özellikle, Ortadoğu gibi çatışmaların kronikleştiği coğrafyalarda küresel güçlerin müdahaleleri nedeniyle "barış-savaş" döngüleri hep devam ederken, toza toprağa bulanmış, yaralanmış ve çaresizlik içindeki çocukları TV haberlerinde hep görüyoruz. Çatışmaların arada bir durması ve barışın ilan edilmesinden sonra bile silahların öldürmeye ve sakat bırakmaya devam etmesini içimiz sızlayarak sadece izliyoruz. Savaş bölgesinde yaşamını sürdüren insanlar, ilan edilen barışın her an bozulabileceği endişesi içinde kalıcı bir huzuru hissedemiyorlar belki. Çünkü, her gün değişen stratejiler, bölge üzerindeki siyasi hesaplar ve çıkarlar yeni çelişkileri doğurmakta ve uzlaşmanın rafa kaldırılmasına neden olmaktadır. Böylece, silahlar bir türlü susmamaktadır. Türkiye'nin de içinde olduğu barış şartlarını sağlamaya çalışan ülkelerin gayretli çalışmalarıyla bir an önce çatışmaların sona erdirilmesi, insanlara yaşatılan felaket senaryolarını bitirecektir. Bu barış çabaları; her gün değişerek artan Jeopolitik gerilimlerin önüne geçemezse, çatışmalar büyüyerek modern medeniyetin varlığını tehdit eden boyutlara ulaşabilir korkusu içinde huzursuz oluyoruz hepimiz. Bir kıvılcıma bakan olaylar, çılgınca gelişmelere sahne olabilir. Düşünmesi bile bizleri rahatsız eden nükleer çatışma risklerini, 2. Dünya savaşında yaşayan bir neslin insanlarıyız. Nükleer enerjiyi savaşlarda değil, sadece insanlığın faydasına yönelik ve en kötü doğa koşullarında bile zarar görmeyecek şekilde kurulan, Çernobil ve Fukuşima gibi nükleer santral kazalarından ders alınarak inşa edilen enerji santrallarında kullanalım. Savaşlar; yarattığı yıkımlarla, can kayıplarıyla, harap olan yerleşim yerleriyle ve yaratacağı ekonomik krizlerle trajik hayatlar sunmaktadır insanlara. Belirsizlikler ve güvenlik kaygıları toplumsal olarak mutlu olmayan bir yaşam getirmektedir. Birleşmiş Milletlerin "silahlı çatışmalarda etkilenen çocukları korumak ve çocuk haklarını savunmak" kapsamında 2005 yılında kurumsallaştırılan ve kısaltılmış şekliyle CAAC adı verilen yapı, konuyla ilgili yayınladığı dikkat çekici raporlarda "uluslararası hukukun ve çocuklara tanınan özel korumaların göz ardı edildiğini" belirterek, savaş alanlarındaki endişe verici değişimlere işaret ediyor." Konuyla ilgili taraflar yıkım yerine diyaloğu seçmeliler ve çocuklarla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmelidirler. Konu ile ilgili ağır ihlaller yapan devletler de yaptırımlarla cezalandırılmalıdırlar. Savaşın getirdiği büyük yıkımlara rağmen; temel değerlerine tutunabilen insanların en zorlu koşullarda bile dayanışma, umut ve psikolojik sağlıklarını korumaları dileğiyle, "savaşsız günler"...
