Herkesin bir ilişki hikayesi, yıllara dayanan dostluklar, arkadaşlıklar aşklar vardır. Aniden başlayan kıvılcım sıçrayıverir yüreğimizin tam ortasına. Adı ne olursa olsun kalbinizin baş köşesine yerleşiverir. Yürek yangını gibidir. Etle tırnak misali. Arada soğur fakat asla sönmez. Yıllar geçse bile kalbimizin bir köşesinde adı geçtiği zaman bir yerlerimizi ince sızı kaplar. Geçmişin tüm tozlu raflarından anılar paraşütle iner adeta. Bitişlerin kara bulutları sarar her anımızı. Gizemli bir yolculuk başlar. Kimseye anlatamadığımız duygularımızla vicdan muhasebesi yapmaya başlarız. Kim neye göre haklı? Altından kalkamayacağız cevabını asla bulamayacağımız sorular dans ederken, yaşadığımız olayların o yıllara ait duyguların şimdiki zamana yansıması mı ? diye düşünebiliriz. Geçmiş geçmişte kaldı sözü dudaklarımızdan dökülse de kalbimiz bize "Yalancısın " hatırlatması yapar. Çünkü Beyin unutsa bile yürek asla unutmaz. ( Kanıtlanmış bir teori) Nerden aklıma takıldı bu konular sorusunun müsebbihi arka planda çok sevdiğim sanatçı EMEL SAYIN'ın kulağıma takılan şarkının ana başlığıydı. "Sana gönül borcum var." Hepimiz bu dünyaya borçlu geliyoruz. Geçmişin yükünü omuzlarımızda taşıyarak. Yaşamımız boyunca pazıllarımızı tamamlamak uğruna verdiğimiz bunca çabanın sonucunda kırık bir veda ile bu dünyadan ayrılıyoruz. Aslında biz her şeyi yarım v kırık yaşıyoruz.
ZEYNEP VE BURAK'IN ÖYKÜSÜ
Can cana, yan yana başlamışlardı hayata. Yaşamın tozlu yollarının her kilometresini birlikte geçmişler, nice insanın yükünü taşırken bile, yüksünmeyi kendilerine yakıştıramamışlardı Hipokrat yeminine nankörlük etmemek adına. Nöbetleşe yaşadıkların günlerin çetelesini tutmak bile, başlı başına bir muhasebe başarısı gerektiriyordu. Zeynep'in yüreğini hep sevmişimdir. Her zaman, karşı cinse taş çıkartan meydan okuyan bir cesareti vardır. Onu kim biraz olsun tanısa, hep aynı cümle ile tasvir eder: "Delikanlı kız. Burak çok şanslı." Bu cümleye oldum olası takılmışımdır. Ne demek "Delikanlı kız", sanki her delikanlı benzetmesinin kelime anlamını karşı cins taşıyordu. Laf aramızda, "Hadi canım neresi onun delikanlı" dediğimiz karşıt zümreden kimleri tanımıyoruz ki. Düşünelim bakalım ve dahası, öfke dalgalarına kapılmamak için, bir an önce, direksiyonu yana çevirelim ki, kimsenin kalbi kırılmasın ve bu ilginç hikayemize devam edelim. Zeynep ve Burak hekimlik mesleklerinin başarılarını ve meşakkatli dönemlerini geride bırakırken; kime ne düştü payda eşitlemesinde; bu evliliğin bir kadın olarak en hummalı ve zor bölümleri Zeynep'in fedakarlık kapsama alanlarında olduğunu görmemek için aptal ve kör olmak lazımdı diye düşünmüşümdür yol ayırımında olan bu güzel çift için. Tahmin ettiğiniz gibi; tıp alanında adı ve ünü yukarlara tırmandıkça şöhret sarhoşu olan çiftlerden birinin binlerce klasik "ZEYNEP HİKAYELERİNİN" bir örneğiydi kulaklara küpe olacak. Anlatmak istediğim; belki de kendimizle yeniden hesaplaşırız, hikayemizin içinde saklı duran duygularımızla. Yaşı eski olanlar bilir. Rahmetli Ayla Dikmen'in yıllar önce bir şarkısı vardı "KİME NE DÜŞTÜ" diye. Evet ayrılıkların kaçınılmaz olduğu ilişki paylaşımlarında karşı cinsimizin kolayca kaçışlarında alacaklı durumunda olan, kadınların kendilerini hangi hakla savunacaklarına henüz hukuk bile tam sonuç getirememişken; biz neyin hesabını yapıyoruz konusu, nedense aklıma sabit bir şekilde takılmış durumda. Şöhretin doruğunda Burak'ın yarı yaşında bir genç hanımla yaptığı evliliğin yankılarını, aynı kaderi paylaşan genç hanımlar ordusu, bu hakkı kendilerinde görürken; hakları yenilmiş bir çok Zeynepler, kaybolmuş hayatlarının geçmiş muhasebesi içinde, kendilerini borçlu çıkaran yaşamı sorguluyorlar. Biliyoruz ki; bu tür hikayelerin hukuksal savaşları da nedense uzun sürüyor. Çevremizden yükselen seslerin her biri ayrı notada olduğu için; birilerinin ayrılıkları, diğerlerinin prestij konusu haline kolayca geliveriyordu. Her yaşam kendi içinde başka bir yaşamın izlerini taşıyordu. Benzer öyküleri, bir başkasının hayatıyla eşleştirmenin kolay olmasından mı nedir? en çok ilgi gösterdiğimiz, konuların başını çekiyordu. Şimdilerde mağdur Zeynep; mağdurluğu hiçbir zaman kabul etmedi yine gerçek delikanlı halleriyle; başı dimdik ve gülümseyen bir çehreyle hayatının ikinci bölümünü farklı bir şekilde sürdürüyor... Kimseye kırgın ve kızgın değil. Kendisiyle aynı kaderi paylaşan hemcinslerine örnek olmuş durumda. Hekimlik mesleğini bıraktı. Geçmiş anılarla yaşanmayacağını biliyor. Güney illerimizin bir sahil kasabasında küçük bir balık restoranı işletmeciliği yaparak hayatın bir başka boyutuna geçmiş durumda. Yaşamın bize sunduğu her türlü senaryoyu iyilik ve güzelliğe çevirmesini iyi bilen bu yürekli kadını alkışlarken; her şeye rağmen bizimde yaşama çok şey borçlu olduğumuzu bir kez daha hatırlattığı için teşekkür ediyoruz. Hayatın bize bir kere sunulan bir hediye olduğunu hepimizin birbirimize gönül borcu olduğunu unutmayalım. "Hayat kısa, krizler geçici, tecrübeler tehlikeli, kararlar zor." -Hipokrat
