Artık organik olma olayından hızla uzaklaşmanın dev adımlarını yaşadığımız son yüzyılda ne kadar mutluyuz sorusuyla karşı karşıyayız. Mutlu ve mutsuzluk düşünceleri içinde bocaladığımız şu günlerde nostalji özlemlerimizi de aramıyor değiliz. Kafalarımız çok karışık. Eskilerin çok sevdiğim bir sözü vardır: "Bindik bir alamate gidiyoruz kıyamete." Tam bugünleri anlatan bir deyiş. Geçmiş yıllarda televizyonlarda ilgiyle izlediğimiz, radyolarda severek dinlediğimiz, güldüğümüz ve eğlenerek seyrettiğimiz show programlarını hepimiz hatırlarız. Hele bizi çok güldüren, ses ve karakter taklitleriyle öne çıkan, ekranlardaki eğlence programlarının vazgeçilmez "taklit" ustalarını unutmuyoruz hiç. Bunlar, güçlü gözlem yeteneklerini sesi ve hareketleriyle birleştirebilen yetenekli sanatçılardı. Sahnelerin ve televizyonların vazgeçilmezi olan pandomimciler, şovmenler, ses taklitçileri artık hayatımızda eskisi kadar yer almıyorlar. Yapay zekayla birlikte iyice geliştirilen ses ve görüntü kopyalama teknolojileri, insan yeteneğine dayanan bu geleneksel sahne sanatlarını derinden sarstı. Herhangi bir kişinin yüzünü ve sesini hızlı bir şekilde kopyalayabilen dijital içerikler, sosyal medya aracılığıyla bir yeteneğe ve ustalığa gerek kalmadan anında milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Çoğumuz TV ekranlarından daha çok bu sosyal mecralara ilgi gösteriyoruz ve eğlence alışkanlıklarımız giderek farklılaşıyor. Canlı performansların yerini yapay ilgi alanları kaplıyor. Yıllarca çalışarak geliştirilen ince gözlem yetenekleri kayboluyor. Ürkütücü olarak gördüğümüz bu yapay taklitlerin, müzik alanında da ayni şekilde etkisini gösterdiğini görüyoruz bazen. Yapay zeka; bu alanda da kolaycılığa kaçış yolu olarak, mutlaka taklit sanatlarında olduğu gibi yerini alacaktır. Müziğin vazgeçilmez bir bileşeni olarak hızlı bir şekilde bu endüstride yerini alırken, bu konuda ömrünü müziğe adamış gerçek kişilerin sayısının azalmasına neden olabilecektir. Yıllara dayanan örf, adet, geleneklerimize veya teknoloji kullanma alışkanlıklarımıza farklılıklar getiren yeniliklere karşı çoğumuz bir çekince ile yaklaşır, kullanma zorlukları yaşarız. Bu şüpheci tavırlarla teknolojiyi kullanma ve öğrenme konusunda içeriklerden uzak kalmaya çalışırız. Herkes bir cep telefonu sahibi olmasına rağmen, hala cihaz üzerinden SMS veya Multimedya mesajı, sesli mesaj, fotoğraf göndermeyen veya gönderemeyen, bazen gerçekten gönderilmesi zaruri olan "anlık konum bilgisini" iletmekte bile güçlük çeken insanlarımız var. Gün be gün geliştirilen internetteki teknolojik yeniliklere ayak uydurmaya çalışan kişiler dahi, yapay zekanın her konuda hayatımıza girmesinin "ayrıca" şaşkınlığını yaşamaktadırlar. Yapay zeka kullanılarak gerçekçi bir şekilde yaratılan ve üretilen içerikler internetten hızlı bir şekilde yayılıyor. Özellikle, "deepfake" adı verilen ve "ayrıntılı taklit" olarak Türkçeleştirebileceğimiz taklit videoları gerçeğinden ayırt etmek pek mümkün olmuyor. Çok fazla dijital beceri gerektirmeyen ve ücretsiz mobil uygulamalarla kolaylıkla ulaşılabilen bu programlara erişim giderek artmaktadır. İlk başta hepimizin eğlenerek izlediği bu uygulamalarla sahte haber yayma, rıza dışı içerikli videolar da yayılabilmektedirler. Bu nedenle, dijital medyaya olan güven sarsıcı potansiyeli de arttırmaktadır.
EBEVEYN FAKTÖRÜ
Bu "deepfake" adı verilen sahte videolar çocuklarımızın gelişimi üzerinde de olumsuz etki yapmaktadır. Gerçek olmayan bu yanıltıcı videoları ayırt etme yetenekleri henüz çok fazla gelişmeyen çocuklarımız yetişkinlere göre daha fazla risk oluşturmaktadır. Bu zararlı içeriklere karşı savunmasız olan çocuklarımızı bilinçlendirmek ve farkındalıklarını arttırmak konusunda ebeveynlere büyük görevler düşmektedir. Anne-baba olarak ulaşabildiğimiz kadarıyla "yapay zeka" ile üretilen deepfake'ler konusunda önce kendimiz bilgilenmeli ve oluşabilecek kötü kullanımlar, siber zorbalıklar, değişik şekillerde tacizler, dolandırıcılıklar hakkında çocuklarımızı uygun bir dille uyarmalıyız. Son zamanlarda çok karşılaşıyoruz. Herhangi kurumsal bir firmanın müşteri hizmetleri olarak bizi arayan kişi tüm kimlik bilgilerimizi bize hatırlatıyor ve sonunda kendine güven sağladığını hissettiği anda taleplerini sıralamaya başlıyor. Bu tür konularda azımsanmayacak şekilde maddi kayıplara uğramış kişileri televizyonlarda sıklıkla görüyoruz. Uzmanlara göre, bu sahte medya içerikleri, kendini kanıtlama duyguları içinde yetişme çağında olan çocuklarımızı kaygı, depresyon ve travmalara sürükleyebilmektedir. Bu tür siber zorbalıklarla yüz yüze olabilecek evlatlarımız için, gerekirse bir uzman desteğini de alarak mutlaka onları eğitmeliyiz. Bu tür yapıcı eğitimler, uyarılar onları siber zorbalığın kurbanı olmaktan kurtardığı gibi, bir suça istemeden iştirak etmesini de önleyebilecektir. Örneğin, her medya ortamında, kişisel bilgilerini ifşa etmenin çok doğru olmayacağı konusunda onları uyarmalıyız.
YARATICILIK VE YAPAY ZEKA
Günlük teknolojik yaşamı; akıllı telefonlardan, sağlık uygulamalarına, sosyal medyadan finans piyasalarına kadar hızla değiştiren yapay zeka ile karşı karşıyayız. Öyle ki; bilgiye veya yoruma ihtiyaç duyduğumuz her konuda hemen yapay zekaya müracaat ediyoruz, artık düşünmeye bile üşenir hale geldik. İnsanda var olan bilinçli düşünmeyi, hissetmeyi ya da empati kurmayı bilmeyen, sadece sayısız veri ve rakamları değerlendirerek sonuca ulaşan bir yardımcımız var artık. Her yeni teknolojide olduğu gibi bu gelişmeler bizi bazen korkutuyor. Örneğin, 1800 lü yıllarda kullanılmaya başlanan fotoğraf makinesi ilk anlarda sanatın düşmanı olarak görüldü. Ancak, daha sonraları fotoğrafçılık, modern sanat hareketinin gelişiminde bir katalizör olarak yerini aldı. Her ne kadar "digital sahtecilik" olarak adlandırdığımız olumsuz yönleri bizi korkutuyorsa da, insan zekasının yapamayacağı bir hızda işlemleri gerçekleştirerek projelendiren yapay zeka; yaratıcılığı hızlandırırken, teknolojiyi dev adımlarla ileri götürecektir.
