Ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği; üretim, yatırım ve ihracat kadar güçlü bir istihdam yapısına da bağlıdır. Günümüzde ülkelerin rekabet gücünü belirleyen en önemli unsur, sahip oldukları doğal kaynaklardan çok nitelikli insan kaynağıdır. Yapay zekâ, dijital dönüşüm ve yeşil ekonomiyle birlikte çalışma hayatı yeniden şekillenirken, iş gücüne yapılan yatırım artık ekonomik kalkınmanın en stratejik başlıklarından biri hâline geliyor.
DÜZENLEME HAYATA GEÇTİ
Bu açıdan bakıldığında, 4 Temmuz 2026 tarihli ve 33300 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 11501 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamında önemli bir düzenleme hayata geçirildi. Buna göre İşsizlik Sigortası Fonu'nun istihdamı destekleyici faaliyetlerde kullanılabilecek prim gelirleri oranı, 2026 yılı için yüzde 30'dan yüzde 50'ye yükseltildi. Bu kararın, doğru stratejilerle desteklenmesi hâlinde Türkiye'nin istihdam politikalarına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Çünkü günümüzde temel sorun, iş arayan insan sayısından çok, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu niteliklere sahip insan kaynağına ulaşmakta yaşadığı güçlük olarak öne çıkıyor. OECD, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Ekonomik Forumu'nun yayımladığı raporlar da bu dönüşümü açık biçimde ortaya koyuyor. Yapay zekâ, otomasyon ve dijital teknolojiler birçok mesleği dönüştürürken; veri analizi, siber güvenlik, yazılım geliştirme, yeşil dönüşüm, sağlık teknolojileri, ileri üretim, dijital pazarlama ve bakım ekonomisi gibi alanlarda yeni istihdam fırsatları hızla artıyor. Dolayısıyla mesele işlerin ortadan kalkması değil, çalışanların bu dönüşüme ne kadar hazırlıklı olduğudur.
SÜREKLİ ÖĞRENME KÜLTÜRÜ
Artık diploma kariyer yolculuğunun başlangıcıdır. Asıl farkı oluşturan ise sürekli öğrenme kültürüdür. Dijital okuryazarlık, yapay zekâ okuryazarlığı, yabancı dil, veri analizi, iletişim, analitik düşünme, liderlik, problem çözme ve proje yönetimi gibi yetkinlikler çalışma hayatının vazgeçilmez unsurları hâline gelmiştir. Bana göre fon kaynaklarının önemli bir bölümü, sektörlerin güncel ihtiyaçlarını esas alan eğitim, sertifika ve diploma programlarının güçlendirilmesine yönlendirilmelidir. Ancak burada belirleyici unsur eğitimlerin sayısından çok niteliği olmalıdır. İş gücü piyasasının ihtiyaçları düzenli olarak analiz edilmeli; eğitim içerikleri sektörlerin beklentileri, teknolojik dönüşüm, yapay zekâ, yeşil ekonomi ve dünyanın gelecekte ihtiyaç duyacağı meslekler doğrultusunda sürekli güncellenmelidir. Eğitim planlamasının geçmişin mesleklerine göre değil, geleceğin yetkinliklerine göre yapılmasının Türkiye'nin rekabet gücüne önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bunun yanında girişimciliğin desteklenmesini de büyük önem taşıyan bir başlık olarak görüyorum. Dijital ekonomi, e-ticaret, yazılım, danışmanlık, eğitim teknolojileri, yaratıcı endüstriler ve yeşil girişimler yüksek katma değer üretebilecek önemli fırsatlar sunuyor. Girişimcilere finansmana erişim, mentorluk, teknoloji altyapısı ve uluslararası pazarlara açılma konusunda daha güçlü destek mekanizmalarının oluşturulması, birçok kişinin iş arayan değil istihdam oluşturan bireylere dönüşmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda üniversiteler, meslek liseleri, kamu kurumları ve özel sektör arasındaki iş birliklerinin daha da güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Gençler mezun olmadan iş dünyasıyla buluşturulmalı, eğitim programları sektör temsilcileriyle birlikte hazırlanmalı ve yaşam boyu öğrenme anlayışı çalışma hayatının temel kültürü hâline getirilmesi büyük katkılar sağlayacaktır. Çünkü geleceğin en güçlü ekonomileri; değişime hızla uyum sağlayabilen, teknoloji geliştiren, bilgiyi katma değere dönüştüren ve insan kaynağını sürekli geliştiren ülkeler olacaktır.
