NİL KUYUMCU TÜM YAZARLAR
İzmir’de ölümsüzlüğü mü keşfettik!
13.1.2018 | Arşiv

İzmir’de ölümsüzlüğü mü keşfettik!

nil.kuyumcu@yeniasir.com.tr

Gelmişsin ömrünün son demlerine...
Gezdin tozdun mu; yoksa borçla harçla mı geçirdin yıllarını belli değil... Geriye dönüp bakınca, ellerini ensende birleştirip, "İyi yaşadım be bu hayatı" mı diyorsun, yoksa gözlerin mi nemleniyor meçhul... Öyle veya böyle, geldiğin son durak bir huzurevi...

***

"Onu huzurevine yerleştirdiler!" Bu cümleyi duyunca kaç kişinin yüreğini "huzur" kaplar ki? İçinde "huzur" geçen ama "hüzün" veren belki de tek kelimedir bu... Derin bir yalnızlık içerir...
Bir vazgeçiş taşır içinde; kimin, kimden vazgeçtiği belli olmayan! Belki sen terk etmişsindir "herkesi", belki de onlar seni!
Aynı kaderi paylaştıklarınla, kendine bir dünya kurmaya karar verir ve yola çıkarsın... Umudun huzur bulmaktır!

***

"Yeter" dersin...
Zaten yüzlerce gece başını yastığa koyup, ödeyeceğin faturaları, ev sahibinin suratını, çocukların okul masrafını, eşin dostun kaprisini çekmişsindir... Kendi yaşıtlarınla kurduğun bu yeni dünyada, düşünmek isteyeceğin son şey "dünyalık sorunlardır"... Yahu düşünmüşsün düşüneceğin kadar, ömrünü geçirmişsin, artık huzurevindesin ötesi var mı?

***

Perdeyi açınca- ki romatizma, kırık çıkıklar, kireçlenmeler el verirse açacaksın tabii- pencereden içeri giren güneşe gülümseyeceksin...
Tuzsuz peynir ve zeytin, illa ki kepekli ekmeğini yiyip, şekersiz çayını yudumlarken, "Ben var ya, gençliğimde bir oturuşta yarım koyun yerdim" diye böbürleneceksin...
Sen böyle "Hey gidi günler" diyerek çatalının ucuyla bir parça "reçel kaçamağı" yaparken, yan masadaki Mualla Hanım, gümüş rengi saçlarını düzeltip lafına karışacak...
"Komşu günlerinde benim böreğimden güzelini yapan çıkmamıştı" deyince, bir kadının yaşlansa bile, "beğenilme" arzusunu hiç yitirmeyeceğini anlayacaksın... Siz sohbet ederken, gençliğinde de pek yerinde duramayan Rıza amca girecek içeri...
Elinde bir tavla...
Bak o da sana, erkeklerin "savaşçı" ruhunun bitmediğini gösterecek... Rakibini "yenmeye" doymayan Rıza amca, gençliğinde içine hiç giymediği "fanilanın" acısını, omzuna aldığı yün hırkayla örterken, "Bitirin şu kahvaltınızı artık" diyerek, tavlasıyla bahçenin yolunu tutacak... Kim demiş, sabah Türk Sanat Müziği dinlenmez diye... Yılların yorgunluğu, pop müzikle atılmayacak elbette...
Fonda inceden bir kanun çalacak...

***

Nasıl?
Biraz huzurlu gibi değil mi?
En azından böyle olmalı...
Hüzün, "siyah bir ışıltı" gibi huzurevinin duvarlarında parlasa da, kalanların gözünü çok almamalı!

***

Demem o ki, bir ömür tüketmiş insanların karşısına "fahiş zam yapan, kötü niyetli ev sahibi" gibi neden dikildin İzmir Büyükşehir Belediyesi?
Nereden çıktı Buca'da, "Sosyal ve Yaşam Kampüsü" diye "afilli" isim verilen huzurevine, yüzde 46'lık zam yapmak?
650 TL'den, 950 TL'ye yükselen aylık ödemeyi nasıl karşılayacak bu insanlar?
Ne yapsınlar sizin için, ek işe mi çıksınlar?
Ve daha da kötüsü... 1980'lerin repliğiydi hani... "Almanya'dan oğlum gelecek çık evimden" derlerdi kiracılara...
Sen, onlardan bile daha fenasını yapıp, "Beğenmiyorsanız kapı orada" demişsin, fahiş zamma isyan eden yaşlılara...

***

Hayırdır?
İzmir'de ölümsüzlük iksiri mi bulundu?
Siz, içtiniz ve yaşlanmayacak mısınız?
Eğer öyleyse, şifa olsun, için ne diyelim?
Yok şayet bulamadıysanız o iksiri...
Size bir sır vereyim!
Siz de yaşlanacaksınız...
Ve o gün hangi kapıda, hangi evde ya da hangi huzurevinde olacağınızı bilemezsiniz...
Şimdi, bu sırrı öğrendiğinize göre!
Şu zam kararını bir daha düşünün...