• BUGÜNKÜ YENİ ASIR
  • Namaz Vakitleri
  • VavTv Canlı Yayın

ŞEBNEM BURSALI

ÖLÜRÜM TÜRKİYEM

sebnem.bursali@yeniasir.com.tr Tüm yazıları
Giriş Tarihi: 04 Nisan 2015
Salı gününden bu yana Türkiye, yepyeni bir süreç yaşıyor. Terör resminin arkasındaki Türkiye manzarasında, kimin ne maskesi taktığı o kadar açık belli oldu ki; bazen bu kadar kötü bir olayın ardından, maskelerin düştüğü hayırlı sonuçlar da çıkabiliyor demek ki. Kahraman savcımıza yapılan terör saldırısı resmen turnusol kağıdı işlevi gördü; aralarında gazeteci, sanatçı ve siyasetçilerin de olduğu büyük bir bölümün aslında bu ülkeyi ne kadar sevdiği, ne kadar düşündüğü ve ne kadar milli olduğuyla ilgili robot resimleri bir bir görünür oldu. Sizlerle dün ve bugün paylaştığımız manşet haberlerimizde, işte bu robot resimlerinden bazılarını sunduk. Dün, Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş'ın terör ve şehidimiz karşısındaki duyarlılığını!! örnek verdik, bugün de Selçuk, Şehzadeler, Karesi ve Pamukkale belediyelerinin de aralarında bulunduğu belediye başkanlarının duyarlılıklarından örnekler veriyoruz. Kendisi bir hukukçu olmasına rağmen şehit savcı Mehmet Selim Kiraz'ın isminin sonsuza kadar yaşaması için Konak'ta bir park veya yere verilmesiyle ilgili taleplere duyarsız kalan Pekdaş'ın aksine, yukarıda saydığım belediyelerin başkanları, şehidimizin isminin ölümsüz kalması için hemen ilk adımı attılar. İzmir'in başta Büyükşehir olmak üzere CHP'li belediyelerinden bu konuda henüz "tık" yok.. Tabii, Başkan Kocaoğlu şu sıralar çok meşgul çünkü. Malum 7 Nisan'da milletvekili listeleri kesinleşeceği için Başkan Aziz Kocaoğlu'nun çok!! daha önemli işleri var, o yüzden Ankara'da kamp kurdu, siyaset yoldaşlarını milletvekili adayı yapmak üzere Genel Merkez'den gelemiyor.

ŞARKISINA BİLE TAHAMMÜL EDEMEDİLER


Şehit savcımızın teröristlerce rehin alındığı süreçte elleri ayakları bağlı, diz çöktürülmüş ve alnına silah dayanmış fotoğrafının yayınlanmasına, alçak terör örgütünün bu yolla propaganda yapmasına "gönüllü" aracılık eden gazeteler arasında bunu "basın özgürlüğü" olarak görenlere iki gündür diyeceğimizi dedik. Sizler de okudunuz, gelen yüzlerce mail ve mesajdan da anladığım kadarıyla sevinerek söylemeliyim ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milleti olarak tamamına yakınımız aynı düşünüyoruz. Bu vatan hainlerine olan öfkemiz de, tepkimiz de aynı çünkü.
Neyse ki, hemen ertesi gün bu görüntüleri kullandıkları için pişman olduğunu söyleyen basın kuruluşları oldu. Basın özgürlüğü adı altında terör örgütünün propagandasına alet olmak ve şehit savcımızın yetim kalan 9 yaşındaki oğlu Muhammed ve eşi ile ailesinin bir daha asla unutamayacağı bu fotoğraf karesiyle azaplarını milyon kat daha artırmak, acaba hangi özgürlüğe değer?
Cumhuriyet Gazetesi'nin dünkü manşeti, kelimenin tam anlamıyla "ibretlik" idi.. Hala daha savcıyı öldüren teröristler için "saldırgan" ifadesini kullanmakta ısrarcı olan Cumhuriyet Gazetesi, çıkan olaylarda gözaltına alınanlara, polisin "Ölürüm Türkiyem" şarkısını dinleterek "işkence" ettiğini ileri sürmüş. Tek kelimeyle PES...
Cumhuriyetçilerin rahatsız olduğu bu türkünün sözlerini hatırlar mısınız?
"Baş koymuşum Türkiyem'in yoluna
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağın akışına ölürüm Türkiye'm.
*
Sevdalıyım yangın yeri bu sinem
Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem
Pınarlardan su doldurur Eminem
Mavi boncuk takışına ölürüm Türkiye'm.
*
Düğünüm, derneğim, halayım, barım
Toprağım, ekmeğim, namusum, ar'ım
Kilimlerde çizgi çizgi efkarım
Heybelerin nakışına ölürüm Türkiye'm..

Herhangi bir partiye, ideolojiye sığmayacak kadar büyük bir vatanperverliğin ifadesi olan bu sözler ve müziğin, Cumhuriyet Gazetesi yöneticileri için öyle "çekilmez" bir karşılığı var ki; "işkence" olarak dinletilme dışında ifade bile bulamamışlar!!
Bu güzel ülkem için artık kimsenin kanı dökülmesin, kimse ölmesin ama ben bıkmadan, usanmadan "Ölürüm Türkiyem" türküsüyle 77 milyonun her şeye hazır olduğunu biliyorum.

AKREDİTE DEMİŞKEN.. MİSKET DİKMEN'E 2 SORU


Basın özgürlüğü demişken, dün İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nin yeni seçilen Yönetim Kurulu Başkanı Misket Dikmen'in yaptığı ilk açıklamaya değinmeden geçemeyeceğim. Benim kadın konusundaki hassasiyetimi bilmeyen yok ve ilk kez bir kadının 'Cemiyet Başkanı' seçilmiş olmasından dolayı memnun olduğumu belirtip, İzmirli basın emekçilerinin sorunlarıyla daha fazla ilgilenmelerini dilediğim yönetime de başarılar dilerim.
Misket Başkan dünkü açıklamasında; en başta sizlere hatırlattığım o iğrenç fotoğrafı (teröristlerce rehin alınan savcının başına silah dayanmış fotoğraf) yayımlayan basın kuruluşlarının, şehit savcımızın cenaze törenine akredite yapılmamasını eleştirmiş.
Şöyle demiş: "Tartışılması gereken konu, o fotoğrafın yayınlanıp yayınlanmaması değil, fotoğraf yayımlandıktan sonra bizzat Başbakan'ın emriyle akreditasyonların reddedilmesidir." Ve devam etmiş: "Bunu yaptıkları için kurumlara bir yaptırım uygulanacaksa da bunun yöntemi, o kurum ve kuruluşların haber takibini engelleyerek olmamalıdır. Türk basın tarihinde ilk kez yaşanan böylesi bir durum; basın ve ifade özgürlüğüne yönelik engellemelerin nereye kadar gideceğinin de açık ifadesidir."
Sayın Misket Dikmen..
Sanırım haberiniz yok (Gerçi siz, bir önceki başkan Atilla Sertel'in de yönetiminde idiniz!).
Bu kentin Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, son 18 aydır Yeni Asır'a ve muhabirlerine "akreditasyon" uyguluyor.
Yani; belediyenin hiçbir etkinliğine Yeni Asır ve muhabirleri davet edilmiyor.
Sebebi; Yeni Asır'ın sadece ve sadece gazetecilik yapması.
Belediyenin icraatlarıyla ilgili vatandaştan bize gelen bilgi-belge ve sıkıntıları yansıtan tek gazete olarak Yeni Asır'a, bu kentin, bu bölgenin 120 yıllık en büyük gazetesine "akreditasyon" uyguluyor Aziz Kocaoğlu.
İzmir'den milletvekili seçilmeye hazırlanan CHP'nin Genel Başkanı ve tüm yöneticileri de bu durumdan haberdardır ve ağızlarından "basın özgürlüğü" sözü düşmeyen CHP'nin hiçbir yetkilisi kılını dahi kıpırdatmamıştır.
Ve 7 Haziran'da aynı partinin İzmir'den milletvekili seçimine girecek olan, sizden bir önceki İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel'e bu konu, bizzat hem ben hem de pek çok arkadaşım tarafından defalarca iletilmiş ve Yeni Asır'da çalışan onlarca gazeteci gibi İzmir'deki 700'ü aşkın gazetecinin meslek kuruluşu olan Cemiyet Başkanı olarak bu konuda bir adım atması, tepki göstermesi ve açıklama yapması istenmiştir. Oysa; kendisinin ve sizin de aralarında bulunduğunuz yönetim, Yeni Asır'ın 18 aydır Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın uyguladığı akreditasyon yasağı için hiçbir şey yapmadığı gibi "Siz de adamın üzerine fazla gidiyorsunuz" ifadesiyle neredeyse "suçlu" çıkarılmışızdır.

AÇIKLAMA BEKLİYORUZ..
Ve Sayın Misket Dikmen.. Onlarca üyenizin olduğu Yeni Asır'a 18 aydır uygulanan haksız-mesnetsiz akredite yasağını tekrar hatırlatmak ve 2 soru sormak isterim.
Sizin öncelikli göreviniz, size üye basın emekçilerinin ve basın kuruluşlarının haklarını korumaktır. Ve bu bağlamda 18 aydır sessiz kalınan, Yeni Asır'a uygulanan ve Yeni Asır okurlarının haber alma özgürlüğünü kısıtlayan haksız akreditasyonun kaldırılması için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı düzeyinde bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?
Şehit cenazesiyle ilgili akreditasyona yönelik dün yaptığınız ve basın özgürlüğüne darbe diye lanse ettiğiniz netlikte, Yeni Asır'a 18 aydır uygulanan akredite yasağını eleştiren bir yazılı açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.