Adaylar oy peşinde çırpındılar. Kulüpler taraf tuttu ve anlaşarak destekledikleri adayları ilk defa yayınladıkları aleni deklarasyonlarla güçlendirmeye çalıştı. Yaşama savaşı veren tüm kulüpler de spor anlayışlarını dejenere etme pahasına, fırsattan istifade ederek ve yaptıkları çetin pazarlıklar sonucu koparabildiklerini kopardılar, vaatler aldılar. Bürokratlar ve her türlü sivil toplum örgütleri devredeydi ve her zamankinden daha fazla güçlerini kullandılar.
Adayların ve ekiplerinin maalesef çok amatör kaldıkları toplantıda, oylama süresi kararı verilmesindeki bocalaması dışında, özellikle sayımlar sırasında Divan Kurulu Başkanı ve üyeleri muhteşem ve örnek bir yönetim tarzı sergiledi. Bu önemli genel kurul fırsatında, her konuda konuşması ve sorular sorması gereken delegeler de tam tersine federasyonun son durumu ve geleceği ile ilgilenmedi. Hatta bir an önce seçime geçilmesi için ellerinden geleni yaptı. Ve delege sisteminin ne denli yanlış olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. Seçim sonunda tenisimiz ilk defa bir bayan başkana teslim edildi. Adaylar medya ile ilişkilerinde bir ilki başlatarak ümit verdi. Ve seçim sonunda Başkan ve Yönetim Kurulu belirlendikten sonra her cenahtan sesler kesildi! Evet, örnek bir seçimdi... Ama ne örnek!
Yeni Federasyon ekibine kritiklere başlamadan önce biraz daha beklemekte yarar olduğunu düşünüyorum: Yeter ki Federasyon bu toleransımızı iyi değerlendirsin ve çalışmalarına aldıkları kritikler ölçüsünde yön versinler. Umarız yaşayacağımız güzel ve olumlu gelişmeler sayesinde alkışlardan başkaca ses çıkmasına fırsat vermezler.
2009 böyle geçti
Dünya tenisi yılın son sınavlarını, erkeklerde 29 Kasım'da Londra ATP World Tour Championships'te Rus Davidenko'nun finalde Del Potro'yu yenerek şampiyonluğa ulaşması; Davis Cup'ta İspanya'nın Çek Cumhurieti'ni 5-0 yenerek şampiyon olması; bayanlarda ise Doha'da yapılan Serena'nın Sony Ericsonn World Championsships'te şampiyon olması ile vermiş oldu. Nadal son 3 maçını da kaybederek seneyi birinci bitirme şansını yitirdi ve çok insanı hayal kırıklığına uğrattı. Federer World Tour yarı finalinde yenilmesine rağmen dünya sıralamasında birinciliği kaptırmadı ve muhteşem tenis hayatına yeni rekorlar ekledi.Bayanlarda dünyanın 1 numarası Serena Williams tehdit ettiği çizgi hakeminden dolayı para ve 2 yıl ertelemeli men cezası aldı...
Bu arada ortalık toz duman, kortlar revire döndü. Herkes sakat... Tenis çok zor ve ağır bir spor anlaşılan... Clijsters'ten sonra Henin de Avustralya Açık'ta tekrar kortlara döneceğini, senelerin şampiyonu Mauresmo ise tıpkı Safin ve Santoro gibi artık profesyonellikten çekildiğini açıkladı.
Agassi'den sonra Santoro'da otobiyografisini yayınladı... Bu kitap yazma olayı da sanırım moda olmaya başladı.
İstatistikler ve biz
Bu ülke düşünün; zenginliği, eğitim düzeyi dışında nüfusu, yüz ölçümü, iklimi neredeyse bizimki gibi...
Fransa'da: 10 bin kulüp, 33 bin kort ve 3 milyondan fazla oyuncu var. Bunlardan 30'u dünyanın ilk yüz oyuncusu arasında. Fena sayılmaz değil mi?
Klasmana girenler: 9-10 yaş grubunda 5 bin 923, 11-12 yaşta 20 bin 20, 13/14 yaşta 29 bin 664, 15-16 yaşta 32 bin 405. Üniversiteler giriş dönemi olan 17-18 yaşta yüzde 23 düşüşle yalnızca 25 bin, 9-18 yaş arası ise toplam 114 bin genç oyuncu var. Büyüklerde 18-34 yaş arası 88 bin 351, veteranlarda +35 yaş gurubunda 72 bin 735, +45'te 30 bin 523, +50'de 20 bin 885, +55'te 15 bin 364, +60'ta 13 bin 312, +65'te 7 bin 901 ve + 70'te 3 bin 195 oyuncu. Toplam 252 bin 266 yetişkin oyuncu.(Gençlerden daha fazla) Buna rağmen birinci sınıf oyuncuları yalnızca 218 (üst seviye oyuncuları yalnızca 30 erkek ve 20 kadın olmasına rağmen Fransa'da yaşayan 168 yabancı oyuncu ile beraber). İkinci sınıf oyuncular piramidin altında 13 bin 527,
standart oyuncular 81 bin 071 ve sınıfsızlar ise 271 bin 463. (Bunlardan 92 bin 249'u kadın) Bizim bu seviyelerden çok uzak olduğumuz kesin. Bu durumda yapılacak şey, nedenlerinin üzerinde durmak olmalı.
