Evet, geçen haftaki 383. Tenis Gündemi köşesinde aynen böyle demiştim... Amacım Federasyon Başkanımız Ayda Uluç'u uyarmaktı. Bilenler bilir, kendisi, tenisin gelişmesinin, büyük futbol kulüplerinin ilgilerinin çekilmesinde yattığına inanarak, başta Fenerbahçe olmak üzere kulüplerin birer tenis şubesi açmalarının çok yerinde olacağını söylemişti. Ben de, çok uzağa gidilmesine gerek olmadığını, İzmir'de zaten bunun örneklerinin var olduğunu hatırlatarak, tenis şubelerinin futbol kulüpleri içinde veya yanında kaldıkları müddetçe daima ezileceklerini anlatmış, İzmir'den örnekler vermiştim.
Karşıyaka benim de doğup büyüdüğüm yerdir. KSK Tenis Şubesi'nin yeni başkanı, yazımın içeriğinde, hakikaten benim de çok başarılı bulduğum, ancak bu konu içinde yer almasının gerekli olmadığını sandığım alt yapılarının başarılarını önemsemediğim için bana kırılmış. Haklıdır da. Ancak ben, tenisin içinde bulunan bir başkanın bu önemli konuyu bilmeyeceğini düşünememişim, yazının amacını da her halde iyi anlatamamışım. Affola
Ben bir Melis Sezer'i nasıl bilmem? ENKA'ya transfer olduğu zaman çok üzüldüm? TED'e transfer olan Kaan Şenolsun neden gitti? Tuğçe Doğan, Ece Fırat, İdil Hacıarifoğlu benim ilk göz ağrılarım ve daha nice başarıyla raket sallayanlar. Evet, hakikaten verimli bir alt yapıları oluşmuş. Ancak bunlar benim için henüz tenisteki geleceğimiz, ümitlerimiz. Yeter ki bunlar da başka kulüplere kaptırılmasın!
Tekrarlıyorum; tenis bu şekilde gelişmez. Tenisçi ancak tenis kulüplerinden çıkar. Tenis kolektif bir spor dalı değildir, teniste takımdaşlık yoktur, tamamen bireysel bir spordur, hiç bir spora benzemez... Örneğin Fransa'da 10 binden fazla tenis kulübü var ve tenisçiler hep oralarda yetişir. Hiçbiri bir futbol kulübünün şubesinden çıkmamıştır.
Aslında konu başka... Mademki Türkiye'de tenis şubeleri kurulmuş, o zaman Fenerbahçe gibi yenilerine el atmadan bunları canlandıralım, yani futbolun yanında bir özerklikleri olsun, kendi kazandıklarını kendileri harcasınlar, başkanlarını kendileri seçsin, ömürleri kulüp başkanlarının iki dudağının arasında olmasın. İnanmasam da denenmesi taraftarıyım... Ancak yine de biliyorum ki, yalnız bizde değil, tüm dünyada futbol, kendi yarattığı müthiş ekonomik ortamda her geçen gün giderek artan bir şekilde daha da zora giriyor.
Derdimiz yok amacımız var
Amaç, tenis sporunun gelişmesine ve yeni yeni yıldızların çıkmasına büyük katkıda bulunması beklenen, kulüplerin ve de özellikle tenis federasyonun, kişilerin hükümranlığından kurtarıp kurumsal ve şeffaf bir yapıya kavuşmasına yardımcı ve destek olunmasıdır. Bilinen ve istenilen tek şey, hiç zaman kaybetmeden, başarılı oyuncuların sayısının ülkemizde de giderek arttığını görmektir.
Sorunlar aynı mı?
Tenis çok yönlü ve çok kapsamlı bir spor. Maalesef herkesin derdi başka... Kimisi hakkı yenen evladından, yetiştirdiği oyuncusundan, kurdukları alt yapı çalışmalarından, kulüplerinden, özel sorunlarından, halledilemeyen problemlerinden bahsedilsin isterken, kimileri de ana ve genel sorunlar peşinde koşup tenisin özüne inmeyi yeğliyor. Ortak noktaları hedefleyenler ise iki arada bir derede kalabiliyor.
Asıl sorun, özüne inemeden detaylara arasında kaybolmakta! Yeterince samimi bir yaklaşım içine girilememesinde ve de ilgili mercilerin diyalogdan yana olmamalarında yatıyor.
Marsel başardı
Marsel İlhan hep söylediğimiz dünya sıralamasındaki ilk 100 oyuncu içine girme hedefimize her geçen gün bir adım daha yaklaşıyor. Bugün dünyanın en iyi 137 oyuncu arasında yer alıyor. İlk 100 oyuncu içine girmesine de az kaldı. Ne mutlu ona, ne mutlu bizeAncak tepeye yaklaştıkça işler daha da zorlaşacak, daima formda ve fit olması, istikrarlı olması şart olacak. Ayrıca en az riskle bol puan toplayıp, her turnuvada en azından silinecek puanları kadar, puan almayı hedefleyip bunu da başarabilmeli...
